Fark Edemediklerimiz

Fark Edemediklerimiz

55
0
PAYLAŞ

Düşünsenize tepede sizi izleyen bir göz var ve insanlarla nasıl iletişim kurmanızla ilgili size bildirge veriyor. Hayat nasıl olurdu?

İnsanlık, zihin, algı bunlar beni her seferinde şaşırtan kavramlar. Bir insana ağız dolusu bağırırsınız hiç etkilenmez ama bir bakışınızla hayatı kararır. İnsanları kırdığım zaman ya da kırdığımı fark ettiğim zaman kalbimde hep bir ağırlık hissederim. O kişinin gözlerine bakarım, en derinine, neresini acıttığımı görmek istercesine ve sonra sımsıkı sarılırım ona, unutacağını ümit ederek…

İnsanların nasıl kırıldığına dikkat ederek yaşasak bu durum bizi çok zorlar mıydı? En çok neyde zorlanırdık, duygularımızı bastırmaya çalıştığımız için karnımıza ağrı mı girerdi yoksa birileri bize karşı hassas olduğu için biz de karşı tarafa hassas olmayı görev mi bilirdik?

Belki sabır belki anlayış… İnsanları olduğu gibi kabul etmek, nazik olmak, sevgimizi paylaşmak ne kadar zor olabilir? Eğer kalbimiz kararmış, beynimiz bulanmışsa bu söylediklerim çok zor ve ağır gelir.

İnsan anlayış göremeyince anlayışsız olur. Bir çeşit intikam alma döngüsü gibidir. Bu döngüyü kim kırar, kim, nasıl kırmak ister bilemiyorum. Ama bunun için birçok eğitim, seminer, kurslar var. Hepsinin de konusu aynı içine dön!  

Psikolojide en çok geçen konu her şeyin kaynağı sensin. Önce sen iyi olmalısın, sen iyileşmelisinve sana yapılanları fark etmelisin. Enerji içeriden dışarıya doğru yayılır, ışık içeriden dışarıya doğru aydınlık verir. Kendi kendimizi aydınlatamaz ya da kendi kendimizin kaynağı olamaz isek düşmanca olan bu döngü hiç bitmeyecek.

Kendimizi suçlayacağız, küçümseyeceğiz, başkalarının iyi olmasını istemeyeceğiz, kıskanacağız, bakışlarımız bile pis olacak çünkü kalbimiz kara, zihnimiz bulanık.

Güneşin içimize doğmasına izin verelim, ışık gibi parlayalım. Nefes alalım ve kalbimizin temizlenmesine izin verelim. Hayat bu kadar zorken, milyon tane problem, sıkıntı varken çok zor ama elimizde hiç mi şükredecek bir şeyimiz yok?

Sandığımızdan çok daha fazla şükür sebebimiz var, sandığımızdan çok daha güçlü ve değerliyiz. Biz kendimizi görmezsek bir başkasının bizi görmesini bekleyerek büyük yanılgıya düşeriz.

Sürekli bir üstünlük çabası içerisindeyiz. Okullarda bize bu öğretildi. Küçüklükten itibaren bir yarıştayız. Ama bu adil değil çünkü eşit değiliz. Ben daha duygusalım, sen daha zekisin, bir başkası daha analitik ya da daha detaycı olabilir. Biz bütün olursak güzel ve başarılı oluruz. Kimsenin bir diğerinden üstünlüğü yok.

Eğer birilerini yücelteceksem bu aldıkları risk olur. Risk alan, zamanını doğru kullanan her zaman başarılı olur. Eğer korkar, çekinir, kendi kendimizi sabote edip engellersek başarılı olamayız. En azından mevcut performanstan çok daha düşük performans elde ederiz. Gerçek performansımızı bulamadığımız için de elimizdekilerle yetiniriz. Farkında değiliz ama çok daha iyisi olduğumuzu biliriz. Biliriz ama kabul edemeyiz. Çünkü bize başka türlü öğretilmiştir. Başkaları için yaşamayı, başkaları için kenara çekilmeyi bunlar yoksa zamanında zaten aşağılanmışızdır ve özgüven eksikliğinden zaten yıkılmışızdır.

Özgüven eksikliğinden yıkıldıysak ayağa kalkmasını da bilmeliyiz. Üstümüzde koca enkaz varken çaba harcayacak gücümüz kalmaz, enkaz altında kalmak canımızı yakar ama alıştığımız için de bir atılımda bulunamayız. Halbuki bir bebek düşeceğine odaklansaydı hiçbir zaman yürüyemezdi. Peki, biz ayağa kalkmak için neden en kötü senaryoları düşünüyoruz? Kalbimiz temiz, zihnimiz hep aydınlık olsun.

Zeynep TÜRKOĞLU
ICF Profesyonel Koç

Yönetici ve Takım Koçu