Hayatı yaşamanın merkezinde “an” var sözün kısası…

Hayatı yaşamanın merkezinde “an” var sözün kısası…

43
0
PAYLAŞ

Birçok sıkıntı ile karşı karşıya kalıyoruz hayatımızda… İş yerindeki problemlerimiz, aile içi anlaşmazlıklar, ekonomik ölçütler, sağlığımızdaki iniş çıkışlar. Pekiyi bunların ne kadarı gerçek? Şunu belirtmek isterim ki bu sıkıntıların büyük bir bölümü bizim zihnimizin ürünleri. Gerçekten karşılaşılan zorluklarla bizim zihnimizde sorun ve zorluk olanlar, olabilecekler arasında ciddi bir uçurum var. İşte anda olmak, anda kalmak’ta tam olarak bu noktada devreye giriyor.

Dün, bugün ve yarın zinciri içinde yaşarken; çoğu zaman dün başımıza gelenler, onlardan çıkardığımız sonuçlar, yarın için hayaller ve gerçekleştirme yolunda karşımıza çıkabilecekler bizim düşüncelerimizin büyük bir kısmını oluşturuyor. Tüm bu düşünceler haliyle duygulara dönüşüyor; üzüntü, pişmanlık, hayal kırıklığı veya endişe, korku, öfke gibi… Son olarak da davranışlarımıza etki edip doğal olanın dışına çıkarak farklı aksiyonlar almamıza, ya da hiç aksiyon alamamamıza sebep oluyorlar. Eee davranışlar tam olarak şu an gerçekleşen çıktılarsa ve bunlar dünün kırgınlıkları ve yarının şüpheleri içinde şekilleniyorsa bu anı nasıl etkiliyor sizce? Dün ve yarının karışımı bir çıktıyı aslında tam olarak şu anda hayata geçiriyorsak anı yaşamak nerede? Anı yaşamıyorsak hayatımızı tam olarak gerçekten yaşadığımızdan, amacımızı yerine getirdiğimizden ne şekilde emin olabiliriz ki?

Hayatı yaşamanın merkezinde “an” var sözün kısası… Şu an ne olup bittiği, dünden ve yarından bağımsız olarak tam içinde bulunduğun anda içinde bulunduğun olaya karşı ne hissettiğin, ne düşündüğünde. 10 yıl önce yağmurda ıslanıp nasıl da hasta olmuştum yerine şuan yağan yağmur bende ne uyandırıyorda. İlk ilişkimde aldatılmıştım, erkeklere güvenemem yerine karşımdaki kişi bana ne oranda güven hissi aktarabiliyorda. Bu şartlar altında birçok kişi işten çıkarılıyor, elimdeki işe odaklanmak yerine yeni bir iş arayayım yerine, şuan ki durumumu iyileştirebilecek neler yapabilirimde. Kendimi tükenmiş hissediyorum yerine, vücudumda neler oluyor, ne hissediyor, ne düşünüyorumu kendine sorup yargısızca cevapları dinlemeye, gözlemlemeye çalışabilmekte.

Söylemesi kolay tabi, ama yap denildiğinde yapılmıyor ki diyorsanız; çok haklısınız. Çünkü dediğim gibi tüm bunlar zihnimizde olup biten döngüler. Ve zihin ne kadar uzun süre aynı tarza bağlı kalırsa onu o kadar benimsiyor, bir o kadar da güvenilir, sağlam, en kısa yol ilan ediyor. Yani kendinizi bu hale getirmek için çok emek verdiniz, malum değişim için de emek ve zaman gerekiyor.

İşte anda kalmak konusunda size yardımcı olacak…   Bu yolu takip ederken zaman içinde göreceksiniz ki bir bakmışsınız eski yolların yerine yenilerini öğrenmişsiniz, üstelik ayağınız da alışmış, eski yolu unutmuşsunuz bile.

ACELE ETMEYİN

Dediğim gibi diğer yolları inşa etmeniz yıllarınızı aldı. Acelecilik sizi başarısız olduğunuz, işe yaramayacağı gibi düşüncelere iterek motivasyonunuzu düşüreceğinden sürece çelme takacak yaklaşımlardan biri. Aynı zamanda acele etmek bir taraftan da anda olmadığınız, gelecek için endişe ettiğiniz anlamına gelir ki bu ancak eski alışkanlığınızı pekiştirmektir.

