Doğu’da Duygusal Detoks

Doğu’da Duygusal Detoks

202
0
PAYLAŞ

Ahlat’taki şahane gençlere motivasyon ve hedef koyma ile ilgili seminerimi verip, zihinlerine gelecekleriyle ilgili pırıltıları bıraktıktan sonra, aynı şeyi Van’daki öğrencilere yapmak üzere yola koyuldum,. Ahlat’tan Van minibüsüne binmek üzere, bizi otogara götürecek taksiye bindim. Otogara vardığımda, taksi şoförüne vermek üzere bozuk para aranırken şoförün sesini duydum; “önemli değil abla, yoksa kalsın…” Benzer cümleyi, sonrasında minibüs şoförlerinden de duydum. Olur mu öyle şey deyip adamcağızın parasını verdim tabii, şaşkınlık içinde.

Van yolunda minibüste ilerlerken, yol üstünde dünya tatlısı bir kadın, 8 yaşındaki kızıyla birlikte minibüse bindi. Oturmak için koltuğa geçerken, sıcacık, içten bir gülümsemeyle “günaydın” diyerek yanıma oturdu. Biraz sonra, çantasından sakız çıkartıp bana ikram etti! Ben şaşkınlık içinde teşekkür ettikten sonra, ufak ufak muhabbet etmeye başladık. Konuştuklarımızın detayına girmeyeceğim ancak şunu söylemeliyim ki o yol nasıl geçti, hiç anlamadım. Nasıl tatlı, nasıl kendini yetiştirmiş, içten, samimi bir insan… Kaç kere beni köyündeki evine davet ettiğini hatırlamıyorum. Hemen telefonunu verdi bana! Sonra sohbet esnasında öğrendim ki kızı hastaymış ve o hafta içinde ameliyat olacakmış; ilik nakli ve dalağından…7 senedir kızını tedavi için Van’daki hastaneye götürüyormuş. Buna rağmen, ne şikayet etti, ne güler yüzünü eksik etti yol boyunca… Yetmedi, Van’da tam olarak nerede inmemiz gerektiğini bize anlatabilmek için seferber oldu.

Oralarda geçirdiğim 3 gün boyunca, hep benzer yaklaşım gördüm; kırmızı ışıkta geçtiğimi düşünerek beni durdurmaya çalışan bir yaya, sadece çay içmek için oturduğumuz çay bahçesinde çayın parasını almayan ve bize ikram eden garson genç, yabancı olduğumuzu anlayarak bize yardımcı olmaya çalışan yöre halkı, en içten halleriyle bizimle sohbet eden esnaf, bütün samimiyeti ve hoş sohbeti ile, minibüsüyle bizi bütün gezdiren şoförümüz ve çok daha fazlası… Nasıl özlemişim bu içtenliği, bu samimiyeti…Maskesizliği…Gerçekliği… Sadece o yöre mi? Yıllar önce Kayseri’ye gittiğimde, sırf tatlı ikram edebilmek için sokakta peşimizde koşturan dükkan sahibi, Safranbolu’da bize ikramda bulunmak için ilk defa tanıdığı insanlara evinin kapılarını sonuna kadar açan vatandaş, Nazilli Yaylapınar Köyü’nde bize ikramda bulunmak için ısrarcı olan kahve sahibi ve daha nicesi…

Anadolu insanının genel hali bu zaten ancak maalesef İstanbul gibi bir şehirde yaşamanın bedellerinden biri de gerçek iletişimden ve samimiyetten uzak kalışımız sanırım.

Unuttuğumuz ve bizi bir araya getiren sevgi, saygı, iyilik, samimiyet, nezaket gibi değerleri görmüş olmak galiba unuttuğum bazı şeyleri hatırlattı ve kendimi çok iyi hissettirdi. Duygusal anlamda adeta detoksa girmiş gibi hissettim. Van ve Ahlat’ta, insanların güzelliğine, yörenin güzelliği de eklenince, aldığım keyif çifte kavrulmuş oldu. 🙂 Yöre güzelliği demişken, öyle böyle değil. Bir el atılsa, yaz turizmi, kış turizmi, gurme turizmi (ayıptır söylemesi, Ahlat’ta yediğim kavurmanın lezzeti öyle böyle değildi; eh ne de olsa hayvanlar meralarda doğal otlarla besleniyorlar), tarih turizmi, doğa turizmi, hepsi bir arada mümkün… Hem de nasıl…

Mavi bir başka mavi, yeşil bir başka yeşil…Nefes aldığımda, oksijeni ciğerlerimde hissediyordum, hiç abartısız…İşte bu ortama bir de insanların doğal, sıcacık hallerini ekleyin…Unuttuğumuz, farkında olmadan hasret kaldığımız samimiyetlerini… Gerçekten bedel ödüyoruz büyük şehirde yaşarken; hem de büyük bedel ödüyoruz. Neredeyse sokakta birbirimize saati bile sormaya çekinir olmuşken, hayatınızda ilk defa gördüğünüz bir kadın telefonunu vererek ısrarla evine davet edebiliyor sizi…Konuşurken, siz bir şeyler anlatırken gerçekten dinliyor. Tamamıyla size odaklı, mış gibi değil, cevap vermek için değil, anlamak için dinliyor. Zaten elinde sürekli gözünün kayacağı son model akıllı telefonu da yok; o yüzden sanal hayattan uzak, gerçek iletişim kurabiliyor ve sizinle konuşurken gerçekten de önceliği siz oluyorsunuz…

Bu yüzden ilgisi, enerjisi tamamıyla sizde ve ne söylediğinizi anlamak, sizi gerçekten duyabilmek için bütün varlığıyla dinliyor. Kaçınız uzun zamandır böyle dinlendiğinizi hissettiniz en son? Koçluk aldıysanız, o hariç tabii ki 🙂 Gerçek bir sohbet ortamı, burada kastettiğim… Gerçekten dinlenmek, anlaşılmak, siz anlatırken karşınızdakinin odağı tamamen sizdeyken gözünüzün içine bakması nasıl iyi hissettiriyormuş meğer… İşte o noktada bağ kuruluyor zaten.

Unuttuğumuz değerleri tekrar hatırlamak, bunları çocuklarımıza aktarmak bu yüzden önemli. Teknolojiyle bu kadar iç içe olarak, İstanbul gibi bir şehirde koşturmaca içinde yaşamaya çalıştığımız hayatımızda, kaçırdıklarımızın bir kısmını oralarda yakaladım sanırım… İnsan olmanın doğasını, gerçek iletişim kurmanın güzelliğini, doğallığı, oralarda yakaladım. Galiba bu yüzden iyi hissettim kendimi; bu yüzden enerji topladım… Anladım ki bunu daha sık yapmalıyım… Hatta benim yapmam yetmez, özellikle gençlere de bunu yaşatmalı, bu değerleri kendilerinin bizzat deneyimleyerek fark etmelerini sağlamalıyım…Bunun için ilk adımı attım bile, umarım hayata geçirebilirim…Biliyorum ki etkilenecekler…Kelebek etkisi yaratmayacağını kim bilebilir ki…?

Ayça AYTAÇ
Profesyonel Öğrenci ve Motivasyon Koçu