HAYALLERİN, İLLÜZYONLARIN ve SEN..

HAYALLERİN, İLLÜZYONLARIN ve SEN..

330
0
PAYLAŞ

Kanepenin bi’ ucunda ben, diğer ucunda dünya şekeri bi’ adam.
Hararetli biçimde şikayet edip duruyordu hayatından.

Eksikleri, yanlışları, olması gerekip olmayanları, kalması gerekip kalmayanları art arda sıralıyordu.
Geç kaldıklarını, yüklerini, fazlalıkları, pişmanlıkları………. sayıyordu da sayıyordu.

“Peki sen hayatının nasıl olmasını bekliyordun?” diye sordum.
“Her şey yolunda gitmeliydi, bence bu çok mümkündü” dedi.

Peşi sıra ikinci sorum geldi:
“Hepsinin mümkün olabileceğine seni inandıran ne?”

“Olur tabii, niye olmasın ki? İşler yolunda gitmedi sadece. Hem ben mükemmelliyetçiyim, hepsini oldurabilirim. Sadece, olduramadığımda canım sıkılıyor” diye yanıtladığında, söz girmek ihtiyacı hissettim:

“İzninle, seni burada durdurabilir miyim?”

“Tabii” dedi; biraz şaşkınlık, biraz da nezaketle.

“Hadi bana ‘HAYAL ETTİĞİN HAYATI ve HAYALİNDEKİ SEN’i’ yaz”.

Heyecanlanmıştı.

“Tamam” dedi kendinden emin bi’ tavırla.
“Kağıt kalem var mı?”

Sehpanın üzerindek duran kurşun kalemi ve kağıt destesini işaret ederek “Onları kullanabilirsin” dedim.

Hızla aldı önüne, başladı yazmaya.

Adeta ışık hızında yazıyor, yazarken de bi’ yandan bazı yerleri karalıyordu.
Bi’ başa dönüyor, bi’ sona ekleme yapıyordu.

Sonunda dayanamadı ve beklediğim soruyu sordu: “Silgi var mı acaba?”

“Hayır” dedim.

Dudaklarını sıkıp “Hmm, peki” diye karşılık verdi.

Beklediğim ikinci soru da gecikmedi:
“Temiz bi’ sayfaya geçsem?”

“Olmaz” dedim.

Kaşları kalktı, derin bir nefes verdi dışarı.

Yazdıkça yazıyordu.

Kelimelerin & cümlelerin arasına notlar almaya çalışıyor, o notlar o aralara sığmıyor, sığmadıkça adam daha da geriliyor, olmadı hepsini birden bi’ alt sıraya alıyor, alınca en altta kalan öncelikli şey önemini yitiriyor, geleceğini şekillendiren olasılıklı tarihler birbirini anlamsızca kovalıyor, oklar çizgiler iç içe geçiyor, hal böyle olunca adamın kafası iyice karışıyordu.

Sayfadaki uzuuuun metne anlamlı bi’ şekil vermeye çalıştığı o hararetli anlardan birinde “dur lütfen” dedim.

Gözlerini kocaman açarak, soru işareti dolu bakışlarla “Anlamadım” dedi.

Mütebessim bi’ ifadeyle tekrarladım:
“Dur lütfen.”

“Peki…..? Ama daha bitmemişti ki!”

“Farkındayım” diye yanıtladım ve devam ettim:

“Sana bi’ sır vereyim mi? Hayat hiçbir zaman mükemmel olmayacak. Hem de ‘sana rağmen’ olmayacak. Tıpkı yanlış yazıp silmeye çalıştığın o kelime gibi, gerçek hayatta da yaşadıktan sonra silmeye kalkacaksın bazı şeyleri ama olmayacak. Önceliklerini sıralarken, bazen ‘önemli şeyler’ listenin gereğinden fazla altında kalacak. Yerlerini değiştirmek isteyeceksin ama olmayacak. Birinden biri avuçlarının arasından -sessizce ya da gürültülü- kayacak. Ayrıca, ‘anlatmak istediğin’ ile ‘gerçekte anlattığın’; ‘yansıtmak istediğin’ ile ‘farkında olmadan yansıttığın’ şeyler, hayatın bazı yerlerinde -tıpkı satırlarda olduğu gibi- birbiriyle çelişecek/çakışacak. Yazdıkça, aslında diğerinin daha önde ya da daha farklı olmasını isteyeceksin. Kalbin ilerledikçe, aklın belki de geride kalacak. Ya da tam tersi olacak. Sonunda bi’ an gelecek ve sen; tıpkı az önce yeni bi’ sayfaya geçmek istediğin gibi, o ana kadarki her şeyi bi’ kenara bırakıp hayatında yepyeni bi’ sayfa açmak isteyeceksin. Hatta açtığına da yürekten inanacaksın ve fakat hayır.. bu da olmayacak. Çünkü insan -neresinden bakarsan bak- geçmişiyle-deneyimleriyle-inançlarıyla ve değerleriyle bi’ bütün. Yaşadığın her yeni şeyde, iyisiyle kötüsüyle ama mutlaka ‘hatırlayacaksın’. Belki de kıyaslayacaksın. Bi’ önceki sayfanın sert kalem darbeleri çoktaan geçmiş olacak yeni sayfaya. Gölgeleyecek, hatta az da olsa okunacak belki.”

Kesmeden dinliyordu beni, hipnotize olmuş gibi.

“Yani; aslında ‘o kadar da’ temize çıkamayaksın. Özeti şu: Tıpkı bu egzersiz gibi, tıpkı benim yaptığım gibi, hayat sana kalem verecek ama silgiyi hep kendi elinde tutacak.”

Bakıyordu….. saaadece bakıyordu bana.

“Ve an gelecek, sen hiçbir zaman hazır olamayacağın anda, ‘kalemini de’ elinden alacak. Tıpkı benim sana ‘dur’ dediğim andaki gibi ansızın kesilecek önün.. nefesin. İstediğin kadar isyan et, istediğin kadar diret. ‘Yaşamaya vaktin’ kalmayacak.”

Arkasına yaslandı.
Gözleri ahşap jaluziye doğru döndü.

“Söylesene bana; ‘yazarken’ bile mükemmel olamayan şey, ‘yaşarken’ nasıl mükemmel olacak? Üstelik bildiğinden & istediğinden çoook emin olduğun şeylerde bile.”

…………..

Geldiği gibi değildi gidişi.
Müsaade istedi kibarca, oyalanmadan terk etti ofisi.

Sonrasında ondan aldığım ilk haber, öngördüğümden epey erken geldi:

“Bu mesajı ‘olduğu gibi’ gönderiyorum sana. Düzeltmeden, kontrol etmeden, tepkini merak etmeden, sonunu düşünmeden. Ne yazdıysam o işte. O kadar. Teşekkür ederim. Anladım ben. Çok teşekkür ederim.”

………

Konunun, soru’nun ya da sorun’un ne olduğu o kadar da önemli değil aslında.

İşin özü daha çok şu gibi sanki:

“Hayallerimiz” ile “illüzyonlarımız” arasında bi’ yer var “bize ait”.

“Orayı” bulabilmemiz, sıkı sıkı tutup “onu” her şeye rağmen sahiplenebilmemiz ve “bize ait” her anını içimize sindirerek & doyasıya yaşayabilmemiz mühim olan.

Velhasıl kelam..
Kalemine sahip çık.
Salla silgiyi de.

BİR CEVAP BIRAK