GİRİŞİMCİLİĞİN TATLI-EKŞİ SOSLARI 1: “SİZE EN SON ÇEVRENİZDEKİLER İNANACAK”

GİRİŞİMCİLİĞİN TATLI-EKŞİ SOSLARI 1: “SİZE EN SON ÇEVRENİZDEKİLER İNANACAK”

218
1
PAYLAŞ

Profesyonel Koçluk eğitimi alırken kıymetli eğitmenlerimden Umut Kısa, koçluk yolculuğumuz için “Size en son çevrenizdekiler inanacak. Başardığınızı görmeden de ikna olmayacaklar.” demişti.

Koçluk eğitimine başlama nedenim, mevcut sektörümü değiştirip kariyerime Profesyonel Koçluk’la devam etmekti. Planlarımdan bahsederken, başıma gelebilecek felaket ve başarısızlıkları anlatmayı görev edinen ilk neferler yakın çevremdendi. Hazır işimi bırakıp yepyeni bir alana girmek onlara göre çılgınlık, bana göre gerçekten sevdiğim işi yapabileceğim, fırsatlarla dolu bir yolculuktu.

Çevremizdeki bu inançsız telaş, başarı için başımızı konfor alanından dışarı uzattığımız an, hepimizin başına gelmiyor mu?

Hepimiz bizzat yakınlarımızca, felaket senaryoları ile konfor alanımızın içine geri itilmeye çalışılmıyor muyuz? Sakın iş kuracağım diye mevcut işini bozma batarsın, alıştığın şehri terk etme sen oralarda yapamazsın, kurulu düzenini bozma, ne kursu şimdi bu yaştan sonra uğraşamazsın sen, eski köye yeni adet çıkarma… Herkesin de bizim almak üzere olduğumuz riski almış ve felakete uğramış bir tanıdığı vardır. Argümanlar, o tanıdıkların tecrübeleri ile güçlenir.

Peki, ilk adımımıza bizzat sevdiklerimizden gelen bu telaşlı itiraz neden?

Tanık olmak istemedikleri, konfor alanından çıkan birinin felakete sürüklenmesi mi? Yoksa konfor alanından çıkıp risk alarak hedefine ulaşan, koşullara meydan okuyan birinin, içlerinden birinin, onlardan birinin başarması mı? Hem de onlar henüz konfor alanı denen çivili yatağı terk edememişken. Sorun sizin tek bir sıçrayışta o çivili yataktan kalkabiliyor oluşunuz mu? Bunu kıskançlık veya kötücül herhangi bir his ile bağdaştırmıyorum. Etrafımızda bu kadar çok kıskanç insan biriktirmiş olamayız. Bu itirazların psikolojik ve toplumsal bir yönü olduğunu düşünüyorum. Bu eğilim, psikolojide savunma mekanizmalarından “aklileştirme” (rationalization) ile açıklanabilir. Aklileştirme mekanizması, kişinin gerçekleştiremediği istekleriyle ilgili başarısızlığına hafifletici mazeretler bulması biçiminde kendini gösterir. Yani, hedeflerini hayal diye raflara kaldıran insanlar, görece cesur ve hedef odaklı bir plan gördüklerinde, kendi kaçışlarına rasyonel sebepler bulacaklardır. Hem sizi, hem kendilerini ikna için.

İtirazların ve yeni planınıza güvensizliğin toplumsal yönü ise; toplumumuzda kronikleşen bir alışkanlıkla ilgilidir. Genellikle bizler hedeflere göre koşulları şekillendirmek yerine, koşullara göre hedef belirleme eğilimindeyizdir. Bu nedenle, mevcut koşullara rağmen bir hedefe doğru yürüyebiliyor olmanız, yakın çevrenizce pek anlaşılmayacak ve tehlikeli bir hamle olarak algılanacaktır.

Yenilikçi fikir ve adımlara karşı duran bu toplumsal reddediş günümüze özgü bir olgu değildir. İnsanlık tarihinin gelişimine öncülük eden yeni fikir ve girişimlere gelen tepkiler, günümüzdekinden çok daha sertti. M.Ö. VI. yüzyılda yaşayan ve sayıların babası olarak bildiğimiz Pisagor, politik baskılar yüzünden ülkesinden kaçmak zorunda kalmıştır. İtalya’nın Kroton şehrinde kurduğu okul kundaklandığında öğrencileri ile birlikte yanarak can vermiştir. 16 ve 17. yüzyılda astronomi ile uğraştıkları için, Nicolaus Copernicus dinden aforoz edilme korkusu ile çalışmalarını gizli tutmak zorunda kalırken, Galileo Galilei ise engizisyon mahkemelerince yargılanmıştır.

Bunca muhalefet varken, hedefe giden yola nasıl çıkacağız?

Yolun başı için parolanız, “Az laf, çok iş” olabilir. Dünyanın en büyük bağımsız müzik sitelerinden biri olan CD Baby’nin kurucusu Derek Sivers, 2010 yılında yaptığı TED konuşmasında; hedeflerimizi anlatmanın onları gerçekleştirme ihtimalimizi azalttığından bahsetmiştir. Buradaki kilit nokta hedeflerinizi anlatmadan önce, hedefleriniz için yola çıkmak. Çünkü hedeflerinizden ve onlara giden uygulanmamış adımlardan bahsederken, sırf bu adımları sözlü olarak savunduğunuz ve reaksiyon aldığınız için beyniniz hedefe varmışçasına tatmin algılıyor. Ve bu durum sizin hedef yolundaki yakıtınız olan motivasyonunuzu azaltıyor. Zaten beyininiz hedefe ulaşma tatminini sağladı, neden koşasınız ki.

Hedeflerinizden bahsetmeden, uygulamaya geçmenin bir diğer faydası ise, kimseyi sözlerinizle ikna etmeye çalışmak zorunda kalmamanız. Siz zaten çoktan yola çıktınız ve yoldan “bildiriyor” olacaksınız, konfor alanından değil. Artık yoldaki olası engelleri, gerçek çukur ve tümsekleri kendiniz görecek ve tecrübe edeceksiniz. Hedefinizi anlatmak yerine yola çıktığınızda, size anlatılan o ejderhalı ve kör kuyulu masallar yerine gerçek ve aşabileceğiniz engellerle yüzleşeceksiniz.

Yola aşk ve azim ile çıkmanız dileğiyle

Selinay Ünlüdoğan ŞAHİN
Takım – Kariyer ve Öğrenci Koçu

1 YORUM

Comments are closed.