Faturayı çocuklar öder

Faturayı çocuklar öder

171
0
PAYLAŞ

Uzun zamandır göremediğim bir dostumla görüşmek için sözleştik. Özlemiş olmanın verdiği heyecanla erken vardığım restaurantta onun gelmesini bekliyordum. Biraz telefonumla uğraştım, biraz güzel manzaranın keyfini sürdüm. Derken arkadaki masada oturan çiftin konuşmaları dikkatimi çekti. Son zamanlarda çocuklar, çocukluk ihtiyaçları ve çocukluk travmaları üzerinde yoğunlaştığımdan belkide algım benzer konulardaki konuşmaları seçiyor sanki…

Kadın: Tarık sen çocukken dayak yemiş miydin?

Adam: Yedim tabii canım.. Yemez miyim?

Kadın: Ben de yedim.. Dayak yedin diye bir şey oldu mu peki sana? Yani ne bileyim, iyi insanlarız. İkimizde bir zararını görmedik sanki…

Adam: Yok yahu ne zarar görcekmişiz… Ben dayak sayesinde bir sürü pis şeyden uzak durdum mesela… Hiç unutmam babam elimde bira şişesiyle yakaladığında öyle bir dayak yedim öyle bir dayak yedim ki elime değil içki şişesi almak içilen hiç bir ortama girmedim bir daha…

Kadın: Ya ben çocukları arada bir dövüyorum ya… Kafama takıyorum, ya psikolojileri etkileniyorsa falan diye… Sonra, ben de yedim annemden bir zararını görmedim diyorum, ama ne bileyim… Sana da bir sorayım dedim. Bir şey olmaz diyorsun yani…

Adam: Yok yok olmaz, dayak cennet çıkma…

Konuşma çiftin birbirini rahatlatan, onaylayan cümleleriyle devam etti. Ne yazık ki bir çok çocuk gibi bu anne/babanın çocukları da ebeveynlerinin yazgısının bedelini ödüyor ve eşlerin birbirini onaylamasıylada fatura peyderpey çocuklara kesilmeye devam edecek gibi görünüyordu.

Çocukken hepimiz yaşadığımız acı veren durumları zihnimizde dayanılır hale getiren bir savunma mekanizması kullanıyoruz. Bu mekanizma ile anne ve babamızın bize yaptıklarını kendi iyiliğimiz için yapılmış olarak idealize ediyoruz.

Çocuğun böyle bir tutum benimsemekten başka çaresi yoktur. Çünkü bedeni gerçeği kaldıracak güçte değildir. Bu nedenle gerçeklerden uzaklaşmak zorundadır. Çocuk acı veren bir durumla karşılaştığında ona dair algısını yeniden yorumlar. Tam da bu babanın yaptığı gibi dayağın onu kötü alışkanlıklardan uzak tutan, onun faydasına bir eylem olduğuna inanmayı seçer.

Hatta bu çocuklar ebeveynlerinden aldıkları sevgi ile ilgili tereddüt yaratan dayak, aşağılama ve ya sürekli cezalandırılma korkusu ile bazı duyguları kendine yasaklamayı da seçmek zorundadırlar.

Farklı biçimlerde öfkeye ve şiddete aslında suistimale maruz kalan bu çocuklar gerçekte kim olduklarına, ne hissettiğine ve neye ihtiyaç duyduğuna dair tüm hislerini kaybetmemiş olsa bile benliği ciddi ölçüde sakat bırakan bu terbiye yöntemini ne yazık ki kendi çocuklarına uygulamaya devam edeceklerdir.

Bu ebeveynler çocukken gördükleri muamelenin kendilerine ne yaptığını, bundan neler çektiklerini bilselerdi başka seçenekleri olabilirdi. Bugün ki yaşantılarının; bastırdıkları duygular ve bastırdıkları gerçek benliklerinden geriye kalan harabenin güdümünde geçtiğini fark edebilselerdi.

Yetişkin olarak kendi hakkındaki bu gerçeği bulmaya karar verir vermez bedenlerindeki baskı azalmaya başlar. Çünkü bu karar bedene anlaşıldığı, saygı duyulduğu ve korunduğu mesajını verir. Yalnızca gerçeğinin farkında bir yetişkin, çocuğunu olduğu gibi kabul edebilir ve içinde bulunduğu kısır döngünün zincirinden hem kendini hem çocuğunu kurtarabilir.

Ebeveynler olarak asıl terbiye yöntemimiz çocuklarımıza duygularını ciddiye almayı, onları anlamayı ve doğru olarak tanımlamayı öğretmek olmalıdır.

Fevziye Balcığlu

(İzotomi Projesi)

Cocuğunuzun Meslek Seçimi