Ebeveynlerimiz berbat olabilir ancak bu onların olabilecekleri en iyi haldir.

Ebeveynlerimiz berbat olabilir ancak bu onların olabilecekleri en iyi haldir.

3992
6
PAYLAŞ

İnsanın içinde olmadığı şeyi yargılaması o kadar besliyor ki bizi uzak bile duramıyoruz. Her birimiz de bundan nasibimizi alıyoruz. Yakınlarda yayınlanmaya başlayan “Adı : Efsane” dizisi de tam olarak ebeveyn çocuk ilişkilerine odaklanmış bir yapıt. Resmin tamamını göremiyoruz ama tüm olay, hatalar yapan bir ebeveynin gözünden ve onun yaşadığı gerçeklikle aktarılmış. Mark Wolynn’nin “Seninle Başlamadı” kitabını diziyle de ilişkilendirince gelen sorular üzerine ebeveynlerin kendilerinde hissettikleri baskıyı yazmak istedim.

Yaklaşık 3 yıl önce bir gece 4 yaşındaki oğlumun ateşi çok yükseldi. Sanırım 41 derece ateşle sessizce yatıyordu. Ateş düşürücüler bir işe yaramadı. Canınızdan çok sevdiğiniz kişi kucağınızda pelte gibi yatıyor ve sizin gördüğünüz şey de sadece masum bir yüz! Böyle durumlarda içinizden gelmeye çalışan ama engel olduğunuz hıçkırıklar kalıyor geriye. Kalbinizin tam altında, midenizin üstünde bir şey böğürmeniz için bastırıyor ama ağlamamak için kendinizi tutuyorsunuz.

Babam “Baba olunca anlarsın.” derdi. Fakat yaş kemale ermeyince, deneyimler benzeşmeyince ne yaparsanız yapın nafile… O fikir akla girmiyor, girse de gerisin geri çıkacak bir yer buluyor. O gece kaç kilo olduğunu hatırlamadığım ama kollarımı koparırcasına ağrıtan bedeniyle merdivenlerden koşa koşa 4. kattan düşme tehlikeleriyle inerken başka hiçbir şey düşünemediğimi hatırlıyorum. Bir ebeveyn için kendi yavrusundan daha değerli hiçbir şey yok. Emsal ya da değil ama çocuğunu çok seven bir ebeveyn örneğini yani kendi hikâyelerimden birini aktarıyorum şimdi. Fakat resmin tamamı bu mu? Elbette değil!

Aynı oğlumun bir gün elinde falçata ile salonun ortasında duran koltuğu baştan sona kadar kesişi; bir anda onu tutup ne yapıyorsun sen diyerek sallayışım ve arkasından itişim de var. Hatta geriye doğru düşüp de kafasını duvara çarpan o yüzünü aklımdan çıkarmak mümkün değil. Sonrasında her yüzüne baktığınızda aynı suçluluğu hissediyorsunuz. Kendi hislerim dışındakileri bilemem ama olay benim küçük zihin kutumun içerisinde net bir facia… Akıldan çıkmayan, rüyalara giren bir olay.

Bakmayın sadece bu hatayı verdiğime, buna benzer yüzlerce hata yapıyorum. Elbette bu olayların onun tarafından nasıl algılandığını ya da ileride nasıl algılanacağını bilemiyorum. Tek bildiğim bugün benim onu çok sevdiğim, onun da bana aynı samimiyetle karşılık verdiği…

İnsanın çocuğuna davranışları duygularının zirvelerinde yer alıyor. Kendinizi yargılıyorsunuz, suçluluk duyuyorsunuz; hatta bazen çok ağır geliyor. Size yaptığı bir davranış ya da söylediği bir “Senin yüzünden,” lafı kalbinize kadar saplanıyor.

İki tane farklı konu bizim aklımızda hep yanlış yer alıyor. Bunlardan biri cinsellik, televizyonlarda âşık insanlar arasında sinema dünyasının yarattığı biçim, şekil ve forma uygun olmayan her şey bizim açımızdan eksik, tam olmayan olarak adlandırılıyor ve yetinemiyoruz. Aynı şey ebeveynlik için de geçerli. Sinemada kullanılan iyi ebeveynlik örneği genellikle fazla idealize edilmiş ve içine sığmanın mümkün olmadığı formlardır. Kahraman ya da mükemmel olarak tanımlanan ebeveynleri biz izlerken kendimizi de -her zaman çocuğumuz için en iyisini yaptığımızı düşünen bireyler olarak- benzeştirir ve bu karakterlere bağlanırız. Aynı ebeveynleri çocuklar izlerken ise eğer ebeveynlerine eksik bağlılık içerisindeyseler olmayan bir ebeveyne özlem hissederler. Sinema dünyasının rating kaygısı doğal olarak birçok konuda algılarımızı hep etkileyecektir.

Ancak asıl problem kendi aklımıza koyduğumuz, bazen kendi çocukluğumuzda yaşadığımız sorunlara bakarak çocuklarımıza yaşatmayı kendimize yasakladığımız davranışları doğamız gereği ortaya çıkardığımızda başlıyor. Yani ölçüyü bir kendimiz bir de bildiklerimiz -televizyon, komşular, vb…- belirliyor.

