DİŞ AĞRISI MI, RUH SANCISI MI ?

DİŞ AĞRISI MI, RUH SANCISI MI ?

174
0
PAYLAŞ

Diş ağrısı ile ruh sancısının ne kadar da çok benzeştiğini, nasıl aynı kaynaklardan beslenip, aynı şekillerde tedavi edilebileceğini farkettim bugün.Başkaları da farkederse, ruhları çürümeden önce ona daha iyi bakabilir, bakamadıysa da tedaviye gidebilir belki diye düşündüm.

Genellikle akşam saatlerinde başlayan, tüm geceyarısı boyunca devam eden, beyninize beyninize vuran, ne yapsanız geçmeyen, sabahı zor ettiren, hayattan bezdiren o benzersiz ağrı, diş ağrısı, şanslıysanız hayatınız boyunca ya hiç gelmez ya da sadece birkaç kez gelir başınıza. Diş hekimi koltuğu korkunuz yoksa, sabah soluğu doktorunuzda alırsınız. Acıdan, ağrıdan kurtulma ümidiyle teslim olur, ne derse onu yaparsınız artık. Benimki gibi becerikli, bilgili ve paylaşmayı seven bir diş hekiminiz varsa, tüm konuya hakim oluverirsiniz bir tedavi boyunca. Aileden miras alınan özellikleri, çocukluk çağındaki beslenme alışkanlıklarının etkilerini, günde 3 kez fırçalamanın önemini, diş ipi ile temizlemenin gereğini, çürükleri erken tedavi etmenin faydalarını bir çırpıda sıralayıverir size. Tedavi ederken acıtır, kanatır ama sonunda iyileşeceğinizi, ağrılarınızdan tamamen kurtulacağınızı hissettiğiniz için dayanırsınız. Dayanamadığınız noktada öyle bir uyuşturur ki ilaçla, artık tüm dişleriniz tek tek çekilse bile hiçbirşey hissetmez, ağzınızı kontrol edemez durumda uyuşukluğun geçmesini beklersiniz.

Konu diş sağlığı ve diş ağrısı olunca herkesin bir tecrübesi, bir anısı, konu hakkında genel bir bilgisi ve yaklaşımı vardır mutlaka. Kimisi çocukluğunda çok şeker yemenin bedeli olarak görür dolgularla dolu dişlerini, kimisi aileden kalma genetik bir zayıflık olarak. Kimisi bembeyaz, sağlıklı, güçlü dişlerle gülümserken etrafa, kimi utandığı için eliyle kapatır dudaklarını. Kimi günde 5 kez fırçalar, kimi hiç fırçalamadan yatar. Kimi kendisi farkedemezken çürüklerinde yayılan kokuyu, kimi protezi ile çok mutludur bir ömür boyu. Diş konusu çok hassastır sonuç olarak. Çok bilinir, çok konuşulur. Günde defalarca reklamlarda , anaokullarından itibaren derslerde gösterilir. Anneler günde en az 3 kez hatırlatır, “çok şeker yeme, dişlerin çürür” diye..Yine de o şeker yenir, o dişler çürür ve o ağrı birgün gelir..

