Eleştirerek Tartışmayı Kaybedenler

Eleştirerek Tartışmayı Kaybedenler

85
0
PAYLAŞ

Dr. John Gottman ilişki , evlilik uyumu ve boşanma alanlarında yaptığı çalışmalarla ünlü Amerikalı bir profesördür. 35 yılı aşan bir süredir çiftlerle uyum, ilişki üzerine araştırmalar yürütmektedir ve bir evliliğin ilk 7 yılı içinde başarılı mı başarısız mı olacağını %96 doğruluk payıyla tahmin edebilmektedir.

Sosyal hesaplarınıza sahip olmayan ve kahve fincanınızı göstermediğiniz bu adam nasıl oluyorda bu kadar isabetli bir tahminde bulunabiliyor!

“Bu işin sırrı ne?” dediğinizi duyar gibiyim.

Gottman ilişkiler üzerine yıllar boyunca yaptığı araştırmalar sonucunda çiftlerin tartışmalarının ilk 15 dakikasıyla bu isabetli tahmini yapabildiğini söylemektedir. Araştırmaları sonucunda bir tartışmanın nasıl başlarsa çoğunlukla öyle gittiğini ve tartışmalarda kullandığımız bazı silahlarınsa sonumuz hakkında isabetli bilgi verdiğini tespit etmiş.

Aynı durumu her geçen gün rekabetin, şartların zorlaştığı iş hayatına uyarlayacak olursak yöneticimizle, patronumuzla, çalışma arkadaşlarımızla ilişkilerimizide bu kapsamda değerlendirebiliriz.

Gottman’a göre tartışmalardaki en tehlikeli silahlardan biri Eleştiri’dir.

Eleştiri kelimesini duymak ne kadar hoşuna gidiyor?

TDK eleştiriyi “Bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi, tenkit” olarak tanımlamış.

Peki bizler ona nasıl hayat veriyoruz?

Günümüzde karşımızdakinin yaptığı iş ve elde ettiği sonucu, verdiğimiz görevi, sorumluluklarını bahane edip kararlarına, tercihlerine, hayatına davetsiz şekilde dahil olma hakkını kendimizde ne kadar çokça görüyoruz. Anne çocuğunu, eşler birbirini, yönetici çalışanını, takım arkadaşı ötekini derken herkes bir diğerini kontrol etmeye çalışıyor. Niyetimiz ne olursa olsun istediğimiz olmadığında üzgün, kırgın ve değersiz hisseden kendimizle başbaşa kalıyoruz. Hislerimiz üzerine düşünmek yerine genelde beğenmediğimiz, uygun görmediğimiz kişileri kıyasıya eleştirmeye başlıyoruz.

Kimileri;

Karşısındakinde hoşlanmadığı yönler gördüğü için,

Kendi yetersizlik duygusundan kaçmak için,

Bir grubun parçası olduğunu hissetmek için,

Karşısındakine hükmederek kendini güçlü hissettiği için,

Başka yol bilmediği için,

Duygularını bastırmak için,

Korkutmak için… bu silaha başvuruyor.

Konuşulması gereken raporun vaktinde teslim edilmemesi, mesaiye geç kalınması, toplantıya ilk gelen olunmaması, görev tanımının netleştirilmesi, zam talebi olacakken namlunun ucu kişiliğe yöneliveriyor. Karşıdakinin bencilliği, vurdumduymazlığı, sorumsuzluğu gibi kişiliğine yönelik düşüncelerimizi içeren cümleleri sıralayıveriyoruz.

Bu silah elimizden düşmediğinde sürekli eleştiri hali bizi öyle bir noktaya getiriyor ki bir bakmışız ortam hep gergin !

Kimileri siperde saklanmış, bazıları kaçmaya meyilli, bazısı savuşturmak için gardını almış 7/24 her daim bir patlama olmasını bekliyor.

Böyle bir ortamda kişi kendini geliştirmekten çok savaştan nasıl kurtulacağına odaklanır. Sonra gelsin sürtüşmeler, düşük performanslar, gerçekleşmeyen hedefler, iş beğenmeyerek gittiği öne sürülen kaybedilen çalışma arkadaşları!

Oysa biz bu işe/pozisona/takıma savaşmak için girmemiştik!

Eleştirmeden önce alışkanlık haline getireceğimiz bazı davranışlar bizi içinden çıkılmaz savaşlardan korur. Kendimizi ifade etmeye yardımcı olur. İlginç olan ise artacak olan bakış açılarının herşeyi yoluna koymada bize nasıl hizmet ettiğini görmek olacak.

İşte hepimizin farklı algıları, inançları, değerleri olan gün içinde farklı duygular içinde bulunan, hayatlarımızda önemli kavramı değişen bireyler olduğumuzu hatırlamakla başlayabiliriz. Farklılıklarımız verilen görevlere, bizden beklenenlere karşı tutumumuzuda farklı kılacaktır.

Eleştirmeden evvel ortadaki durum üzerine düşünüp seni kışkırtıcı eleştiriye sevk edini fark etmek başta içini acıtsada işine yarayabilir. 

Seni öfkelendirip eleştirmene sebep olan;

 Geciktirilen  yıl sonu raporu mu yoksa yok sayıldığını mı hissetmek?

Konu hakkında verilen ek açıklama mı yoksa yaşattığı yetersizlik duygusu mu ?

Kabul edilmeyen önerin mi yoksa fikirlerinin önemsenmediğini düşünmen mi?

Bu fark ediş zamanla namlunun yönünü değiştirecektir. Çarpışan egolar/kişilikler, yerini çözmek için konuşulmayı bekleyen konulara bırakacaktır.

Sen hep böyle yapıyorsun/sen hiç böyle yapmıyorsun gibi suçlama içeren cümleler yerine böyle yaptığında …. hissediyorumla ile başlayan ben dili içeren cümleler duymak kulağına nasıl geliyor?

Kuracağımız bu tarz cümleler karşımızdakinin kulağını kapamadan ve düşmanca hisler içermeden bizi dinlemesine yardım edecektir.

Dinlendiğini görmek sana nasıl hissettirirdi?

Bu his ile konuşmaya sence nasıl devam ederdin ?

Yüksek olmayan bir ses tonuyla, ben dili eşliğinde kişiliğe yönelik saldırı içermediği sürece ELEŞTİRİ büyütür.

 İlknur AKBULUT

Profesyonel Koç

Yazarın diğer yazısı: Tartışmada Kazanan Olmak