Duygusal Zekanın Karanlıkta Kalan Yüzü

Duygusal Zekanın Karanlıkta Kalan Yüzü

35
0
PAYLAŞ

Zekanın ilk tanımları duygusal yönleri dikkate almadan hep bilişsel yeteneklere atıfta bulunarak yapılmıştır. Daha sonraki dönemlerde duygusal yön de tartışılmaya başlamış ve farklı zeka türlerini öne süren teoriler üretilmiştir. Bu teoriler genellikle zekayı, matematiksel, dilsel ya da duygusal diye farklı başlıklara ayırmıştır.

Bu süreçte insanın kendisi ile ilgili zekasını konu alan tartışmaların da ortaya çıktığı görülmektedir. Bu kavram, kişinin kendi duygularını ve hislerini kendini analiz ederek bulma yeteneği olarak tarif edilebilir. İşte Daniel Goleman bu konudaki kitabını yazmış ve bunu duygusal zeka kavramı ile bağdaştırmıştır.

Yazara göre duygusal zeka, kişinin kendini motive etme, hayal kırıklıkları karşısında güçlü kalma, ani dürtülerini kontrol altına alma, ruh halini düzenleme, empati kurabilme ve diğer insanlara güvenebilme yeteneğidir.

Bu zeka türüne yönelik adeta patlama şeklinde artan araştırmalarda liderler de mercek altına alınmıştır. Çünkü bu insanların diğer insanların duygularını tanıma, anlama ve kontrol etme açısından özel yeteneklere sahip olduklarına inanılmaktadır. Yapılan araştırmalar arasında 20. yüzyılda öne çıkmış isimlerden Adolf Hitler de yer almaktadır.

Yapılan tüm bu çalışmalarda aslında bir detay pek de fazla dikkat çekmemiştir: duygusal zekanın olumsuz tarafları.

Adolf Hitler yüksek bir duygusal zekaya sahip olabilir. Bu özelliği onun gücü elde etmesine yardımcı olan ve herkes tarafından bilinen felaketlerle sonuçlanan yolda önemli bir silah görevi görmüştür.

İşte bu örnek, insanın hem kendi  hem de özellikle diğer insanların duygularını kontrol etme becerisinin her zaman olumlu yönde kullanılmadığını açık bir biçimde gözler önüne sermektedir. Bu açıdan bakıldığında konu sosyal araştırmacıların daha fazla ilgisini çekmeyi başarmıştır.

Duygusal zeka narsisizm ile bağlantılıdır. Avusturyalı bir grup araştırmacının altı yüz kişi üzerinde yaptığı çalışmalarda, yüksek duygusal zekaya sahip insanların başkalarından çok kendi çıkarlarını ve ilgi alanlarını tatmin etmek için diğer insanları “baştan çıkardıkları” sonucuna ulaşılmıştır.

Michigan’da yapılan diğer bir çalışmada ise narsisizmin, empati kurma konusunda gerekli bir özellik olmasına rağmen duyguları anlama becerisini diğer insanları kullanma ile yakından ilgili olduğunu göstermiştir.

Toronto Üniversitesinde yapılan başka bir çalışma ise yüksek duygusal zekaya sahip bir insanın kendini ön plana çıkarmak adına diğer insanları utandırma olasılığının daha yüksek olduğuna işaret etmektedir. Buna ek olarak bu çalışmadan çıkarılan bir diğer ilginç sonuç, aynı insanların olumsuz duyguları olumlu duygulardan çok daha kolay bir biçimde anladıklarıdır.

Aynı üniversitede Makyavelci eğilimleri konu alan bir araştırmada, iş arkadaşlarını sabote eden işçilerin duygusal zekalarının daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Sonuç

Duygusal zeka kişinin hem kendisinin hem de diğer insanların duygularını tanımasını ve bunları anlamasını sağlayan bir yetenektir. Bu yüzden duygulara hak ettikleri değeri vererek daha iyi bir şekilde yaşamaya olanak sağlar. Bu yetenek diğer insanlar üzerinde etkili olduğu için kişinin hedeflerine ulaşması açısından çok önemli bir rol oynar.

Ancak bu önemli yeteneğin olumlu bir biçimde kullanılabilmesinin kişisel, ahlaki ve içeriksel diğer faktörlere bağlı olduğunun da altını çizmek gerekir.

O halde duygusal zekaya sahip olmak demek duygularınızı daha iyi bir biçimde kontrol edebileceğiniz anlamına gelmez. Bu noktada, bu özelliğin farklı bileşenlerinin dikkate alınması ve hangi yönde kullanılacağının bilinmesi önemli bir ayrıntıdır.