Ergen çocuklarımız uzaydan gelmiyorlar

Ergen çocuklarımız uzaydan gelmiyorlar

521
2
PAYLAŞ

Ergen çocuklarımız uzaydan gelmiyorlar sadece gelişimin doğal bir evresinden geçiyorlar. Buna rağmen ergenlik kelimesi, sürecin hem ebeveyn hem de genç birey açısından zorlayıcılığı nedeniyle genellikle olumsuz çağrışımlar içeriyor.

Son on yılda yürütülen nörobilim araştırmaları gösteriyor ki ergenlik çağında beynin işleyişi, bağlantıları ve kapasitesi yetişkinlerden tamamen farklıdır. Dr. Frances E. Jensen ve Amy Ellis Nutt tafından yazılan Ergen Beyni isimli kitapta açıklandığı üzere ergen beyninde aşırı miktarda gri madde (beynin temel yapı taşlarını oluşturan nöronlar) ve az miktarda beyaz madde (bilgilerin beynin bir kısmından diğerine etkin bir şekilde iletilmesini sağlayan bağlantılar) bulunur.

Yazarlar ergen beynini bu açıdan motoru yüksek devirle çalışan ama gideceği yönü bilmeyen yepyeni bir Ferrari’ye benzetmişler. Ergenlik evresinde beynin muhakeme yeteneği ile ilgili işlev gören frontal korteksin gelişimi henüz tamamlanmamış durumda. Biz ebeveynlerin bu süreçte aklımızda tutmamız gereken en önemli konu ergen çocuklarımız hızla öğrenme yeteneğine sahip olsalar da, odaklanma, disiplinli olma, kişisel bakım ve görevleri sonuçlandırma gibi işlevleri verimli yürütemeyebilecekleridir.

“Zihin ve beden düalizmi, zihni akıllı bir parçamız, bedeni ise aptal ve hayvani yanımız olarak değerlendirmeye alışık kültürümüz; doğanın bilgeliğine yapılmış bir hakarettir.” der Alan Watts Güvencesizlikteki Bilgelik kitabında.

“Sürekli bir hayal kırıklığı içinde yaşarız çünkü beynin sözel ve soyut düşünmesi, sonu olan tüm sınırlamalardan kurtulabileceğimize dair yanlış bir izlenim verir. Böylece modern şehrin çalışan insanları günlerini büyük ölçüde hesap ve ölçümleme yapmaya indirgeyerek geçirir, büyük biyolojik ritim ve süreçle uyumlu ve ilgili olmayan rasyonel soyutluklar dünyasında yaşarlar.“

Yetişkinlerin beyinlerinde daha fazla beyaz madde bulunması beynin farklı alanları arasında daha hızlı bağlantı kurulabildiği anlamına gelir ve yetişkinlerin zihinsel makineye dönüşmesinin bir nedeni olarak gösterilmektedir.

Öğrenme sürecinde asıl olan deneyimdir. Beş duyumuzla – görerek, işiterek, koklayarak, tadarak ve dokunarak aldığımız fiziksel verileri işleyen beynimiz duygusal çıktılar üretir. Deneyimleri hafızamıza duygularıyla kaydeder. Deneyimden kaçarak ve güvenli alanda kalarak gelişimsel büyüme söz konusu değildir. Ve büyüme hep acı deneyimler sonrası gerçekleşir. Acı yoksa kazanç yok. Yine de korkarız acıdan ve acıdan kaçmak için uğraş veririz. Sadece kendimizi değil en çok da çocuklarımızı korumak isteriz acıdan. Yine belki de en çok biz acıtırız onları ebeveynleri olarak. Çocuklukta aşılarız sevgi ve öz-değer tanımlarını, ergenlikte de bir güç savaşıyla devam ederiz acıtmaya. Korkarız çünkü başlarına kötü bir şey gelecek diye korumak istediğimizden olur bütün bunlar.

Yaşam yolculuğunda anneler ve kızları ile babalar ve oğulları arasında yaşanan zorluklar psikoterapide özel yer tutar. Aslında insan olmanın en büyük açmazı sanırım öncelikle ebeveynleri tarafından olduğu gibi kabul edilme ihtiyacından kaynaklanıyor.

