Hayalime Dokunma

Hayalime Dokunma

173
0
PAYLAŞ

Küçük bir sahil kasabasındayım… Rüzgar tatlı tatlı eserken hissetmiyorum sıcaklığı çok fazla… Bir cenaze için geldim, fazla zamanım yok, yetişmem gerek….

Kafamda binbir düşünce kayboluyorum kasabanın sokaklarında… şu an bir an önce camiyi bulmak istiyorum aslında.. Görevimi yerine getirmem gerek, daha yetişmem gereken bir sürü iş var..

Korkarım da cenazelerden. Aslında Cenazeden değil de, tam o en sonunda her şey bitip kaldırılır ya tabut, musalla taşından… İşte tam o sırada bir feryat duyulur merhumun en yakınından, işte ona dayanamam….

Hala bulamadığım camiyi ararken bir o sokağa bir bu sokağa giriyorum… Küçücük kasabada ne oluyor da bir camiyi bulamadım anlamış değilim… Ah o kadar dolu ki beynim… Yolumu bulamaz hale geldim galiba.. Günlük kaygılar, mücadeleler.. çözülebilir olanlar çözülemez olanlar… Çözülmeme durumlarını hiç düşünmüyorum bile… Tersi durumlar facebook akışındaki özlü sözlerden ibaret… Benim doğrularım, benim bildiklerim var….

İşte tam bu düşüncelerle boğuşurken görüyorum onu…. Karşımda bütün heybetiyle duruyor… Kocaman oyma kapı nasılda güven veriyor insana… Kapıya giden merdivenler sanki davet eder gibi içeri… Maviye boyanmış ama artık eskimişlikten dökülmüş boyaları ile giriş büyülüyor bir anda beni…

Duruyorum… O an hiç bir şey kalmıyor aklımda.. Büyülenmişcesine bakıyorum kaldırımın diğer tarafına… Pencereler, ah o paslanmış demir panjurlarla şimdi kapalı, ama bir zamanlar kim bilir hangi güzelin dayanıp sokağı seyrettiği pencereler… Eskimiş paslanmış panjurlardan, yağmurlardan ötürü duvarlara pas akmış…. Eminim bir zamanlar sardunyalar vardı o pencerelerde kırmızı kırmızı… Ve nasılda yakışırlardı bulundukları yere… Gözlerimin önüne geliyor sıcacık yaz sabahında panjuru açıp, çiçeklerini sevip okşayan evin hanımı bir anda… Beyaz bir elbise var üzerinde, siyah dalgalı saçlarıyla o kadar alımlı ki….

Ve duvarlar… taş üstüne konmuş her bir taş bağırıyor bana yaşanmışlıklarını… “Anılarla doluyum ben… Kimler geldi kimler geçti” diyor… Sanki el sallıyorlar bana, Onlara baktığımı anlamış olmalılar.. Epeydir kimse yüzlerine bakmamış olsa gerek ki;  bir kendilerini beğendirme telaşındalar galiba… Işıl ışıl parlıyorlar öğlen güneşi ile…

Bu kocaman iki katlı evle aramızda başlayan tarifi imkansız iletişim sıcacık bir güvenlik halkasının içine sokuyor benin adeta.. Kaldırımda falan değilim artık sanki… Sanki sokaklarda değil de zamanda kayboldum….

Yan tarafta kocaman duvarlarla ayrılmış bir bölüm daha var… Sofa sanırım orası… Eh tabi Ege’deyiz… Geniş, açık oturma alanları olması lazım yaz günlerinde serin serin… Ayrı bir kapıyla, gelen misafirleri eve girmeden içeri alabilmeyi düşünmüş olsa gerek evin sahibi … Nasıl bir bağlılıktır, nasıl bir sahiplenmedir bu… Üstüne Türk motifleriyle süslü bir örtü örtülmüş tahta sedirin üzerinde, asma yapraklarının altında görüyorum şimdi evin beyini… Bir yandan nargilesini tüttürürken diğer yandan da hanımının getireceği kahveyi bekliyor usulca… Kafasında onun da mı bin bir düşünce var ne… Gözleri uzaklara dalıp gidiyor…

“çok beğendin galiba…..”

Birden tiz bir sesle fırlıyorum yerimden… Arkamda yaşlı bir teyze bana bakıyor meraklı gözlerle… Ona cevap verebilmek için ağzımı oynattığımda fark ediyorum dudaklarımdaki huzur dolu gülümsemeyi… “beğendim” diyorum fısıldayarak…. Ve yürüyorum tekrar camiye doğru… Omzumun üzerinden küçük bir bakışla teşekkür ederek taşlara… göz kırparak o heybetli kapıya…

Birden fark ediyorum kurduğum hayalleri ve ne kadar mutlu olduğumu o hayalleri kurarken….

 Şimdi anlatsam kaç kişi güler bana hatta kaç kişi dinler bilmem…

“boş versene hayalleri gerçek dünyaya gel, hayallerle karın doymuyor” denilerek darmadağın olacağım onu da biliyorum.

Ve her bir bilge sözcük gene facebook akışındaki yazılardan ibaret olacak…

Zaten birazdan tabutu da kaldırırlar musalla taşından….

O çığlık, yürekleri dağlayan o çığlık çınlar kulaklarda…

Bırak be dostum… Bırak…

Allahaşkına hayalime dokunma…..

 

 

 

 

 

Cocuğunuzun Meslek Seçimi