Hayat… Gerçekler… İllüzyon

Hayat… Gerçekler… İllüzyon

116
0
PAYLAŞ

“Başkalarından saygı görme” ve “özsaygı” Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi piramidinin üst sıralarında yer alan iki basamak.

Bu piramidin “ait olma” basamağının bir yukarısında kendisine yer edinen “başkalarından saygı görme” bireylerin yaşamlarındaki prestij (itibar) güdülemesinden güç bulur. Birey yaşadığı toplumda kendisine yer edinip aile, dernek, kulüp, vb. bir çatı altında “ait olma” ihtiyacını giderdiğinde bir üst basamağa yönelir.

İtibar kavramı, önceleri kişinin duruşu, görgüsü, davranışı, karakteri, sahip olduğu olumlu nitelikleri gözetilerek değerlendirilirken bugün o kişinin sahip olduğu maddi unsurlar kişisel özelliklerine kıyasla daha fazla dikkate alınır oldu. Giyilen elbiselerin, kullanılan otomobilin, sahip olunan cep telefonunun, yaşanılan semtin, gidilen mekânların ve toplumsal hayata dair birçok unsurun, kişiyi kendisi yapan olumlu özelliklerin önüne geçmeye başladığına şahit olmaya başladık. Algıdaki bu dönüşüm her geçen gün ivme kazanıyor. Üstelik toplumun geneline yayılan bulaşıcı bir hastalık misali zaman geçtikçe de yaygınlaşıyor. Başkalarında gördüğümüzü sahiplenmek ve taklit etmek önüne geçilemez bir dürtü oldu.

Nasrettin Hoca’nın “ye kürküm ye” demesi misali, insanlar sahip oldukları maddiyatla kendilerini var eder olmaya heves eder oldu. Bu sayede çevrelerinden saygı görecekleri ya da en azından kendilerinin ayrıcalıklı olacağı inancı yer etti insanların zihinlerinde. Böylece de yanılsamanın büyülü girdabına kapıldılar.

İllüzyon gösterileri izleyenlere hoş vakit geçirtir. Sahneye çıkan illüzyonist aslında var olmayanı varmış; var olanı da yokmuş gibi göstererek seyircileri hayretler içerisinde bırakır. Geçmişte bu tür insanlara sihirbaz denmesi boşuna değil. İnsanlar, sahnede gözlerinin önünde gerçekleşen illüzyonu ağızları açık nasıl izliyorlarsa aynı illüzyonu hayatta da aynı hayret ve coşkuyla seyrediyorlar; daha da fenası bizzat yaşıyorlar. Toplumda saygı görme dürtüsü, üzerinde çalışma, özen, sabır gerektiren bireysel nitelikleri güçlendirme eylemi yerine kolay elde edilebilen parasal unsurlara yönelmeyi beraberinde getirdi.

Tüm bu olan biten, kişinin öz varlığı için daha büyük bir tehlikenin ufukta belirmesine sebep oluyor. Bireyin “özsaygı” kazanmak adına, başkalarından saygı görmek için yöneldiği yolu yürümeye devam etmesi ve yanılsama dünyasına hapsolması! Sayesinde başkalarından saygı gördüğüne inanmaya başladığı her ne ise ona sarılması ve bırakamaması!

Özsaygının, “değerler” temelinden ayrılıp illüzyon dünyasında savrulmaya başlaması, bireyin Maslow’un piramidinin tepe noktasındaki hayat boyu sürecek “kendini gerçekleştirme” yolculuğuna çıkamayacağı, kişisel farkındalığına erişemeyeceği ve değerlerini yaşamına yansıtamayacağı anlamına geliyor. Kısacası “anlam katamayacağı bir yaşamı” son nefesine kadar kısırdöngü içerisinde deneyimleyeceği sonucu ortaya çıkıyor.

21 yıl önce ışıklara yürüyen Barış Manço’nun “Halil İbrahim Sofrası” şarkısında dediği gibi “…sapa, kulba, kapağa itibar etme dostum, içi boş tencerenin bu sofrada yeri yok …

Ünal Elbeyli