Duygusal Hijyen bizi hangi hastalıklardan korur?

Duygusal Hijyen bizi hangi hastalıklardan korur?

213
0
PAYLAŞ

Hiç düşündünüz mü duygularımız neden var?
Bizi hayatta tutmak, hayatımızı zenginleştirmek için…

“Duygusuz” yakıştırması ile çok karşılaşırdık ilkokul yıllarımızda… Kimi zaman öğretmenlerimiz, kimi zaman arkadaşlarımızın ebeveynleri yada bizimkilerden… Şefkat ve sevgiyi, yardımlaşmayı, merhameti göremediklerinde duygusuzluk etiketi vuruverirlerdi.

Duygusuz olmak, insan olmamak demek anlamında çok yıkıcı bir yakıştırmadır.
Halbuki gün içinde 400’e yakın duygu hissederiz. Farkında olalım yada olmayalım.
Davranışlarımızı da o duygulara yüklediğimiz anlama göre yaparız. Temel güdümüz hayatta kalmak olduğu için de, koruma iç güdüsü ile olumsuza daha çok odaklanmak söz konusu olur.

Duygu doğduğunda, o duyguyu yıkıcı yada yapıcı davranışa dönüştürmek bizim elimizde.

Yıkıcı davranışı istemeden sergileriz. İstemsizce oluverir bazen. Bir daha olmasın isteriz ama nafile. Bir dahaki sefere bu denli yaşamamak için bu yıkıcı davranışı şöyle bir ele alalım;

Öncelikle mutluluğumuzun düşmanları ne? Bizde iç çalkantıya neden olan, kendimize yada başkalarına zarar vermeye yönelten, zihinsel özgürlüğümüzü kısıtlayan olumsuz duygular neler? Bize elem veren yıkıcı duygular neler? Bu soruların cevaplarını bulmak için kendinizle çalışın.

Zihinde her duygunun sağlıklı yeri olduğu gibi her birinin yıkıcı tarafı da vardır. Güçlü olduklarında, çok uzun sürdüğünde yada yersiz olduklarında elem verici bölgeye girebilirler.

Hastalıklarımızda nasıl ki bir yerde belli bir virüs olduğunda hijyene başvururuz. Benzer biçimde, duygu hijyeni de; yıkıcı gelen bir dürtünün bizim tarafımızdan dizginlenmesidir.

Fiziksel hijyenin temiz kalmamızı ve tehlikeli virüslere maruz kalmamızı önlediği gibi, yıkıcı duygularımız da; zihinde hastalık yapan mikroorganizma gibi duygusal hijyeni etkileyen unsurlar olarak karşımıza çıkıyor.

Yıkıcı davranışı yapıcı davranışa dönüştürmek için bilgi kaynağımızda neler var gelin birlikte bakalım;

Sakin bir zihinle, çözümler bulurken yada karşı önlemler alırken daha etkili olabiliriz. Eğer iç huzuru kaybedersek çözümlerimiz yanlış yönde olabilir.

Araştımacılar; üzücü yada tehdit algısı oluşturan bir haberi aldığında nasıl tepki verdiğini Dalai Lama’ya sorduklarında;

“Herkes gibi benim de içimde öfke vardı. Ancak bu öfkenin yıkıcı olduğunu hatırlamaya çalışıyorum. Artık bilim insanlarının “öfke sağlığımıza zarar verir” dediklerini hatırlatıyorum kendime. Bağışıklık sistemini yiyip bitiren, iç huzurumu ve fiziksel sağlığımızı mahveden bu öfkeyi hoş karşılamamam, doğal bir şey veya bir dost gibi düşünmemem gerektiğini söylüyorum.” Cevabını vermiştir.

Olaya bakışı bize gösteriyor ki; tepkilerini; duygularının belirlemesine izin vermektense, dünyayla ilişki kurmanın yolu olarak olaylar hakkında bir muhakemeye bel bağlamış olduğudur.

