Hassas Kişiler İçin Süper Gücünü Kucaklama ve Bunalmış Hissetmekten Kurtulma Rehberi

Hassas Kişiler İçin Süper Gücünü Kucaklama ve Bunalmış Hissetmekten Kurtulma Rehberi

2451
0
PAYLAŞ

“Kişinin yeteneğine dair potansiyelinin ve özgüveninin farkına varmasıyla, daha iyi bir yaşam inşa edilebilir.” – Dalai Lama

Duyarlılık, onunla kurduğumuz ilişkiye bağlı olarak bir hediye ya da yük olabilir.

Kendinizi sık sık aşırı sıkıntılı ve boğulmuş hissediyorsanız, hassas ve duyarlı olmak size pek de hediye gibi gelmez. Ama böyle olmak zorunda değil.

İçe dönük ve hassas bir kişi olarak, tüm hayatım boyunca bu sularda dolaştım ve sonunda duyarlılığın bir hediye olmaktan öte bir şey olduğunun farkına vardım: bu bir süper güç! Ama önce duyarlılığın ne olduğunu ve ne olmadığını anlamak zorundayız.

Duyarlılık Nedir? Gerçekten Bir Süper Güç müdür?

Duyarlılık, hassasiyet; aslında basitçe hissetme yeteneğidir. Ne kadar hassas olursak, o kadar çok hissederiz.

Hassasiyet, çevremizdeki insanların, doğanın, yerlerin, konuşmaların ve hatta trafiğin bile daha çok farkında olmamızı sağlar. Aynı zamanda içimizde neler olup bittiğini daha iyi anlamamızı ve dış dünyayla bağlantı kurarken nelere tepki verdiğimizi daha iyi kavramamızı sağlar.

Duyarlılığı kişisel farkındalığın temeli olarak görüyorum. Hissetme yeteneği olmadan, gerçekte ne olup bittiğini asla ayırt edemeyiz ve korkularımızın sınırlarını aşamayız. Duyarlılık, aynı zamanda empatinin bir yönüdür. Başkalarının ne hissettiğini hissedebilmek, onları daha iyi anlamamızı ve onlarla daha derin bir bağlantı kurmamızı sağlıyor. Hissetmediğimiz takdirde, insanlarla bağlantı kuramayız.

Diğer taraftan, hassas olmak son derece yorucu olabilir. Aynı anda hissettiğimiz çok fazla duyusal bilgi, bize kendimizi tedirgin ve bunalmış hissettirebilir. Hassasiyet ezici hale geldiğinde çoğu zaman insanlardan uzaklaşır ve tek başımıza vakit geçiririz, bu tipik bir içedönük kişi özelliğidir.

Gençken, ailem beni bir yerlere götürdüğünde o mekânın bana kendimi nasıl hissettirdiğini hemen fark ederdim. Aynı durum tanıştığım insanlar için de geçerliydi. Gördüğüm bir insanın nasıl bir ruh halinde olduğunu anında anlayabiliyordum. O zamanlar bu hisleri yorumlayamıyor, kendi hislerim zannediyordum. Bazı insanların etrafındayken sebepsiz yere kendimi sinirli ve duygusal hissediyordum. Bunların benim duygularım olmadığını ise o zaman anlayamıyordum. Bu benim için çok kafa karıştırıcıydı. Daha sonra, kendi içimde neler olup bittiğine dair daha net olduğum için, kendi duygularım ve bir başkasınınkiler arasındaki farkı anlamayı öğrendim.

Bu, hassasiyetin aslında bir süper güç olduğunu anlamaya başladığım zamandı. Başkalarının ne hissettiğini anlamak, onlarla bağlantı kurmama yardımcı oldu. İnsanların üzüldüğünü ve incindiğini hissedebiliyordum. Eğer biri kızdıysa, neden böyle hissettiğini fark etmeye başladım. Bu benim çatışma ve tartışmaları yönetebilmemi sağladı. Onları anlamadığınız zaman, insanları yargılamak, misilleme yapmak veya bağlantıyı kesmek çok kolaydır. Anladığımız anda yürek ve merhamet devreye girer.

