Erkek Beyni- Kadın Beyni

Erkek Beyni- Kadın Beyni

389
0
PAYLAŞ

Erkek: Erkek beynine sahipsin, farkında mısın?

Kadın: Biraz daha açar mısın demek istediğini? Bu senin için ne ifade ediyor?

Erkek: Şey… Sana kendimi ifade ederken kendimi çok rahat hissediyorum. Çünkü doğru anlaşıldığımı biliyorum. Ne ifade ediyorsam onu anlıyorsun, başka bir şeyi değil. Anlamadığın yerde de soruyorsun ve her şey kısa sürede ve kolayca netleşiyor. Hani erkekler daha basit yani sade bakarlar ya olaylara, sen de sade ve olduğu gibi bakıyorsun. Bu hayatı kolaylaştırıcı bir şey. Anlaşılmak çok güzel bir şey!

Kadın: Teşekkür ederim. Anlaşıldığını hissetmene sevindim. Ayrıca kendi açımdan da bir erkeği anlayabilmeyi ve o erkeğin anladığımı anlaması ve hissetmesi benim açımdan harika bir şey. İznin olursa bir şey sormak istiyorum. Olumlu cümleler kuruyor ve hatta anlaşılmanın güzel bir şey olduğunu ifade ettiğini duyuyorum senden ancak yüzündeki ifade doğrulamaz gibi hislerini. Neler oluyor?

Erkek: Alışkın değilim bir kadın ile paylaşıldıklarımın tamamımın anlaşılmasına. Biliyorum ki anlattıklarımı yargısız ve yorumsuz bir şekilde dinliyor ve anlıyorsun. O kadar ki yanlış anlaşılma ihtimalinin olmaması beni şaşırtıyor. Aslında bu iyi bir şey ama şaşkınım!

Gayet açık ve net bir diyalog gibi duran bu konuşma günlerdir aklıma geliyordu ve kafamı kurcalıyordu. Bugün bir an geldi ve yıllar önce bir erkek arkadaşımla yüksek perdeden yaptığımız konuşma canlandı gözümün önünde birden. ‘Beni anlamıyorsun’lar havada uçuşuyor. ‘Hayır sen, beni anlamıyorsun’ diye suçlamalarla iyice ikimizin de çileden çıktığı anlar yaşıyorduk. Suçlandığım nokta her şeyi detaylı düşünmemken, benim onu suçladığım nokta ise çok basit bakıyor olmasıydı hayata. Onun hayatında sadece ‘hayır’ veya ‘evet’ varken benim için bu iki kelime ne duygularımı ne de düşüncelerimi ifade etmeye yetiyordu. Her görünenin arkasında görünmeyen sebep, söylenmeyen söz aramak ancak benim onu anlayabilmemi sağlayacak düşüncesi beynimi sürekli meşgul ederken onun için ise beni anlaması mümkün görünmüyordu. Tabi ki benim de onu.

Birden oturduğu yerden fırladı ve ‘Seninle bugün değişik bir şey yapalım dedi ve daha ne, nasıl ne zaman demeye kalmadan yola çıkmıştık. Bir saat süren nereye gittiğimizi sır gibi sakladığı yolculuk sonunda Beykoz sahilinde çoğunlukla balıkçıların olduğu yerde arabayı park etti ve yine büyük bir gizem içinde bagajdan bir çantayı hızlıca, sor sormama mahal vermeden kapıp, ‘hadi gel’ dedi ve sahile getirdiği iki açılır sandalyeden birine, çok ciddi ve itiraz kabul etmeyen bir yüz ifadesi ile oturmamı sağladı benim.

O zamanlar anlaşılmak ve anlamak için çok sormak ve çok açıklamak gerektiğine derin bir bağlılıkla inancım vardı. Çoğunlukla ya sorar ya da açıklardım. Hal böyle olunca tahmin edersiniz ki ben yine soruyordum ama aldığım cevap ‘soru sorma, sabret’ oluyordu. Bir an geliyor, parlıyor ‘daha ne kadar sabredeceğim, neden ipucu vermiyorsun?’ diye tabir caizse huysuzlanıyordum.

Oturduğumuz bankta sakince çantanın içinden oltaları, misinaları ve balıklar için yemleri çıkardı ve ‘şimdi anladın mı?’ diye sordu bana.

‘Balık mı tutacağız, yani öyle boş boş bekleyeceğiz. Benim balık tutmak için sabrım yetmez. Bence biraz oturup gidelim’ dedim.

‘Hayır’ dedi. ‘Burada susmayı ve birbirimizi anlamayı öğreneceğiz!’

Ve o gece sabah gün ışıyana kadar Beykoz sahilindeki o sandalyelerde oltalarımızı atıp, birbirimizle çok az, kendi kendimizle çokça konuşarak birbirimizi anlamayı öğrenmeye adım atmış gibiydik. Sessizliğin dili ikimizde de huzur ve ‘anlaşılamayacak hiçbir şey yok’ duygusu yaratmıştı sanki.

Sabahın ilk ışıklarıyla arabaya binip, dönüş yoluna geçtiğimizde söylediği cümle hala kulaklarımda.

“Bizim sizin beyninizin kaldırabildiği kadar detayı düşünebilmemiz çok nadir olası iken sizin, her şeyi basit düşünen bizi anlamanız çok daha olası. Yani biz erkekler ne söylüyorsak, onu demek isteriz.”

Yol boyunca bu cümlenin bende yarattığı düşüncelerle sessiz kalmaya devam ettiğim dönüş yolunda bir karar vermiştim. Sadece dinleyecek ve ne duyarsam anlam yüklemeden, basit düşünecektim. Yıllar geçtikçe bu kararımın beni de rahatlattığı gibi danışanlarımla olan seanslarımda da daha bir huzur ve rahatlık hali vuku bulmuştu.

Nereden nereye geldik. Kısa süre önce yaptığım diyaloğun sonunda ise anlaşılmaktan şaşkına dönmüş ve neredeyse anlaşıldığı için kendini çıplak hisseden bir erkek vardı karşımda. Bu sefer biliyorum ki ben doğru noktadayım ve yıllar önce anlamaya ve anlaşılmaya beni yaklaştıran erkek arkadaşım gibi, ben de bir erkeğin, bir kadın tarafından da anlaşılabileceğini göstermiş oldum belki de. Bu noktada erkek beynine(!) sahip olduğum için sadece tahmin edip, üzerine düşünmeden yoluma devam ediyorum 

Öyle ki benim hem seanslarımda hem de danışanlarımla olan görüşmelerimde kadın ve erkeğin tek ihtiyacı dinlemek ve dinlendiğini hissetmek. Yani öyle ‘kadınları anlamak çok zor’ ‘erkekler bizi hiç anlamıyor’ klişeleri sadece duymaya alıştığımız ve ne kadar çok duyduysak kanıksadığımız inanç kalıplarından ibaret. Kalıplar demişken Tuncer Aktaş’ın ‘Maskulist’ adlı kitabında kadına ve erkeğe dair bilinen ama farkında olunmayan birçok kalıbı keyifle okuyup, hatta kendinizi cinsiyetiniz tarafında olmak yerine ‘insan olmak’ ve ‘insanı anlamak’ durumuna daha yakın bulacaksınız. Ayrıca çokça keyiften güleceğinize garanti veriyorum 

Şermin Çetin
İlişki Koçu ACC

BİR CEVAP BIRAK