DİKKAT DAĞITICILARI FARK EDİN

Günümüzde anda olamamamızın önemli sebeplerinden biri de sürekli dikkat dağıtıcılarla beraber yaşıyor olmamız. Alışkanlığınızı pekiştirene kadar öğrenme aşamasında yapacağınız çalışmalarda kendinize ait bir zaman aralığı ayırıp telefonunuzun sesini kısıp çevrenizden sizi bir süre yalnız bırakmalarını rica etmekte hiçbir sorun yok. Odaklanma sorununu aşamadığınız sürece kendi sesinizi duyma olasılığınız gittikçe düşecektir. Bana kalırsa hepimiz günde 15 dakikayı kendimize ayırmayı hak ediyoruz.

KENDİNİZİ DİNLEMEYİ ÖĞRENİN

Anda ne olup bittiğini fark edebilmenin en önemli noktası kendinizi duymaya başlamaktır. Burada kastım sadece zihninizdeki sesleri, düşünceleri duymak değil. Sizinle sürekli iletişim halinde olan tüm duyularınızı dinlemeye başlamak. Şu an bulunduğunuz ortamın kokusu nasıl, yediğiniz yemeğin tadı nasıl, sizce nelerden oluşuyordur o yemek? Çevrenizdeki seslerde neler var? Araç sesi, çocuk ağlaması, müzik? Vücudunuzda neler olup bitiyor? Ağrıyan bir yeriniz var mı? Kaşınan, sıcak veya soğuk olan? Teninizde hissettiğiniz bir rüzgar, nem? Aç mı hissediyorsunuz? Ayaklarınızın altında ne var halı mı, taş mı, nasıl bir his veriyor size? Yumuşak, soğuk, rahat, rahatsız? Pekiyi nasıl duygular var içinizde, bu duygular sizi nasıl görüntülere götürüyor? Hangi düşünceler akıyor zihninizden?

Bunların hepsini müdahale edip değiştirmeye ya da derinleştirmeye çalışmaksızın sadece ve sadece gözlemleyebilir misiniz? Bu kendinizi dinleme ve hatta tanıma konusunda sizi çok başka noktalara taşıyacak, sözünü verebilirim.

MEDİTASYON YAPIN

Sadece hayatın akışında değil, özellikle bu alışkanlığı kazanmaya başladığınız ilk zamanlarda meditasyon sizin en yakın dostunuz, öğretmeniniz olacak diyebilirim. Yukarıda bahsettiklerimizi sadece hayatın akışında değil hatta başlarda meditasyon ile yapmak size farkındalık anlamında oldukça yararlı bir disiplin kazandıracak diyebilirim. Nefesinizi takip ederek birkaç dakika geçirerek başlamanız bile sizin geçmiş ve gelecekten koparak anda ki bir duruma odaklanma becerinizi önemli ölçüde geliştirecektir.

DUYGU ve DAVRANIŞ ARASINA MESAFE KOYUN

Duygusal zekanın neredeyse tanımı olan bu durumu belli bir meditasyon süreci ve alışkanlık kazanma çabası arkasından yapmaya başlamak, hazırladığınız zemin üzerinde yeni alışkanlığınızı hayata geçirmenizi kolaylaştıracaktır. Çevrenizi, kendinizi anda kalarak gözlemleme becerisini edindikten sonra artık duygu, düşünce ve davranış zincirimizi de gözlemleyebilecek noktaya varırız. Burada ilk olarak olumlu durumlar ile başlamakta fayda var. Sizi mutlu eden, neşelendiren, keyif veren bir durum karşısında reaksiyonunuzu göstermeden yani davranışa geçmeden kısa bir süre durun ve bu duyguyu size neyin hissettirdiğine, bu düşüncelerin altında ne yattığına kısaca bir göz atın. Eğer bu da zor geliyorsa başlarda olay olduktan sonra ufak bir süreyi bu çalışmaya ayırarak kendinizi alıştırabilirsiniz. Ardından zor olaylardaki tepkilerinizi incelemeye koyulun. Göreceksiniz ki bir süre sonra bu tepkilerin altında ne kadar büyük bir kısım geçmişle ve gelecekle ilgili. Bunların ayrımını yapmaya başladıkça anda kalabilme beceriniz de gittikçe yükseliyor olacak.

Anda kalmanın tadını yakaladığınızda geçmişe çok da takılmayacağınız için bu yazıyı da belki unutmuş olacaksınız. J Unutmayanlar olursa güzel sonuçlarınızı dört gözle bekliyor olacağım.

S. CEREN YILMAZ, PCC

Kişisel Gelişim Eğitmeni