HAYAT ÜÇGENİ

HAYAT ÜÇGENİ

113
0
PAYLAŞ


Hayat üçgeni; kurban, kurtarıcı, suçlayıcıdan oluşmaktadır. İnsan ilişkilerinde çoğumuz bir şekilde bu üçgenin içinde buluruz kendimizi. Üzgün birisini görürsün, kurtarmak (yardımcı olmak) istersin, daha sonra kendini suçlanırken bulursun (her şey senin yüzünden oldu). Haksızlığa uğradığını düşünür ve sürekli kendinden ödün vermeye çalışırsın, ta ki “yeter” diyene kadar. O zaman da senden daha kötüsü yoktur.

Bazen sevdiklerimizi korumak için onların hayatlarına dâhil oluruz. Onların acı çektiğini görünce onlar için çıkış yolu ararız ve kurbanı kurtarma operasyonu başlar.

Hayat üçgenine dâhil olmadan iletişim mümkün mü, yardım isteyene yardım etmeyecek miyiz? Elbette yardım edeceğiz ancak bunun derecesini bilip bilinçli olmak şarttır. Nasıl olacak? Yardım isteyen kişi ilk başta kendi yolunu kendisi bulmalıdır. Karşıdaki kişi için ödün verirsen bunun devamı gelecektir. Derdinin dermanı kendi içinde, bunu gör. Eğer seni ben kurtarırsam, aynı sorunla karşılaştığında yine birisine ihtiyaç duyacaksın, çözüm bulmaya çalışmayacak ve hep kurban olacaksın. Bir diğer bakış açısı ise; yaşadığımız sıkıntılar bizi olgunlaştırır ve çözüm bulamazsak bu olgunlaşma yarım kalacaktır. 

Bir çocuğu ele alalım, küçük bir çocuk koltuğa çıkmak istiyor ancak düşüyor ve denediği halde başarılı olamıyor. İçsel dürtü olarak ebeveyn onu arkadan itip koltuğa çıkmasına yardımcı oluyor. Çocuk, bunun için yarım çaba harcamış ve kendi çabasıyla başarılı olamamıştır. Eğer ebeveyn yardımcı olmasaydı, çocuk belki de bir yastık alıp basamak fikrini geliştirecek, o şekilde koltuğa çıkmayı düşünecekti ve kendi çözüm yolu ile başarılı olacaktı. Deneyecek ve sabredecekti, çözüm bulacaktı. Hayat da böyledir. Denemeliyiz ve belki de o yastığı bulup, basamak olarak biz de kullanabiliriz.

Genel iletişime gelirsek; hepimizin sıkıntıları, dertleri oluyor. Bunları biz yaşıyoruz ve bu sıkıntıları anlatıp rahatlamak istiyoruz. Benim kullandığım iletişim dili; ne hissediyorsun, ne istiyorsun, ne düşünüyorsun’dur. Bunları sorduktan sonra âcizane fikirlerimi söyleyip, sonunda “sen bilirsin” diyorum. Çünkü sen bilirsin, kimse kimsenin adına karar veremez.

Yaşadığımız hayatta ortak anılarımız olsa bile hissettiklerimiz farklıdır. En net gözlemim, karşıdaki kişinin ne düşündüğünü asla bilemeyeceğimizdir. Çünkü onun yaşadığı hayatı biz yaşamıyoruz. Empati kurmak istesek bile kendi hayatımızı baz alarak empati kurarız. Bu sebeple herkesin kendine has düşünceleri vardır. Bize doğru gelen düşünceye göre karşı tarafı yönlendirmeye çalışırız. Karşıdaki kişinin düşünce yapısını, bu şekilde düşünmesini sağlayan şeyin ne olduğunu sormayız. Karşı taraf kurban olduğu için birilerini suçlamaya hazırdır. Kimseyi suçlayamazsa hayatı suçlar, kaderi suçlar. Çünkü o bir kurban ve kurtarıcı arıyor. Kurtarıcı kurbana acır ve elini uzatır, onu oradan çıkartmaya çalışır. Ancak unutmayın ki; kurban, kurbanlıktan asla çıkmayacaktır. Ta ki yalnız kalıp, kendi çıkış yolunu bulana kadar…

Bu düşüncelerim bencilce gelebilir, haklısın. Eğer gün sonunda suçlanmak istemiyorsanız, kurtarıcı olmayın, objektif yaklaşın. Gerçekten yardım istemeyen birisine yardım etmeyin. En büyük yardım rehber olmaktır, yönlendirmek değildir. Biraz daha bilimsel düşünürsek, kişi kendi çözüm yolunu ararken, beynini çalıştırmaktadır. Çözüme ulaştığı zaman da güzel bir haz ve ferahlama ile karşılaşır. Bir başarı elde etmiştir, kendi yolunu bulmuş ve tam deneyime ulaşmış olur. Biraz düşün, içsel yolculuğa çık. Kurban mısın, yoksa kurtarıcı mısın? Eğer kurbansan çıkış yolunu bulmak için ne yapmalısın? İçsel yolculuğunda başarılar. Unutma çözümsüz hiçbir şey yoktur.


Zeynep TÜRKOĞLU
Yönetici Koçu
Halkla İlişkiler Uzmanı