DOĞRU ADAM, DOĞRU KADIN.. OLMUYOR İŞTE.

DOĞRU ADAM, DOĞRU KADIN.. OLMUYOR İŞTE.

268
0
PAYLAŞ

“Kardeşim, zar zor gelmişiz boşanma aşamasına; bitiyor, kurtuluyorsun benden. Daha ne istiyorsun, anlamıyorum!

Hayır yani, görüyorsun; ne dersen peki diyorum, gıkımı çıkarmıyorum!

Derdin ne; yangından mal mı kaçırıyorsun, ne yapmaya uğraşıyorsun?

Kim, neler yaşayıp da bu noktaya geldiğimizi nereden bilecek; hem NİYE bilecek ki?

Çocuğunu mu kıskanıyorsun şimdi benden; ne söylüyorsun ona benim hakkımda?

Oturduğum evden ne istiyorsun; ne nafakası, ne arabası, ne protokolü?

Aynı yastığa baş koyduğun, NAMUSUN karını kötüleyecek misin şimdi elâleme sen?

Zaten biz toplum olarak neyi başaramıyoruz biliyor musun:

Yan yana iken öpüp başımıza koyduğumuz, öve öve bitiremediğimiz aşkımızı (!), ayrılırken anılarıyla birlikte SAYGIYLA rafa kaldırmayı.

Bunu başaramıyoruz işte; tu kaka oluyor, niyeyse.

Yahu, sen değil miydin “En güzeli sensin, en iyisi sensin” diyen..

Şimdi ne oldu, ne değişti; KARIN DEĞİLİM ARTIK, o mu yani?

Hâle bak; senin için sözüm ona denizleri aşan, mutlu ol diye debelenen adam, bir gün geliyor, bildiğin AZILI DÜŞMANIN oluyor.

Hatta, düşüp de kalbini kır diye dua ediyor; hadi bakalım, buyur buradan yak..

Bir de bu insan, senin en zayıf yanlarını, kusurlarını bilen adam: KOCAN!

Neyi nasıl kapatırsın, kime nasıl açıklarsın ki?

Zamanında gözlerinin içine aşkla bakarak evlilik teklif ettiğin, üzerine kimbilir ne hayaller inşa ettiğin, sonra bi’ güzel UMUTLARININ İÇİNE ETTİĞİN kadınım ben!

Bana da aferin ama, hakikaten bak.

Bu kadar mı yaslanır bir kadın, erkeğinin omzuna?

Bu adam için mi mücadele ettin sen; dağ gibi durdun her şeyin önünde?

Al bak, hediyen masanın altında!

Çok zor.. İnanmak, tutunmak, dik durmak ne kadar zor!”

Uzakta, karşı masalardan birinde, sinirden dişlerini sıka sıka, alnındaki teri sile sile konuşan avukatının uzattığı kâğıt tomarına arka arkaya imza atan o mutsuz kadın, eminim böyle hissediyordu.

Ardından, parmağındaki alyansı hınçla masaya fırlattı.

Avukat yüzüğü ikinci sıçrayışta yakalayıp, protokol zarfının içine koydu.

O uğultulu kalabalığın, bangır bangır müziğin altında – uğraşsam da – hiçbir şey duyamadan; ağlayarak boşanma protokolünü imzaladığını görebildim sadece.

Bir de, buğulu gözlerini: Donuk, bitik, şaşkın.

Altından sandalye çekilmiş gibi, acıyan yerlerini iyileştirmeye çalışıyordu belli ki.

Sızlayan kalbine ağlıyordu, güvendiğine ağlıyordu, kocasını nasıl da bunca zaman tanıyamadığına ağlıyordu.

BİTMİŞTİ, SONUNDA; ama bir yanı eksik, ama umduğundan kısa.

Evlenirken iyiysin; peki boşanırken sevdiğin adamın içinden ansızın çıkıveren bu yeşil canavar da neyin nesi Allah aşkına?

Salla gitsin; FİNİTO BABY.

Avukatın ardından, çok istedim ama yanına gidemedim.

Ben buradayım, dinlerim seni, atlatırız, vallahi bak, söz veriyorum……diyemedim.

Kimbilir, BELKİ OKUYORDUR BENİ ŞİMDİ.

Dünya küçük, belli mi olur..

Bilmem ne kadar ilaç olurum ama buradayım, EĞER BANA SES VERİRSEN.

Bekliyorum, bu kötü günleri birlikte aşmak için; eğer o SEN isen.

NOT:  Rolleri değiştirsen de, sonucu değiştiremiyorsun. Kadın yaşatmıyor mu erkeğe benzerini? Duymuyor muyuz çevremizde? Özü şu: Hikâye hep aynı. SONUNDA ya kadının ayarı kaçıyor, ya adamın. Bir türlü, DOĞRU ERKEK İLE DOĞRU KADIN BOŞANAMIYOR. Ne acı, ne öfke bu.. Zarar vermez mi.. Hem de karşısındakinden çok, bizzat insanın kendisine?