HAYAT!!!

HAYAT!!!

124
0
PAYLAŞ

Bilmek ne güzel geliyor, merak insanı doğduğu andan itibaren tetikliyor ve gerek hayatta kalma gerek de yaşadım diyebilmek için ne çok şey deneyimliyoruz aslında her geçen gün.

Her sabah bugün ne öğreneceğim heyecanı ile uyanıp, her gece bunların muhakemesini yaparak uykuya dalmak gülümsetiyor insanı.

En çok da çocuklardan öğreniyoruz, çocuklukta öğreniyoruz  ya da en zor sorular çocuklarda ve çocukluğumuzda mı gizli veremediğimiz tüm cevaplar?

Çocuklar bitmeyen bir enerji ve merakla her şeyi soruyor, düşünüyor, hayal kuruyor, oynuyor ve tabi  illa ki büyümek istiyorlar yanlarında bizleri de hızla büyüterek. Halbuki günler geçiyor, bilse ki o masum çocukluk yılları çok özlenecek, bu kadar hızla koşulmaz ki geleceğe.

Geçen gün 7 yaşındaki yeğenim yine büyüttü beni. Bu kez konumuz yemekler ve yararları üzerineydi. Bolca sohbet ettik balıktan, sebzelerden, meyvelerden, etlerden, bazı şeyleri neden yiyemediğimizden. Ama onun ilgisi en çok da

yaşlandırmayı geciktiren yiyeceklere karşı oldu, ilginç geldi antiaging sözcüğü ve merakla sordu soruşturdu. Bu kez de benim merakım devreye girdi tabi ki. Sonucunda da bana dedi ki, ben sonsuza dek yaşamak istiyorum ölmek istemiyorum ki…

Ve o an onun yüz ifadesini görünce sessizlik çöktü sohbetimize ve rengi değişti sanki o an havanın, anın, dünyanın. Anlatamadım ona o an , ne desem bilemedim ki o minik gözlere.

Hayat bana yine bilmediğim yerden sormuş oldu.

Çocuklar için diyoruz ya dünyaya o gelmek istemedi diye, bizler istedik çocuğumuz olsun. Ayrıca sandık ki hep bizler hayal ettiğimiz gibi çocuklara sahip olacağız ve süper anne babalar olacağız. Ama görüyoruz ki öyle çok hata yapıyoruz ki.

Peki bu hataları neden yapıyoruz?
Çünkü zaman geçtikçe öyle doğdukları ilk günkü gibi bakmıyoruz gözlerine , dinlemiyoruz onları, yol göstereceğim derken itip çekiştirmeye başlıyoruz. Şefkatimiz bozuluyor sanki halbuki hep ilk günkü şefkatle sevebilsek, tıpkı ilk anne baba olmaya karar verdiğimiz zamanki heyecanımızla yada doğmayı bekleyen bir bebeğimizin yolda olduğunu ilk öğrendiğimiz andaki gibi, hep kötü notlar başarısızlıklar konuşulup kararlar alınmasa evlerde, başarılı bulduğumuz her söz her davranış söylense, başarısızlıklarında ise daha çok hissettikleri konuşulsa sonuçtan ziyade.

Sevgi, şefkat ve merhamete hep ihtiyacımız var.
Büyüdükçe kelimeler anlamını yitiriyor, masumiyet yok oluyor, belki de dürüstüm derken aslında olduğumuz şey sadece kaba olmak, yardım ediyorum derken yaptığımız şey bizlere geri dönüşü olan çıkarlar, belki de seviyorum derken bile sevmenin özünü kaybettik biz. Büyüdükçe kaybettiğimiz şey o masumiyet, merhamet. En çok da bunlar yok ediyor dünyayı.

Hep diyoruz ya koçlukta içine dön, özüne dön, kendine dön diye, dönmemiz gereken tek bir yer var çocukluk anılarımız. Yıllar geçtikçe üzerleri toz kaplandıkça içimizde unutulan bir köşeye atılan masum merhametli anlarımız, çocukça telaşlarımız, sevgimiz, ilgimiz, sevinçlerimiz ve sevişlerimiz.

Çocuklar gibi hayal kurabilsek ya öyle huzurlu, hiç kötülüklerin olmadığı, hep korunaklı
Çocuklar gibi sevsek ya en masumundan koskocaman kucaklamalı
Çocuklar gibi eğlensek ya kendimizi sadece sevinçten kaybederek
Çocuklar gibi beklesek ya mevsimleri hep erken hazırlıklı

Pınar SAYAN
Yaşam Koçu