Hayatımız boyu bizi birkaç gece uykusuz bırakan “dişlerimizin ağrısı”, tedavisi, bakımı ile ilgili durumlar böyleyken, bizi haftalar, aylar hatta yıllar boyu uykusuz bırakan “ruh sancılarımız” ile ilgili durumlar nasıldır peki ?
“Dün gece yine uyuyamadım…” şikayeti ile başlar herşey. Neden uyuyamadığını çok da net tanımlayamaz insan. “Çok yorulmuştum, ona kızmıştım, buna üzülmüştüm..” gibi belli belirsiz sebepler var gibi görünse de asıl sebep ortada görünmez. Günler, geceler geçer, uykusuzluk devam eder. Konular, gündemler değişse de, değişmeyen tek şey uykunuzun her geceyarısı aniden kaçtığıdır. Beyninize üşüşen çeşit çeşit düşünceler arasında, hangisinin uykunuzu daha çok kaçırdığı konusunda bir fikriniz de kalmaz artık. Sinirler zayıflamaya, beden gücünü yavaş yavaş kaybetmeye başladığında, ruh sancısı da artmaya başlar. Genel bir yorgunluk ve mutsuzluk hali içinde, kaybolmuşluk hissi eşliğinde geçirirsiniz günlerinizi. Gündüz taktığınız maskeler hepsini gizlese de, geceleri yatağınıza yatıp, maskenizi çıkardığınızda, o mutsuz yüzle  yüzleşiverirsiniz aniden. Buna dayanmak zordur tabii. Neyse ki aynısını yaşayan arkadaşlarınız var, ilacı belli, dozu belli değil mi (!) Hapınızı içtiniz mi mışıl mışıl uyuyacaksınız. Ruh sancınız geçti sanacaksınız. Uyandığında hala orada durduğunu bile anlamayacaksınız bir süre. Ama dedim ya başta, ruh sancısı, diş ağrısına benzer biraz aslında. Ruhunuzun çürükleri arttıkça, onu bir ağrıkesici ile geçiremezsiniz. 
Sabah kalkar kalkmaz ilk iş, bir uzmana gitmelisiniz mesela. Açıp  ruhunuzu göstermelisiniz şöyle bir. Şurası daha çok acıyor diye belirtmelisiniz. Çocukluğunuzda nelerden, nasıl beslendiğinizi düşünmelisiniz önce biraz belki. Aileden, genlerden, çevrenizdeki büyüklerden, kimden, neler aldığınızı farketmelisiniz. Sonra ruhunuza nasıl baktığınıza dikkat etmelisiniz biraz da. Onu da dişleriniz gibi günde 3-5 defa arındırmalısınız mesela. Çürüme etkisi yaratan şeylerden uzak durmalısınız, duramadıysanız etkisini en aza indirmek için yıkamalısınız ruhunuzu bir güzel. Rahatlatmalısınız. Mis gibi kokmalı ruhunuz da , ışıldamalı adeta. Gülerken ağzını kapatanlar gibi olmadan, utanmadan, kendi ruhunuzla ortada gezebilmelisiniz artık. O zaman diner ruh sancısı. O zaman kaçmaz uykular geceyarısı. Ruh, kendinden, bedeninden memnun, dalar derin uykusuna, güzel rüyalar görür. O zaman sağlamdır artık ruh, kimse çürüdü diye çekemez onu içinizden. Gündüz takıp, gece çıkaracağınız maske bir ruha ihtiyacınız olmaz artık. Kendi ruhunuzla barışık ve mutlu yaşarsınız.
Diğer taraftan, artık sinirlerinin hassasiyetini kaybetmiş, çürük ruhu ile etrafta dolaşıp, kötü kokular saçan, ama bunu farketmediğinden, yine de kendinden emin duran insanlar da görebilirsiniz etrafınızda. Onları tanırsınız artık. Çürüklerine acırsınız…Kibarlıktan, mesafeden ya da resmiyetten birşey diyemezsiniz bazen. Sadece biraz uzak kalırsınız. Çok yakınınızdaysa bu kişi, çok da samimiyseniz hatta, çok da güveniyorsanız birbirinize, eğilip kulağına, “çürüklerine baktır, sana daha çok zarar verecek yoksa” diyebilirsiniz.
Okullarda ders olmalı aslında. Ruhumuzu nasıl beslemeli, ona nasıl bakmalı, onu nasıl temiz tutmalıyız? Ailemizde sorunlu, çürük ruhlu büyükler varsa, kendimiz için nasıl önlemler almalıyız? Çürüklerimiz varsa küçük, küçük, erken tedavi mümkünse,  korkumuzu yenip nasıl açmalıyız ruhumuzu güvendiğimiz bir uzmana ? Tüm bunlar daha çok konuşulmalı, daha çok paylaşılmalı artık bu toplumda. Çürük bir dişin tüm bedeni hasta ettiği gibi, çürük bir ruh da koca bir toplumu hasta edebilir yoksa.

 


Yaşam Koçluğu Eğitimleri ve Mutlaka Bilinmesi Gerekenler

Çocuğunuzun hangi meslekte mutlu olacağı belirlenebiliyor

 

BİR CEVAP BIRAK