HAYAT NEDİR? NASIL DAHA KEYİFLİ YAŞANABİLİR?

HAYAT NEDİR? NASIL DAHA KEYİFLİ YAŞANABİLİR?

236
0
PAYLAŞ

Hayatı üzerine bindiğimiz bir atla yaptığımız yolculuğa benzetiyorum. Yolculuğun nereye olduğunu, ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Hayat yolculuğunda yanımızda bize eşlik eden kişiler olsa da, esas olan o at ve biziz.

Hayat yolculuğuna devam etmemizi sağlayan şeyler becerilerimiz, arzularımız ve tutkularımız olduğu kadar, bunlara eşlik eden dış faktörler aynı zamanda. Atı tüm o dış faktörler olarak gözümde canlandırıyorum. Hangi ata bineceğimiz, içine doğduğumuz ailede belirleniyor önce. Sonrasında at da bizimle birlikte büyüyor, gelişiyor, değişiyor. Onu baştan biz seçememiş olabiliriz ama onun gelişiminden, değişiminden ve yönetiminden sorumlu olan bizleriz. Atla birlikte kimi zaman dört nala koşuyor, kimi zaman yavaşlıyor, kimi zaman da duruyor ve mola veriyoruz. Bazen dizginlerin elimizde olduğunu unutuyoruz ve at bizi kendi istediği yöne sürüklüyor. O zaman hayatımızın dengesi bozuluyor ve mutsuzluklar başlıyor.

Hayatımızın kontrolünü elden bırakmak ve atın sürüklediği yöne gitmek ya da elimizde olmayan şeylerden şikayet etmek, bize onlarla mücadele etmekten daha kolay gelebiliyor. Çıkmaza düştüğümüzü hissediyoruz ama bu çıkmazdan nasıl kurtulacağımızı bilemiyoruz.

Peki ne yapmalı da hayat yolculuğumuzu daha keyifli bir hale getirmeli?

Bu noktada en önemli şeyin kendimize ve elimizde olmayan dış faktörlere karşı sorumluluk alabilme becerisi olduğunu düşünüyorum. Kendimizi geliştirmek ve iç sesimizi dinleyerek farkındalıklar edinebilmek kendimize karşı en önemli sorumluluğumuz. Dış dünyayla ilişkilerimizin kalitesini de bunlar belirliyor. Hızla değişen dünyada biz de değişiyoruz, hayattaki önceliklerimiz de değişiyor.

İlk gençlik yıllarında odaklandığımız en önemli konu kendimiziz. Kendimizi tanımak için en bol vakte sahip olduğumuz bu süreç, ironik olarak aynı zamanda en cahil olduğumuz zamanlara denk geliyor. Daha sonra üniversite yılları kendimizi akademik olarak gelişmeye adadığımız, bir sosyal çevre oluşturmaya başladığımız yıllar. İş hayatımız başlıyor, bu sefer de iş hayatında var olabilmek adına çalışıyoruz. Evlilik, çocuk sahibi olmak derken farklı sorumluluklar binince üzerimize, zaman zaman kendimizden uzaklaşabiliyoruz.

Ne zaman ki hayat her anlamda rutine dönüyor, işte o zaman kendimizi hatırlamaya başlıyoruz. (Mutlaka kendini bu döngüye kaptırmadan, çok daha yüksek farkındalıklarla yaşayan okurlar da vardır, ki onlar benim her zaman gıptayla baktığım kişilerdir) Kendini felsefik anlamda derinleştirme süreci bu zamanlara denk geliyor.

Kendimizi unutmadığımızda ya da hatırlamaya başladığımızda diyelim; hem kendimizle, hem de hayatla ilgili farkındalıklarımız daima daha yüksek oluyor. Kendimizi tanımak için geçirilen zamanın çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Okumak ve düşünmenin yanı sıra kişisel gelişim öğretilerinden birisi olan koçluk da kişinin kendini tanımasına ve hayatı anlamasına katkıda bulunuyor ve farkındalıklarının artmasını sağlıyor. Artan farkındalıklarla farklı bakış açıları geliştirebiliyoruz ve önümüzdeki sis perdesi aydınlanabiliyor. Koç olma sürecinin ve koçluk hizmeti almanın en güzel tarafı tüm bu yolculukta size eşlik eden kişiler olmasına rağmen, bu kişilerin size bir şey dikte etmemesi, akıl vermemesi. Problem varsa çözüm aslında kişinin içinde, sağlıklı her birey kendi için en uygun çözümü gene kendisi bulma kapasitesine sahip.

Yazının başında bahsettiğim gibi dizginleri arada gevşetsek de, daima elimizde tutarsak ve hatta düştüğümüz anlarda kalkıp yolculuğa devam etme azmini gösterirsek keyifli bir hayat sürebiliriz. Bahsettiğim her an tetikte olan kontrolcü bir kişilik yapısı değil. Hayatın akışında kalarak ama o hayatı nasıl yaşayacağımıza dair kararları verenin sadece kendimiz olduğunu bilmenin işin püf noktası olduğunu düşünüyorum.

Sezgi Demir

BİR CEVAP BIRAK