Değerlerimizin Şekillendirdiği Bir Yaşam

Değerlerimizin Şekillendirdiği Bir Yaşam

158
0
PAYLAŞ

“Ben kimim?” sorusunun cevabını çevremizin bize atfettiği kimliklerden ve rollerden arınmış olarak vermeyi denesek ne söylerdik acaba? Hattâ bu soruyu belirleyeceğimiz aralıklarla kendimize yöneltsek; örneğin, 15 yaşımızda, 20 yaşımızda, 40 yaşımızda, 60 yaşımızda… vereceğimiz cevaplar nasıl değişirdi?

Dünyaya geldiğimiz andan itibaren öncelikle ebeveynlerimizin bizler için hayal ettiği bir geleceğe doğru ilerlemeye başlarız. Yürüdüğümüz yolun taşlarını da yine ebeveynlerimiz bizler için önceden döşüyor olur. Kaçımız gittiğimiz ilkokulu ve ortaokulu kendi isteğimize ve tercihlerimize göre seçmişizdir? Hayata tek başımıza devam edeceğimiz dönemde sahip bulunacağımız bilgilerin, görgümüzün, duygularımızın, beklentilerimizin, hayallerimizin, değerlerimizin; özetle nüvemizin şekillenmeye başladığı o yıllarımızı hangi kriterlere göre kimler belirler gerçekte?

Ortaokul yıllarımızın sonuna ulaştığımızda eğer seçeceğimiz mesleğin adını koyabilmişsek devam edeceğimiz liseyi ve sonrasında gideceğimiz üniversiteyi kendimiz belirleyebiliyoruz. Bu tercihimizi yaparken ailemizin, arkadaşlarımızın, toplumun etkilerinden sıyrılıp serbest düşünebiliyor, kendi içimize dönüp gerçekten ne istediğimizi sorguluyor muyuz? Bir adım daha ileri giderek bu önermeyi de sorgulayalım. Nasıl sorgulayacağımızı biliyor muyuz? Sorgulamayı doğru yapabilmek için nelere ihtiyacımız var?

Eylemlerimizi şekillendiren unsurlar değerlerimizdir. Davranışlarımızın nedenlerini anlamak adına değerlerimizin farkına varmış olmamız gerekiyor. Asıl soru ise bizi tanımlayan değerlerimizin neler olduğu. Kişisel gelişim, yönetim, liderlik içerikli kitaplarda uzun bir değerler listesine yer verilir. Bazılarımız bu değerlerin neler olduğuna bakıp kendimize yakıştırdıklarımızı, üzerimize yakışacağını düşündüğümüz kıyafetler misali benimsemeye çalışırız. Kendimize uygun bulduğumuz değerler gerçekten de bizi ifade eden değerler midir? Duygularımızı harekete geçiren, davranışlarımıza yansıttığımızda vicdanımızı rahatsız etmeyen nitelikte midirler? Yoksa toplumun genel kabulünü görmüş, sahip olduğumuzda bizlerin de toplumca kabul gören bireyler olmamızı sağlayacak değerler midir bunlar? Adalet, aile, ahlâk, hoşgörü, dürüstlük, güven, saygı, merhamet… Sonsuz sayıda değere sahip bulunamayacağımız gibi bizi olduğumuz şekilde ifade eden, yaşantımızı, ilişkilerimizi, algımızı çerçeveleyen sınırlı sayıda değere sahibizdir gerçekte. Önemli olan bunların farkında olabilmemiz.

Bir de değer oldukları yanılgısıyla sahiplenmeye çalıştığımız unsurlar var. Para, mülk, statü, güç sahibi olmak gibi. Hayatta en iyi olabilmenin yolunun bunlar gibi kilometre taşlarından geçtiği güdüsüyle birinden diğerine koşar dururuz. Başarılı olmanın anlamını maddi kazanımlara yüklemeye güdülenmişizdir. Toplum genelinin sahip olduğunu ifade ettiği ideal değerler ile gerçekte sahip bulunduğu ve toplum hayatına sinmiş değerlerin örtüşmemesi bu ikilemi yaşıyor olmamızın temelini oluşturuyor. Sonuç ise toplum olarak yaşanılan bir yanılsama hali. Bizi var edeceğine inandığımız dürtülerin peşinde koşarak “hayatta en iyi” olmaya çabalarken “iyi bir hayatı” kaçırdığımızın farkına varamıyoruz.

Değerlerimizden güç bulan “iyi bir yaşam”a kavuşmamız dileğiyle…

Ünal Elbeyli