Hayal Kur, Gerçek Olsun!

Hayal Kur, Gerçek Olsun!

732
0
PAYLAŞ

Şimdilerde ülkemizde eğitim sistemi en önemli gündemlerden bir tanesi. Hem Türkiye’de eğitim almış, hem de yabancı bir ülkede İngiliz eğitim sisteminde eğitim alan bir çocuğun annesiyim. Her iki eğitim sistemini de deneyimlemiş bir çocuğun annesi olarak kıyaslama ve karşılaştırma yapabiliyorum.

Sonuç olarak şu andaki İngiliz sistemi eğitimin daha fazla elle tutulur, daha fazla beceri ve yetkinlik içerdiğini düşünüyorum. En önemlisi de daha fazla hayallere yer açıyor. Sanırım büyük farkı yaratan kısım bu.

9 yaşındaki kızım iki yıl anaokulu ve 1. Sınıfı Türkiye’de tamamladıktan sonra yabancı bir ülkede İngiliz sistemindeki okula başlamasından yaklaşık iki aylık bir dönemin sonunda, okulun bize çocuğumuzla ilgili verdiği geri bildirim çok şeyi özetlemişti ; ‘’Kızınız hata yapmaktan korkuyor, Türkiye’den gelen çocuklarda gözlemlediğimiz bir sonuç. Bizler çocukların hata yapmalarını istiyoruz, öğrenmek ancak böyle mümkün olabilir.’’

Eğitim sistemi ülkemizde ne durumdaydı ve şu anda ne duruma geldi? kaldırılan Teog sınavı sonrası yeni getirilen sistemle ilgili pek çok detay gündemde iken, kafalar karışık, suratlar asık, öğretmenler ve okullar ne yapacağını bilemez, veliler telaşlı iken, hem anne kimliğimle kızımla olan süreçte, hem öğrenci koçu kimliğimle 13 yaş ve üzeri genç arkadaşlarımla yürüttüğüm süreçlerde, hem de eğitmen kimliğimle üniversite gençleriyle bir arada olduğum süreçlerde gözlemleme, düşünme ve paylaşılanları dinleme fırsatına sahip oluyorum.

Üniversite öğrencisi bir arkadaşımla olan sohbetimizi aktarmak istiyorum; üniversiteye derece ile girmiş ve başarı odaklı bir genç arkadaşım, anlattığım bir konu hakkında benden kaynak kitap istemişti ve bu kitabı isterken konuyu sınıflandırıp ona göre önermemi istemişti. Yaşamla ve duygularla ilgili bir konuyu, çalışacağı ders konusu gibi algılayarak sorduğu bu sorunun altında ne yazık ki tüm eğitim sürecinde ezbercilik yaklaşımı içinde ders çalışmış olmasının etkisi vardı.

Bu eğitim sistemi, ezberci yaklaşımla ‘’hata yapmaktan korkan çocuklar, gençler ve yetişkinler’’ grubunu çoğaltıyordu. Ezberleyerek ders çalışma alışkanlığı, devam eden hayatın akışına kendisini duygusu, fikri, yaptıkları ve yapacakları ile bırakmayan, bırakamayan, hep gelecek kaygısı içinde daha fazla ezberleyerek ders çalışan gençlerimizin sayısını sürekli çoğaltmaya devam ediyor.

‘’Finlandiya Sistemi’’, ‘’İngiliz Sistemi’’, ya da ‘’Montessori Sistemi’’ ismi değişebilir dünyada uygulanan ve sonuçları geliştiren, öğreten, ilerleten sistemlerin ana teması ‘’yaparak öğrenmek’’ üzerine kurulu.

Aslında bu sistem Türkiye’de Köy Enstitülerinde uygulanmış. Yaparak öğrenme, yaşayarak öğrenme, mantık aynı. Yıllar evvel başarıyla uygulamışız bu sistemi yine yapmalıyız. Ezberci bir eğitim sistemini dayatmanın bir anlamı yok.

Ülke olarak genç bir nüfusa sahibiz ve bununla da övünüyoruz, geleceğe karşı umut dolu olmak istiyoruz. Ancak OECD verilerine göre gençlerini en ‘’atıl’’ durumda tutan ülke Türkiye. Gelecekte umut olarak düşünmek istediğimiz ama ne olacak bu gençlerin hali durumuna gireceğimiz hatta girdiğimiz bir potansiyelle karşı karşıyayız.

Atıl durumdaki gençlerimiz konusuna tepeden bakarken, aslında geç kalınmış bir durum görüyorum. Çok daha erken dönemde, okul öncesi dönem dediğimiz 3-5 yaş aralığındaki çocukların eğitiminin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

3-5 yaş aralığında çocukların beyninin en hızlı geliştiği, değişime çok fazla açık olduğu ve dolayısıyla çevresel etkenlerin başarıyı en fazla etkilediği dönemde, oyun merkezli öğrenme üzerine kurulu bir sistem, eğitimin temel taşı. Bu temel eğitimi yaygın ve başarı ile uygulayabilmeyi başarmış ülkelerde daha ileri eğitim yıllarında karşılaşılacak sorunlar karşısında daha kolay çözümler bulabildikleri kesin. Sonuç olarak da; dünyanın hızına yetişmek, üretmek, düşünmek, ortaya koymak kısacası yaratıcılık konusunda başarılı sonuçlar almanın altında okul öncesi eğitimin yaygın ve oyun odaklı yöntemlerle uygulanabilir olması yatıyor.

Okul öncesi dönemde ve ilköğretim döneminde çocuklar yaratıcılıkları konusunda sadece desteklenmeye ihtiyaç duyuyorlar. Öğrenmenin her çocuğa göre değişen dinamikleri var. Tüm çocukları aynı kalıptaki sisteme yerleştirmek ve buradaki bilgileri ezberlemeye yönelik bir sistemde zorlamak, ergenlik döneminde ve üniversite öğrenimi döneminde kendisi ile ilgili farkındalığı neredeyse hiç olmayan, yapmak istedikleri konusunda çok kararsız, seçmek istediğini bir başkasına kolayca bırakabilen ve onun için en iyisinin bu olduğunu söyleyen sisteme sadece ‘’evet’’ diyen bir genç nüfus oluşturuyor.

Oysa kendisi ile ilgili farkındalığı gelişmiş, özyönetim konusunda güçlü gençler, kendi yaşamı ve seçecekleri konusunda ‘’hayır’’ demeyi de becerebiliyor. Bunu başaran gençlerin ‘’evet’’ leri ise geleceğimiz için çok kıymetli. Çünkü bu dünyayı hayal eden çocuklar kurtaracak, hayallerine giderken ayakları tökezlediğinde, ‘’devam etmelisin’’ diyen iç sesleri ise hayallerini gerçek kılacak. O iç sesi güçlendirecek olan eğitim sistemi, hayallere yer açabilmeli.

Antoine de Saint-Exupery tarafından yazılmış dünyada 250 dile çevrilen ve en çok satılan Küçük Prens kitabının türü çocuk kitabı olsa da sadece çocuklar için yazılmadığından eminim.

Büyüklere yönelik harika mesajlar içeren kitapta bana göre en etkili mesajlardan bir tanesi;

‘’Sadece çocuklar ne aradığını bilir’’…

Ahu Demirdamar
İK Yöneticisi\ Eğitmen\ Öğrenci Koçu

BİR CEVAP BIRAK