O halde; hayatı bu şekilde düşünmek, zihnimizi sakin kılabilmek için çalışma yapmak ve bu durumlarda sakin olabilmek, öfkeden tiksinme kasımızı geliştirmeye çalışmak gibi konuya farkındalıklı yaklaşım içinde olursak ve kendimize bir gelişim planı hazırlayıp hayata geçirirsek, geliştikçe bizde tutum değişikliği kendini gösterecektir. Böylece hayatımızdaki krizlere daha iyi dayanmamız mümkün olacaktır.

Öfke duygusuna karşı neden tiksinme geliştirelim? Çünkü öfkenin etkisindeyken, algıladığımız olumsuzlukların çoğu yanlıştır. Uzmanlar, bu algıların da yüzde doksanının zihinsel yansıtmalar olduğunu söylemektedir.

Yıkıcı duygularımızı fark edip, onlara karşı “tiksinti” geliştirirsek, yolumuza çıktıklarında daha hazırlıklı oluruz.

Ayrıca Dalai Lama, bizi tetikleyen kişi ve durumlardan uzak durarak değil, daha temel bir korunma yoluyla, yıkıcı dürtülerimizi en aza indirmek için önleyici taktiklerden yararlanmamızı da öneriyor.

Bu tür sorunların çoğu bizim tutumumuzdan kaynaklanıyor.

Muhakeme yöntemine başvurduğumuzda; yıkıcı duygu karşısında direnmemizi destekleyecek başka bir anlayış geliyor karşımıza. Bu yöntemi düzenli olarak uygularsak, yaşamın bizi çok üzen yada öfkelendiren bir darbeyle sarsması anında otomatik kullanıyor olmaya başlayacağınızdan emin olabilirsiniz.

Olaya yada duruma kuş bakışı bakmakla birleştirildiğinde daha da etkili olacağını söyleyebilirim.

Bu yöntem; muhakeme gücünün zihni anlayıp iyileştirmek için kullanmamızı sağlıyor. Tıpkı bilişsel terapi yöntemlerinde kullanıldığı gibi. Yani kendi kendini engelleyen düşüncelere inanmak yada uygun biçimde davranmak yerine onlara karşılık vermek üzerine inşa edilmiş.

Bu tür bir pan zehiri kullanmak için gerekli zihinsel enerjiye ulaşmak için motivasyon gereklidir elbette.

Bunun için de verebileceği zararları düşünmemiz, nelere neden olabileceğini hayal etmemiz faydalı olacaktır. Asıl baş belasını içimizde aramamız, asıl düşmanlarımızın kendi yıkıcı eğilimlerimiz olduğunun bilincinde olmamız da bize yardımcı olacaktır.

Bu nedenle, ilk olarak, çaba göstererek kendi zihnimizdeki bu eğilimlerin üstesinden gelebileceğimiz inancını besleyelim. Sonra, gerektiğinde özellikle de çöküş anlarımızda uygulayabileceğimiz yöntemleri bulalım.

Çözüm; büyüyüp patlayacak kadar şiddetlenecek olumsuz duygularımızı bastırmak değil, onların bilincine varmaktır. Duygularımızın farkına vararak onlarla doğrudan yüzleşebiliriz. Bu, duygularımızı yönetmenin en garanti ilk adımlarındandır.

Ve tabi ki kendimizi, olmak istediğimiz kimlikte, gelecekte olmak istediğimiz bize, büyük resmimize odaklamak. Bunun hayalini kurmak. Bu, olmak istediğimiz Ben için zihin ve nöronlarımızı harekete geçirecektir ve yönlendirecektir. Yeter ki isteyelim.

Sizce bunlar hayatınıza alabileceğiniz şeyler midir?

Sizce okullarda fiziksel hijyeni öğrettiğimiz gibi duygusal hijyeni de öğretebilir miyiz?

Aynur Şenol

BİR CEVAP BIRAK