GÜNDEM ÖZEL PROGRAMINDAN SONRA ”DUR Bİ GİTME, NEREYE GİDİYORSUN İNSANLIK?”

GÜNDEM ÖZEL PROGRAMINDAN SONRA ”DUR Bİ GİTME, NEREYE GİDİYORSUN İNSANLIK?”

173
0
PAYLAŞ

Koçluğun ilk günlerinden beri insanları daha çok takip eder oldum, duygu , davranış ve sözel olarak. Hatta bakıyorum da dışarı da kimsenin kimse ile hiç bir işi merhabası günaydını ya da hayırlı işler dediği yada diyesi bile yok. Sözsüz bir iletişim, gizlice süzmeler, kaçak bakışlar var, iletişim varsa da elvedaya yakın minumum düzeyde kalan konuşmalar.

Değişiyor insanoğlu, pek iyi gelmedi bana bu değişim. Bakıyorum şöyle çocukluk yıllarıma, büyüklerim ile dışarıya çıktığım zamanlar böyle değildi insanlar. Komşular birbirlerine hep güzel dileklerini söyleyerek başlardı günler, apartmanlarda bir telaş olurdu sabahları herkesin kapılarda birbirleri ile karşılaştığı. Aile apartmanları çoktu mesela, çocuklar okula babalar işe gitmek için evlerden ayrılırken, annelerin de bu fırsattan istifade kahve içmek için bir araya geldiği zamanlar olur sohbet edilmeden günaydın denmeden başlamazdı günler.  İnsanlar mahallelerinin küçük esnaflarından alışverişlerini günlük yapmak için evden çıkar, bakkal kasap ya da fırın çalışanları ile hal hatır sormadan, günaydın kolay gelsin hayırlı işler iyi akşamlar demeden dükkanlarına girip çıkmaz, daha nadir gördükleri terzileri yada kuru temizlemecileri ile saygı ile hal hatır sorup hayırlı işler demeden, kapıya gelen sütçüsünden sütünü alıp kolay gelsin demeden sadece para verilerek alınmazdı ihtiyaçlar. Yani aslında o zamanda da vardı telaşlar ama şu an ki gibi değildi hayatlar. Şimdi bakıyoruz da koskoca binalarda onlarca insan bir arada yaşayıp, asansörde neredeyse arkamızı dönüp, hatta elimizde hep telefonlar, hiç bitmeyen acil cevaplanacak mesajlar!!!!!!!!! Bırakın tanışıp komşuluk yapmayı günaydın iyi akşamlar demekten aciz oldu insanoğlu.

Pazar akşamı sevgili hocam Umut Kısa’nın da konuk olduğu televizyon programı Gündem Özel’i izledim merakla. Öğrenmekten öğretmekten eğitimden ve Türkiye de eğitimin aksaklıklarından, neler olsa bizler için daha iyi olurdan bahsedildiği bilgi ile dopdolu programdı. Şimdi ne söyleyecekler merakı ile izlediğim şakalaşmaların olduğu, yüzlerde gülümseme oluşturarak da nasıl bilinçlendirici uyandırıcı bir program olabileceğini de görmüş oldum. Hızla aktı program ve  çok değerli bilgiler edindim kendi adıma, yurtdışında öğretim kelimesinin daha çok kullanıldığını (teach- öğrenmek öğretmek) hatta kelime anlamının içten dışarıya doğru, yani öğrenmek eyleminin insanın içindekini açığa çıkarmak hali olarak algılandığını ama bizim ülkemizde ise öğretmekten daha çok eğitim kelimesinin kullanıldığını ve dışarıdan bizlere aktarılan, eğilip bükmek, kalıba sokmak, şekil vermek anlamında kullandığımızı öğrendim ki bu şekilde hiç düşünmemiştim. Okullarda çocukların merak olmadan ilerleyemeyeceğini, tartışma ve yorum yapmadan, gösterilen bilgilerin uygulama alanları hakkında konuşulmadan bilgilerin kalıcı olamayacağını, sınıflandırma kategorize etme, kalıba sokma ile ilerleme değil tam tersi gerilemenin hızla başlatılmış olduğunu gördüm.  Ve burada da ortaya çıkıyor ki konuşmuyoruz. Çünkü eğitim sistemimiz öyle bir hale geldi ki, bilgiler neredeyse hap kıvamına indirildi, yorumlama yapmaya gerek olmadan ezberletilip sınıflar geçildi. Çocukların 45 dk boyunca derslerde çıt çıkarmadan oturmaları beklendiği, bir bakıma hayatlarının belirleneceği sınavlara hazırlanırken bu süreçte de sürekli değişen sınav sistemine ayak uydurmaya zorlanan çocuklar, bırakın çocukluklarını yaşamayı  nefes almaktan öğrenmekten uzak bir eğitim var  dedirtti ve düşündürttü bana tüm dinlediklerim.