Psikolog Dr. Lisa Damour, Güçlü Kızlar isimli kitabında ergen gelişiminin haritasını vererek kızlar için destekleyici ebeveyn olmanın anahtarlarını sunuyor. Kitap kızların ergenliğinde karşılaştıkları benzersiz zorlukların üzerinde duruyor, bununla birlikte erkeklerin ergenlik dönemleri ile de doğal benzerlikler var.

On yedi ve yirmi üç yaşlarında olan iki oğlumun gelişim süreçleri ve kendi ergenlik dönemimden hafızama kazınanlar ile yazara katılıyorum ki birçok ergen için özerklik duygusu yani bağımsızlığa ve kendi kaderini tayin etmeye duyulan özlem diğer her şeyi gölgede bırakıyor. Bu aslında olağan sağlıklı bir gelişimin işareti ama özerklik dürtüsü nedeniyle bir ergen sırf ebeveyni önerdiği için bir şeyi belki de tam yapmak üzereyken bile yapmayı reddedebiliyor.

Ergen çocuklarımızın özerklik dürtüsüne karşı değil ancak bu dürtü ile birlikte hareket edersek ebeveynler olarak onları destekleyici bir yol bulabiliriz.

Ergenlerin akademik süreçleri, zaten ödevi yapmayı düşünürken ebeveyninin “ödevini yap” komutuyla ödev yapmamayı seçen genç birey açısından umut kırıcı bir durum alabilir. Unutmamamız gereken güç her zaman onun elindedir. İnsanlar seçim yaparlar ve seçimlerin sonuçları vardır. Sadece ergenler henüz frontal kortekslerinin oluşumunu tamamlamaması nedeniyle bu sonuçları öngörebilme yetisine sahip değillerdir. Beyin gelişimleri sürecinde deneyimlerinden ders çıkarmak bile onlar için zor olabilir. Anne baba olarak çoğumuzun anlamakta zorlandığımız konu aynı hatanın tekrarlanıyor oluşudur.

Bazılarımız bunu kendimize karşı yapılan bir saldırı ya da reddedilme olarak algılarız.

Ergenlik sürecinde çocuğumuzu destekleyeceğimiz yöntemler kendi aile içi dinamiklerimizle şekillenir ve tek bir doğru hiçbir zaman yoktur. Ancak ebeveynler olarak ne kadar zorlanırsak zorlanalım asla yapmamamız gerekenler vardır. Onunla konuşurken kullandığınız sözcükler, beden diliniz ve sesinizin tonu ile istediğiniz duyguyu yükleyebilirsiniz ve bu sizin farkında olmanız gereken bir sorumluluktur. Şunu bilin ki bir ergene yapabileceğiniz en büyük kötülük ona bu süreçte utanç duygusu aşılamak olacaktır.

Sadece sevgi ve şefkat olumlu geri dönüşü garanti olan yaklaşımlardır. Bunu söylerken hayalperest bir ‘sevgi içimizde’ yaklaşımından bahsetmiyorum. Genç bireylerin de sadece sevildiklerini ve oldukları gibi kabul edildiklerini bilmeye ihtiyaçları olduğunu söylüyorum. Dünyanın nasıl döndüğünü güvendikleri bireylerden gözlemlemeye ihtiyaçları vardır. Yanlış her zaman yanlıştır. Siz sigara içiyorsanız ergen çocuğunuzun bunu denememe ihtimali düşüktür. Ergenlerin ne kadar erken sigara içerlerse o kadar kısa sürede bağımlı olma riskleri yükseldiği ile ilgili araştırmalar mevcuttur.

Özerklik dürtüsü ile hareket eden genç bireye okul sürecinde en önemli ebeveyn desteği çatışmalı ödev gözetmeni rolünden çıkarak lise hayatının sonunda üniversite seçenekleri ile ilgili hayallerini hatırlatmak olabilir. Panik havası değil umutlu bir tutum sergilemek olumlu bir sonuç üretebilir. Akademik başarı ile ilgili bir yaptırım cezadan çok sorumlulukların hatırlatılması ile ilgili olmalıdır.

Esin ESEN

2 YORUMLAR

BİR CEVAP BIRAK