Farklılıklarımıza rağmen bir olmayı başarabilmek

Farklılıklarımıza rağmen bir olmayı başarabilmek

116
0
PAYLAŞ

Bir an düşünsenize…Tüm dünya aynı tip insanla dolu. Hadi kıyak geçeyim hepsi sizden oluşsun . Yapabilirseniz bir süre geçirin , bir sürü sizle zihninizde . Sizle uyanın . Okula yollayın sizi. Sizle sabah kahvesi için. Sizle sohbet edin. Dışarı çıkın . Sizden ekmek alın. Bankta sizin yanınıza oturun…

Ne kadar dayanabilirsiniz? Bu soruya verdiğimiz cevaplar  biraz da taşıdığımız sosyallik değerlerimizle ilişkilidir . İnsanoğlu genel olarak sosyal bir varlıktır. Tarih öncesi çağlardan beri beraber yaşamıştır, topluluklar kurmuştur. Beraberce yaşama zorunluluğu dayanışma , yardımlaşma , inançlara saygı duyma , başkalarının yaşayış biçimine hoşgörülü olma gibi erdemlerle mümkün olabilir. Bazı belgesellerde tek başına yaşayan kendi kabuğuna çekilmiş insanları gösterirler. Çoğunun ayrıntılı hayat hikayesine girildiğinde yaşanmışlıkların getirdiği aşırı güvensizlik ya da sağlıksız psikolojik  davranış modelleri görülür.

Bugün sadece ülkemizde değil bütün dünyada çok ciddi toplumsal problemler yaşanmaktadır. Açlık , fakirlik , işsizlik , fırsat eşitsizliği , ahlaki çöküntü , inançsızlık , zulüm , sağlık alanındaki yaşamsal sorunlar , eğitim ve hukuk alanlarındaki sorunlar , adaletsiz yönetimler , baskıcı liderler , yanlış ve dünyalık için kullanılan dinsel kurallar , güven vermeyen siyasetçiler , tarihi ve kültürel değerlerin yok edilmesi , zulme uğrayan insan dışı canlılar , katledilen yeşil yaşam , liyakatsiz insanların elindeki güç… Tam burada derin bir nefes almam gerekti. Eminim sizlerin zihni de ekledi başka başka maddeler.

Fakat en az bunlar kadar önemli ve bunlarla yakın ilişkili olan bir başka problem ise insanlar arasındaki iletişim problemleridir. İnsanlar arasındaki diyalog , hoşgörü ve tolerans eksikliği diğer adlarıyla davranış modellerini paradigmal ve empatik yaklaşım bilinciyle algılamamak ve bunlara göre tepki vermemek , farklılıklara karşı tahammülsüzlük ve farklı inanç ve kültürlerle bir arada yaşama konusunda yaşanan problemler…

Herkesin fikirlerini ifade etmesine imkan sağlamak birlikte yaşamanın temel şartıdır. Ailede , okulda , girilen her türlü sosyal ortamda , arkadaşlar ve topluluklar arasında farklılıkların saygı çerçevesiyle yaşanmasıyla  etkili iletişimin önemi büyüktür. Karşıdakinin gözlerinden bakmaya çalışma karşılıklı ön yargıların törpülenmesini sağlar.

İçinde yaşadığımız coğrafya , önceki nesillerden devraldığımız kültür ve gelenek , mensubu olduğumuz dinin bizi evrensel insan yapmaya götüren inanç , değer ve erdemleri varlığımız ve kimliğimizin ayrılmaz parçalarıdır.

İnsanlar farklı coğrafyaların , iklim şartlarının hatta ekonomik koşulların etkisi ile farklı kimlik sahipleri olurlar . Bu kimliğin oluşumunda da buna benzer kimlikleri doğal , güvenilir ve zararsız algılamaları vardır. Tanıştığı ve içselleştirdiği kimliğin özelliklerini de bir gurur , övünç meselesi yapar . Şu anda toplumumuzun yaşadığı bütün aşırı milliyetçilik ve inanç savunucularında bunu rahatlıkla izleyebilirsiniz. Elbette ki bizi biz yapan kimliğin yaşam planımızda bir fonksiyonu ve hikmeti vardır. Bütün manevi öğretiler ırkın , deri renginin , sosyal ve etnik gruplara mensup olmanın üstünlük vesilesi olarak kullanılmasını reddeder. İnsanın şeref ve haysiyetini kendi iradesi ile elde etmediği aidiyetlere değil ; bilinçli olarak irade ettiği ve uğrunda gayret göstererek elde ettiği değerlere bağlar.

Toplumda sorumsuzluk , saygısızlık , anlayışsızlık , sorun çıkaracak ayrıntılara fazla takılma ,  acımasızlık , gurur , kibir , ötekileştirme , samimiyetsizlik , vurdumduymazlık yerini huzura ve kaynaşmaya götürecek davranışlara bırakmazsa o toplumu oluşturan bireyler en yakınına dahi güven sorunu yaşayan sağlıksız yapı taşları haline gelir. Oysa insanların birlikte yaşama ihtiyacı yaradılışla gelen psikolojik bir zorunluluktur. Bunaldığımız ve dayanamadığımız her durumda çekip gitme isteğimiz yalnızlığımıza değil , daha kabul gördüğümüz ve anlaşıldığımız halleredir aslında…

Şöyle bir baksak ebedi dostluk da ebedi düşmanlık da yok aslında insanın doğasında .Ne kutuplara ayrıldı dünya , ne savaşlar yaşandı… Haçlı , Osmanlı , Amerikalı – Kızılderili en kanlılara gelelim mi :

2. Kongo Savaşı : Afrika iç savaşı 1998 – 2003  5.400.000 ölü

Rus iç savaşı : 1917 – 1922  6.000.000 ölü

Dungan isyanı : Çin  1862 – 1877 8.000.000 ölü

An Lushan isyanı : Çin  755 -763 13.000.000 ölü

Timur Seferleri : 1369 – 1405  15.000.000 ölü

1.Dünya : 1914 – 1918  15.000.000 ölü

Taiping İsyanı : Çin  1851 – 1864  20.000.000 ölü

Qing Hanedanlığının Ming Hanedanlığını fethi : 1616 -1662  25.000.000 ölü

Moğol İstilası : Avrasya 1206 – 1368 30.000.000 ölü

2. Dünya Savaşı : 1939 – 1945 50.000.000 ölü

Tarih boyu aynı coğrafya ve benzer kültürler arasında bile çok kan döküldü. Şimdi ise orta doğu kan gölü . Öz vatanım doğu ve batı diye ayrışmalar yaşıyor . 

Oysa hoşgörü  birbirlerinden farklı ,değişik özelliklere ve becerilere sahip bireylerin karşılıklı eksikliklerini tamamladıkları ve bundan insan olabilmenin hazzını yudumladıkları ortamlar hazırlar . Hoşgörü timsali Hz. Mevlana’nın şu sözüne ve o sözdeki derin manaya bir bakın ! Ne çok ihtiyacımız var aslında…

”Sen bana kendi gözünle bakma , benim gözümle bak da biri iki görme ! Bana bir an olsun benim gözümle bak da varlıktan öte bir meydan gör ! ” 

 

BİR CEVAP BIRAK