Benim içimde yine konu konuşmuyoruz-a geldi tüm bunların ışığında, aman dur evde ses olmasın, dur şimdi sınav var eve konu komşu arkadaş misafir gelmesin, aman sen odanda kendi kendine sessizce otur dersini çalış rahat et ben her şeyi ayağına getiririm denilen, sadece çocuklardan ders başarısı dediğimiz kavramı beklendiğimiz aileler olduk. Ve yine Gündem Özel programında öğrendiğim bir bilgi şimşekler çaktırdı ruhumda. Çocuk okuldan en az bir kişi ile (bu kişinin kim olduğu hiç fark etmez) iyi bir iletişimi varsa okulu bırakma oranı yüzde elli düşüyormuş. Ne kadar önemli işte iletişim, bizler sosyal varlıklarız, bir gruba ait olmak sevmek sevilmek anlatmak anlamak anlaşılmak için dile ihtiyacımız var. Kim ister ki sesini çıkartamayacağı bir yere her gün hem de sabahtan akşama kadar gitmek? Sonra da diyoruz ki çocuğum bana hiçbir şey anlatmıyor. Peki, sen ondan konuşmasını istedin mi, konuşacağı zaman dinledin mi, bilgilerini paylaştı mı nelerde zorlandı ne ona kolay geldi, gün içinde ne gördü ne duydu ne öğrendi, neye şaşırdı neye üzüldü, ne onu rahatsız hangi durumda çok mutlu oldu hiç sordun mu? Konuşalım diyorum ben, hem aile içinde hem de dışarıda tüm insanlar ile. Biz kopuşu önce ailemizde yapıyoruz, çocuklarımız neyi seviyor ilgi istekleri neler güçlü yönleri neler acaba diyerek onlarla birlikte onları keşfe çıkmıyoruz ki, yaptığımız şey iyi olduğunu düşündüğümüz şeyleri onların hayatlarına sokmaya çalışmak ya da bize göre hatta kendi yaşadığımız kurduğumuz hayatı doğru sanıp onların da bu yolda ilerlemesini sağlamak. Ve çevremde görüyorum ki idealist ve günün çok uzun bölümünü odalarına kapanarak harıl harıl çalışan, sinemaya dahi gitmeye zamanı olmayan ama güzel para kazanan anne babalar çocuklarından da hayatlarını böyle yaşamalarını bekliyorlar. Bu hayat bizimdi biz seçimlerimizi yaptık, sorumluluklarımızı aldık ama çocuklarımızın hayatları bizim değil, onlar adına onları diskalifiye ederek seçim yapıp sorumluluk alamayız.

İşte tam da bu nedenler ile İZOTOMİ’nin gençlerimiz için ne kadar önemli bir proje olduğunu anladım. Çünkü karşımıza gelen çocuk kim, mizacı ne, değerleri ne, ilgi istek alanları, güçlü yönleri, hayalleri umutları  hayata karşı duruşu, başarı tanımı ne, başarısızlıkta yaptığı şeyler, bulduğu çözümler ne, neler hissediyor, neler duyuyor neler görüyor hayatta ve hayallerinde. İşte tam da bu nedenler ile KARİYER VE ÖĞRENCİ KOÇLUĞU’nun önemini anladım. Onları duymak için, görmek, dinlemek, dokunmak için hayatlarına. Hayallerin okula başlamadan önce yüzde doksan oranlarında olan çocukların ,okul eğitim sistemi ile her geçen yıl bu hayal kurma becerilerinin hızla azaldığını üzülerek öğrendim pazar akşamı  TV programında. Ve yine tam da bu nedenle NLP’nin önemini bir kez daha anladım seanslarda.

Konuşun, sorun, anlatın, sevin ,şefkat gösterin, başarı ve başarısızlıklarını başka başka pencerelerden konuşun, olaydan çok duygularını sorun, bundan sonra ne yapacaklarını sorun mesela. Hayallerini umutlarını hayattan bizlerden beklentilerini sorun. Biz ebeveynler ne bekliyoruz hep söylüyoruz onlara ama ” çocuğum sen bizden ne bekliyorsun?” diyebilelim onlara. Dünya üzerinde gelişim iletişimle artacak , iletişimle değişecek dünya.

Çocuklarımıza dersi iyi dinle, öğren, sınav geç demek yerine birazda asansörde karşılaştığı komşulara günaydın iyi günler demeyi de gösterelim. Gösterelim diyorum, çünkü sadece bunları yap demek onları uyarmak olur, bizler yapalım, rol model olalım. Artık pek küçük esnaf kalmadı şehirlerde ama büyük market ya da alışveriş merkezlerinde bile olsa güvenlikten çalışana kadar herkese günaydın iyi akşamlar kolay gelsin diyerek gösterelim hayatı, sadece işimizi görüp çıkmayalım dükkanlardan.

Sevgi ve saygı ile konuşarak dinleyerek anlatarak paylaşarak gülecek yüzler, kalıplara sokmaya çalışarak sınıflandırarak susturarak milyonlarca insan içinde olsak da hatta en çok da kendi mahallesinde apartmanında sitesinde ailesinde yalnızlaşacak ve üzgün olacak insan.

Pınar SAYAN
Öğrenci Koçu

PAYLAŞ
Önceki makaleKİM?
Sonraki makaleÇözüm Biziz…

BİR CEVAP BIRAK