“Hem kişisel gelişim diye bir şey yoktur; kişinin gelişimi vardır”

“Hem kişisel gelişim diye bir şey yoktur; kişinin gelişimi vardır”

44
0
PAYLAŞ

Mezunu olduğum üniversitenin kariyer merkezi, üçüncü veya son sınıfta okuyan öğrencilere gönüllü mentorluk yapmak isteyen mezunlara geçen ay bir çağrıda bulundu. Ben de ‘ekmeğin aslanın ağzından midesine, hatta ince bağırsağına indiği’ bu dönemde küçük de olsa bir katkıda bulunmak istedim ve üç genç arkadaşıma mentorluk yapmak üzere gönüllü oldum.

Yaptığımız görüşmelerde, geleceklerine yönelik kendi büyük resimlerini görmelerine yardımcı olması adına kendilerini en güçlü şekilde ifade ettiğini düşündükleri dört değeri adlandırmalarını rica ettim. İçlerinden bir tanesi, değerleri arasında ‘kişisel gelişim’i saydı ve bununla ilgili aşağıda ilk iki cümlesini aktarmakta olduğum görüşlerini paylaştı.

“Günümüzde ne kadar içi boşaltılmış bir kavram da olsa benim için belki de en önemli değer olduğunu söyleyebilirim. İnsan ömrünü bireyin sonuna kadar kendine her pencereden bir şeyler katması, yeni şeyler öğrenmesi, kendini geliştirmesi gereken bir zaman dilimi olarak görüyorum”.

Öğrenmeyi ve kendini geliştirmeyi ömür boyu sürecek bir eylem olarak tanımlayan bu genç arkadaşıma şu soruyu yöneltmeden edemedim.

“Kişisel gelişimin içinin boşaltıldığını sana düşündürten ne oldu”?

Aldığım cevap şuydu.

“Birinin çıkıp ‘şunu yaparsanız, bunu hayatınıza katarsanız gelişirsiniz’ diyerek bana kişisel gelişim yöntemlerini hap misali sunması hoşuma gitmiyor. Hem kişisel gelişim diye bir şey yoktur; kişinin gelişimi vardır”.

Kişisel gelişim yoktur; kişinin gelişimi vardır! Bu cevabı, kendisiyle görüşmemiz bittikten sonra uzun uzun düşündüm. Onun bu ifadesi beni üniversite yıllarıma, ta 27 yıl öncesine götürdü. O yıllar kendimi iş hayatına hazırlamak adına bol bol kitap okuduğum bir dönemdi. Özellikle iş idaresine ve organizasyonel davranış bilimlerine odaklanan, yabancı guruların kaleme aldığı eserlerdi bunlar. Satırlarında yer alan kavramları defalarca okusam da anlayamazdım bu kitaplarda yazılanları. ‘Acaba ne kastediyorlar burada yazdıklarıyla?’ diye kendime sorduğum ve okurken kendimi çaresiz hissettiğim zamanlardı o yıllar.

Sonraki yıllarda ise çalışma hayatına dahil olmuş genç, heyecanlı ve kendini öncelikle yine kendine ispat etme gayretindeki bir kişi olarak daha önce okuduğum bu kavramlarla karşılaş(a)mamış olmanın şaşkınlığını yaşadım. Ta ki, o yabancı uzmanların deneyimlerine, karşılaştıkları olaylara ve insanlara dayanarak yazdıklarının Anglo Sakson kültürünün şekillendirdiği toplumların değerlerine ve zihin şablonlarına dayandığının farkına varana dek. Sonuçta okurlarına aktardıkları safsata değildi. Sadece düşünüş ve davranış tarzları farklı kültürlerin yansımalarıydı yazdıkları. On binlerce basılan bu kitaplar birçok yabancı dile çevrilirken Türk okuru da elbet unutulmayacaktı. Hele ki, bu konularda yazılmış eserler dönemsel olarak zirve yapan en çok okunan kitaplar listesinde ilk sıraları işgal ederken.

Bu konuda gözden kaçırılmamasında fayda gördüğüm bir diğer husus da gelişim yolculuğunun bireyin özüne, gereksinimlerine, tutkularına, hayallerine, özetle bizzat kendisine has bir rotasının bulunduğu gerçeği. Her birimizin varacağı nokta benzerlik taşısa da yolculuğumuzda adımlayacağımız patikalar farklı olacaktır.

‘Bilirkişi’ olarak görülen kişilerin ağızlarından çıkan o ‘evrensel gerçekler’ ne kadar doğru olsa da başka birinin ağzından dökülürken çıkardıkları o tılsımlı sesi dinlemekle ve duyduklarımıza iç sesimizle onay vermekle yetinmek; lâkin, anlamlarını içselleştirememek, dönüşümü başlatacak olan adımı atamamak, hayalini kurduğumuz dengeye ve dinginliğe bir türlü erişememek bizi içinde bulunduğumuz durumdan daha da geriye götürecektir. İsteyip de yapamıyor olmanın dayanılmaz ağırlığını daha da kuvvetli hissediyor olacağız büyük olasılıkla.

Oysa gelişimi başlatan ilk adımı atacak olan yine kişinin kendisi. Kişinin gelişimi, okuduklarını, dinlediklerini, yaşadıklarını, gözlemlediklerini, hissettiklerini sentezleyerek çizeceği rotada ilerlemeye başlamasıyla mümkün. Tüm bu kaynaklar, onu içinde bulunduğu ana kadar getirmiş olan kişisel kazanımları ve onu kendi yapan değerlerinin yansımaları aslında. Yalnız kendisine has olan ögeler.

İşte bu yüzden kişisel gelişim yolculuğu kişinin kendi gelişim yolculuğu olacaktır.

Ünal Elbeyli