Örneğin annemin benimle çok ilgilenmemesi nedeniyle çocuğumla aşırı ilgilenmeye çalışırken ortaya çıkardığım inorganik ilişkinin beni çok daha fazla acıya sürüklemesi gibi… Genellikle kendi ebeveynlerimiz de bizim için en iyi olan şeyi yapmaya çalıştılar. Hisleri bu yöndeydi. Örneğin benimle ilgilenmiyormuş gibi durdu ancak ilgilenmesini engelleyecek benim göremediğim başka konular vardı. Ya da umursamaz gibiydi ancak acısını diğer insanlardan farklı şekilde yaşıyordu; örneğin çok acı bir haberden sonra hiçbir şey olmamış gibi bulaşık yıkamaya devam ediyordu.

Ya da benimle yeterince vakit geçiremedi ve bakıcı benimle ilgilenmek zorunda kaldı. Elbette benim hiç bilmediğim annemin patronu belki de annemi iş yerinde çok sıkıştırıyordu ve belki manevi ya da maddi konular başka bir şey yapmasını engelliyordu. Aslında işin özeti biz geçmişteki resmin sadece bilebildiğimiz, duyabildiğimiz kısmına odaklandık.

İşin özü şu:

Ebeveynlerimiz berbat olabilir ancak bu onların olabilecekleri en iyi haldir. Bizim onların berbat olduğunu düşünmemiz bir cetvelle ölçmekten kaynaklanıyor. Bu cetvel de ya komşulardan ya sinemadan ya da kitaplardan geliyor. Ebeveynlikte neyin doğru neyin yanlış olduğunu bildiğimizi sanmıyorum. Bilimsel olarak bile boylamsal çalışmaların yeterli olmadığı, laboratuvar koşullarını oluşturmanın mümkün olmadığı bir alandan bahsediyoruz. Yani itiraf edelim, bilimsel dediğimiz konuların bile önemli bir bölümü teori olarak bile sınıflandırılamaz. Sonuçta her şey meşhur bir psikoloji profesörünün dediği gibi… “Burada size çocuklar hakkında eğitim veriyorum ama çocuğumun karşısında ben de hepsini unutuyorum.”

Bütün anne ve babalara sesleniyorum. Siz harika varlıklarsınız. Doğduğumuz andan beri verebileceğiniz; yalnızca verebileceğiniz şeyleri verdiniz. Olsaydı daha fazlasını da verirdiniz. Tüm maddi ve manevi olgunluğunuzla (ya da bilgisizliğinizle) benim sizinle gururlandığımı ve size şükran duyduğumu bilmek istediğinizi biliyorum. Ancak her şeyin ötesinde sanırım dünyanın en iyi anne ve babasına sahibim. (Hayatımın bir bölümünde bunu anlayamamış olsam bile.)

Ve evet baba “Çocuğun olunca anlarsın!” demiştin ya, sen duyamasan da şimdi ne hissettiğini o kadar iyi anlıyorum ki!..

Bu makaleyi sevdiyseniz size bu makaleyi de okumanızı öneririz. Zordur Güçlü Kadın Olmak

UMUT KISA

Sola Unitas Academy, Paul Ekman International, Sola Yayınları ve İzotomi Projesi’nin lideri olan Umut Kısa “Us’ta Yol”, “Ahuna” ve “Kendini İşten Fethet” adlı kitapların yazarıdır. İletişim alanında doktora çalışmalarına devam etmektedir.

6 YORUMLAR

  1. İyi ebeveyn olmanın ilk adımı, birinci ve mutlak kuralı şudur: Maddi durumun iyi ve stabil değilse çocuk yapmayacaksın. Senin maddi eksikliklerin ileride o çocuğun hayallerinin önünde koca bir engel olacaksa, çocuk yapmayacaksın.
    Gerisi lafı güzaf.

    • Oysa ki bugün profesör olanların önemli bölümünün maddi olanakları kısıtlı ailelerde yetiştiğini, eniyi okullarda tam burslu okuyan çocukların bir çoğunun da bu gruptaki ailelerden çıktığını biliyoruz.
      Aksi durumda çocuk yapmak sadece zenginlerin hakkı olsaydı (ki bence herinsanın doğumla birlikte aldığı haktır) o zenginlerin hiçbir zaman mal ve zenginliklerini yitirmeyeceklerini kabul etsek dahi, çoğalmayan bir fakir kesimin bugün dünyamızda üstlendiği ve bizlerin belki de -asla yapamazdım- dediğimiz işleri kimler yapacaktı?
      Allah bir denge yaratmış.
      Zenginler zenginliklerini o işleri yaptırabildikleri fakirlere borçludur.
      Kendimiz malı olana hayran hayran bakmazsak çocuklarımız da yokluktan daha az etkilenirler sanıyorum.
      Saygılar.

  2. Bu konu, en son okuduğum kitapta da geçiyordu.
    Louise Hay-Düşünce Gücüyle Tedavi kitabında…
    Direkt suçlamak yerine; onları anlamaya çalışmamızdan bahsediyordu.
    Kitaptan alıntı olarak ; “ Onları özgürleştirmeden, kendinizi özgürleştiremezsiniz. Onları bağışlamadan, kendinizi bağışlayamazsınız. Onlardan mükemmellik bekliyorsanız, kendinizden de mükemmellik bekleyeceksiniz ve yaşamınız boyunca mutsuz bir insan olacaksınız. ” diye. Saygılar

Comments are closed.