Duyarlılık, hassas olmak, hissetme yeteneği; kendimiz ve insan doğası hakkında anlayış kazanmamızı, bağlantı kurmamızı ve derinlemesine iç görülere sahip olmamızı sağlayan bir süper güçtür. Ve dünyanın buna çok ihtiyacı var.

Duyarlı Olmanın Bizi Kontrol Etmesini Engellemeyi Öğrenmek

Hassasiyetinizle bağlantı kurmak, size kendinizi güvende hissettirir. Duyarlılık bir armağandır, ancak merkezimiz duygusal olarak istikrarlı değilse, hissetme yeteneğimiz stresli ve ezici hale gelir ve nihayetinde bizi kontrol etmeye başlar. Bir anlamda, kendi süper gücümüzün kurbanı haline geliriz.

Bunalmış hissetmeden süper gücümüzü kullanmak için içimizdeki durgunluğu, kararlı merkezi bulmalıyız. Kendi aklımızın gürültüsünün ortasındaki sessizliği bulamazsak, dünyanın gürültüsünün ortasındaki barış ve sessizliği hiçbir zaman bulamayız. Duygular düşünceleri, düşünceler duyguları tetikler ve hiç bitmeyen bir kısır döngü içine gireriz.

Gürültülü ve kalabalık bir ortamda kendimizi boğulmuş hissedebilir, bir an önce oradan ayrılmak isteyebiliriz. Veya birileri bizi duygusal olarak tetikleyen sözler söylediğinde bir anda kendimizi güvensiz hissedebilir, nerede yanlış yapıp buna sebebiyet verdiğimizi sorgulayabiliriz. İçimizdeki merkezi bulmak, bizim dış dünyanın kaosundan bağımsız olarak dengede kalmamızı sağlar. Kendi içimizdeki sakin merkezi bulduğumuzda, hassasiyetimizi bir süper güç olarak kullanmaya başlayabiliriz.

Problem Hassas Olmamız Değil, Dengede Olmamamızdır

Duyarlılığınızı süper gücünüz olarak kullanmaya başlamanız, tek başınıza vakit geçirmekten vazgeçmeniz anlamına gelmez. Kendinizle vakit geçirirken, dış dünyada bir süper güç olarak kullanacağınız duyarlılığınızı güçlendirmek kendi kendinizim koçluğunu yapabilir ve bazı etkinliklere öncelik verebilirsiniz:

  • Meditasyon
  • Eğitim
  • Farkındalık
  • Doğru nefes almak
  • Yoga
  • Doğada vakit geçirmek

Meditasyon ve doğada zaman geçirmek, kendinizi daha farkında ve merkezde hissetmenize yardımcı olur. Dışarıda yürüyebilir ve fikirlerinizin zihninizden özgürce akmasına izin verebilirsiniz, bu üzerinizde sakinleştirici bir etki yapar. Yürürken bilinç olarak çevrenize uyum sağladığınızda, içinizdeki istikrar daha somut bir hale gelir.

İçinizde istikrarlı hissettiğinizde, başkalarını derinlemesine hissetmek için sağlam bir temele sahip olursunuz ve böylece dış dünyanın sizi kontrol etme gücü azalır. İçimizdeki sakinlik, dışarıda olanlardan bağımsızdır, dış etkenlere bağlı olarak değişmez ve böylece çevremizdeki kaosun insafına kalmayız. Süper gücümüzü ne kadar kucaklarsak, içimizde o kadar huzurlu oluruz. Duyarlılık, içimizde başkalarına yardım etmek için daha büyük bir potansiyel yaratır; bu, birbirine daha bağlı bir insanlık yaratmanın ilk adımıdır.

Merkezinizi ve süper gücünüzü kucaklamanız dileğiyle.

Kendisi de aşırı hassas biri olan Norveçli Psikoterapist Ilse Sand’in “Sevmeye Kendinden Başla” adlı kitabı da tüm hassas insanlar destek olabilir.

Ben Fizell

Çeviren: Pınar Göker

BİR CEVAP BIRAK