Gençler ve Dokunulan Hayatlar

Gençler ve Dokunulan Hayatlar

282
1
PAYLAŞ

İşim gereği, liseli gençleri köy okullarına götürüyor, oradaki öğrencilerle bir araya gelmelerini sağlıyor ve köydeki öğrencilerin ihtiyaçları doğrultusunda toplum hizmeti projeleri yürütmeleri için çalışmalar gerçekleştiriyorum. Öğrencilerin birbirleri ile etkileşim içine girmeleri, köylere giden öğrencilerin oradaki kardeşlerine bir şeyler aktarma çabaları, köydeki öğrencilerin öğrenmeye olan açlığı, her biri o kadar farklı ve kıymetli deneyimler ki…

En son, ülkenin önde gelen liselerinden birinin öğrencileriyle Nazilli’de bir köy okuluna gittik. Gittiğimiz okulda anaokulu, ilk ve ortaokulu öğrencileri vardı. Liseli gençler, köy okulundaki kardeşlerine ders çalışma, sınava hazırlanma, vb konularda kendi deneyimlerini aktaracaklar, etkin oldukları konularda, akran öğrenmesi kapsamında, eğitimler gerçekleştireceklerdi. Nitekim çok güzel çalışmalar ortaya koydular hep birlikte. Sadece ilk ve ortaokul öğrencileri ile değil, anaokulundaki kardeşleriyle de oyunlar oynadılar, harika vakit geçirdiler. Ancak olay bununla sınırlı kalmadı; bizim öğrenciler diğer öğrencilerden de o kadar çok şey öğrendiler ki… Sevgiyi, sıcaklığı, maskesiz olmayı, açık iletişimi, doğal ortamı ve çok daha fazlasını deneyimlediler. Köy ortamında özgürce dolaşmanın keyfini çıkardılar. Bilgileri kardeşlerine aktarırken, kullandıkları dile ve ifadeye dikkat ettiler; iletişim becerilerini geliştirdiler. Çeşitli etkinlikleri hayata geçirirken zaman yönetiminin farkına vardılar. Anaokulu duvarlarını boyarken, bir arada nasıl çalışacaklarını düşünürken, takım çalışmasını gerçekleştirdiler.

Doğal, hormonsuz, lezzeti yerinde yemeklerin tadına vardılar (ki geziyi gurme turu olarak değerlendirenler de oldu :)). Tarlalarda ekip biçtiler, sabahın 4:30’unda kalkıp tarlaya gitmek ne demektir, bütün gün çapa yapıp kan ter içinde kalmak, elinin kolunun ağrıması nasıl bir duygudur; bizzat deneyimlediler. Üstelik bütün bu emeğin karşılığı olarak aldıkları gündeliği duyunca inanamadılar; çünkü onların sadece sinemaya giderken bile harcadıkları para oradaki işçinin günlük parasının yaklaşık 3 katı civarında. Kendilerinden çok farklı ortamlarda yaşayan ve çok farklı hayatlar süren insanlarla uyumlanmayı öğrendiler. Belki de daha önce bulunmadıkları bir ortama adapte olabilme becerilerini geliştirdiler. Pastane atölyesinde kendi kurabilelerini yapıp pişirdiler, sonra da afiyetle yediler. Birlikte üretilen ürünün keyfinin nasıl bir şey olduğunu anladılar.

Dalından meyve koparıp yemek ne demek, marul toplarken nasıl bir sistematik gerekir, salma sulama nasıl yapılır; kazma kürek nasıl kullanılır gibi şehir hayatında akıllarına bile gelmeyen konularda tecrübe edindiler. Farklı bir zamanda köy evlerinde kalırken kelebekten bile korkan çocuklar, son gün böcek avlıyorlardı. 🙂 Hayata karıştılar, yeniden kendileri oldular. En güzeli, sanal ortamlardan çıkıp doğal ortamın göbeğinde, bizzat yaşayarak öğrendiler. Elektronik aletlerini unuttular, birbirlerini, birbirleri ile oynamayı keşfettiler. Oyun oynarken, farklı oyunlar türettiler; orada da yaratıcı düşünme devreye girdi.

Bütün bu süreç boyunca bir yandan ellerindeki imkanların farkına vardılar, diğer yandan neleri kaçırdıklarını gördüler; özellikle doğal hayatı, temiz havayı ve gerçek iletişimi… Ayrılma zamanı geldiğinide kurulan dostluklar öyle kuvvetliydi ki, minibüslere binmeleri yarım saatlerini aldı. Ağlayanlar…Birbirlerinden kopamayanlar…Hepsi o kadar gerçekti ki…Nitekim bu ilişki sonrasında da devam etti; köy okulunun ihtiyacı olan top, voleybol ağı, vb malzemeleri alıp kardeşlerine gönderdiler. Yılbaşında özel olarak yılbaşı kurabiyeleri yaptırdılar; kendi imzaladıkları defterleri, kitapları kardeşlerine hediye olarak gönderdiler. Empati kurabildiler ve bir başkasına değer vermek ne demek, bu değeri ona nasıl gösterirsin gibi soruların cevaplarını eylemleriyle öyle güzel verdiler ki…

Birbirlerine dokundular çocuklar; birbirlerini tanıdılar, anladılar…Her iki taraf için de inanılmaz bir kazanım oldu. Köy okulundaki öğrencilerden birinin yorumu şu şekildeydi “Önceleri gelmelerini hiç istemedik,çünkü bize saygı duymayacaklarını düşünüyorduk. Ama iyi ki geldiler, hep gelsinler…” İstanbul’dan giden öğrencilerin ise dönüş yolunda yaptıkları yorum şöyleydi “Hiç birimiz gittiğimiz biz gibi dönmüyoruz…”.

Gördüm ve emin oldum ki, hepsi birbirlerinin hayatlarına dokundu aslında. Sadece Topluma Hizmet Projesi adı altında başlayan etkinlik, gençlerin inanılmaz ve paha biçilmez kazanımlar edinmesine araç oldu. Anlatarak asla anlayamayacaklarını yaşayarak tecrübe edindiler… Şimdi ise tekrar köydeki kardeşlerini ziyaret etmek için sabırsızlanıyorlar…

Sonuç olarak benzer projelere ve etkinliklere katılan öğrenciler, aslında iş hayatında ihtiyaç duyulan iletişim, takım çalışması, yaratıcı düşünme, uyumlanma gibi bir çok beceriyi, yaşayarak, doğal yoldan öğreniyorlar. İşte bu yüzden çocuklarımızı toplum hizmeti projelerinde yer almaları için teşvik etmek çok önemli. Hele de bu proje farklı ortamlarda, alışkın olmadıkları şartlarda gerçekleşiyorsa, daha da faydalı hale gelebiliyor.

Bütün bu süreç boyunca, ben de çok ama çok severek yaptığım bu işin tadını çıkartıyor, gençleri yeniden bir araya getirmek ve sonrasında da farklı hayatlara dokunabilmek için, çalışmalarıma devam ediyor, yeni programlar tasarlıyorum…Bütün bu çocukların hayatına dokunabilmek, bunun bir parçası olabilmek, bana da kendimi iyi hissettiriyor…

Ayça Aytaç
Profesyonel Öğrenci ve Motivasyon Koçu

Bu yazı ilginizi çektiyse: Gençler Neden Sosyal Sorumluluk Projelerinde Yer Almalı?

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK