David Brooks Bimar İçin Ne Dedi?

David Brooks Bimar İçin Ne Dedi?

251
1
PAYLAŞ

Sevgili Tuncer Aktaş’ın “Ben David Brooks bekliyordum, ne yazık ki Ayhan gelmişti.”  yazısını beğenerek ve sesli gülerek okudum. Bana sorduğu sorulara, hem bir dostu hem de kardeşi olarak cevap vermek istedim

  1. Soru: Bir adam böyle bir kitabı neden yazar?

Cevap: Hani yazarlar hayatı izler ve müessir detayları seçermiş ya… Ve zamanı gelince de cebindekileri dökerlermiş… Sanırım ‘Bimarhane’yi yazmaya çok seneler evvel karar vermişim. Başlangıcı bence şöyle; bir gün ailecek yolda yürüyorduk, yanımda da benim dayı oğlu vardı. Bizim oraların meşhur bir delisi vardır; Deli Çetin derler. Baktık karşıdan koşa koşa geliyor, aklımız çıktı! Ama yerimizden kımıldayamadık korkudan. Deli yanımıza geldiğinde benim dayı oğlunun kafasını tutup dişlerini alnına geçirdi. Ailemizin fertleri feryat figan… Deli seğirte seğirte kaçtı gitti. Bir baktık dayı oğlunun alnında saat gibi iz çıkmış, kanıyor. Pansuman falan yaptırdılar. Garip olan şu; eve gittiğimizde denedik, herkes birbirinin alnını ısırmaya çalıştı ama sonunda anladık ki normal bir insan diğerinin alnını ısıramazmış. Ben de şuna kanaat ettim; kişi herhangi bir konuda deliliği tercih etmeli! Eğer yeterince deli olabilirse istediğini mutlaka, eninde sonunda elde eder. Hangi alanda deli olmalıyım diye çok düşündüm, çabaladım, ancak iş hayatında çabaladıkça gördüm ki ‘Rain Man’daki Dustin Hoffman gibi değildim, daha çok Sean Penn’in ‘I Am Sam’ filmindeki hâline benziyordum. Yani o deliliğimle dâhi gibi değil aptal gibiydim. Bence zaten bu yüzden Dustin Hoffman Oscar almış, Sean Penn’in ise eli boş kalmıştı. Gel zaman git zaman yazabildiğimi keşfettim. İşte, aradığım ve becerebileceğim tek delilik bu olmalı dedim kendime! Peki deliliğin sınırlarını nasıl zorlayabilirdim? Sevgili Tuncer Aktaş, deliliğin de cam tavanı varmış. O kurşun geçirmez cam tavanı asla bedenen aşamazsın, aklın başındayken olmaz, ama kendini cam tavanın öteki tarafında hissedersen… Yazmalıydım, hem de deliliği yazmalıydım, deli gibi yazmalıydım! Bu romanda insanlar en çok şunu anlamalıydı; ‘deli olmak’ diye bir şey yok, ‘deliliği istemek’ var. Akıl seni terk etmez, sen aklı terk etmediğin sürece. İşin ‘neden’ kısmı budur.

  1. Soru: Bir adam böyle bir kitabı nasıl yazar?

Tarih konulu bir roman yazıyorsan, zaman makinasını çalıştırıp tarihi hataya mahal vermeden ayarlamalısın. Bunun için de sıkı bir araştırma lazım. Evvela bu malum çalışmayı yaptım, Bimarhane’yi tamamlamak 3 yılımı aldı. Bu işin teknik kısmı biliyorsun, teferruatı çok ama okuru sıkmayalım şimdi. İnan Tuncer Aktaş, şu an müthiş bir boşluktayım. Bimarhane’mi geri istiyorum, yatağım yerine kuru tahtaların üstünde, delilerimle birlikte koğuşlarda uyumak istiyorum. Tekrar hikâye sürsün istiyorum. Ancak diğer yandan git gide refah bulduğumu hissediyorum. Kitap basıldığı andan bu yana deliliğimi paylaşmam herhalde beni rahatlattı. Senin gibi beğenenler olduğuna göre…

Galiba işin ‘nasıl’ına tam bir cevap veremeyeceğim. Çünkü deliliğin elle tutulur bir tarafı yok maalesef.

  1. Soru: David sana geldi mi?

Geldi Sevgili Tuncer Aktaş. Birlikte oturup acı bir kahve içtik. E ne de olsa kırk yıl hatırı var. Bende İngilizce pek yok, ama nasıl olduysa o hızlı hızlı İngilizce konuştu ben Türkçe anladım. Aynı şekilde ben Türkçe konuştum o da İngilizce anladı. Bana sohbetimizin sonunda tekrar geleceğini söyledi, bu ilk görüşmenin gizli kalması gerektiğini de söyledi ama benim ağzımda bakla ıslanmıyor işte… Tekrar gelecek. Oturmuş onu bekliyorum!

Fatih Mehmet Ünlü

1 YORUM

Comments are closed.