David Bowie’nin Hikayesi

David Bowie’nin Hikayesi

198
0
PAYLAŞ

Rock müzik ve oynadığı sinema filmleriyle tanınan David Bowie’nin resmi Twitter hesabından atılan tweet’te, yaklaşık 1.5 yıldır verdiği kanser mücadelesine yenik düştüğü haberi hayranlarını yasa boğdu.

David Bowie olarak tanınan şarkıcının asıl adı David Robert Jones (8 Ocak 1947, Brixton), Şarkıcılığın yanısıra aktör,dansçı ve prodüktörlük yapıyordu. 

Bowie’nin hayatında başarı, trajedi ve şaşaa hep bir arada oldu. İyi yazılmış bir romanda olduğu gibi. O insanlara her zaman şaşırtıcı bir şeyler vermek istedi ve başardı.

Bowie daha ilk günlerden beri sadece müzisyen olmadığının farkındaydı. Aynı zamanda oyuncuydu ve bir şey anlatmak istediği zaman sadece sesini değil, vücudunu da kullanmak istiyordu. Sahnedeki teatral şovlar, yarattığı kurmaca karakterler hep bunun eseri. Ziggy Stardust 1972’de bu şekilde doğdu ve glam rock ile ilgilenen herkesin rol modeli oldu.

Yıllar sonra geriye dönüp baktığında bunu kendi de itiraf etti zaten: “Tam olarak karar veremiyorum, acaba ben mi Ziggy karakterini yarattım yoksa Ziggymi beni? Yoksa aynı kişi miydik emin değilim” Bowie bu ikilemin onu delirtmesinden korktuğunu da itiraf etmekten kaçınmadı hiç. En büyük korkularından biri delirmekti.

Annesi Margaret Burns İngiltere’nin Kent Country bölgesinde sıkıntılı fakir bir ailenin altı çocuğundan en büyüğü. Üç kızkardeşi ciddi zihinsel raratsızlıklar geçirmiş. Peggy’nin de (ona böyle diyorlardı) borderline kişilik özelliklerine sahip olduğu biliniyor. Sıradan bir ev kadını değil yani.

Peggy, Haywood Stenton Jones ile tanışıyor. Jones evli ve bir de kızı var. Bir müzik salonu işletmiş ancak batmış biri. Çocuklar için hayır işleri organize eden bir kurumda çalışıyor. Bir süre ilişkileri devam ediyor, ardından Jones karısından boşanıyor ve 1946’da Peggy ile evleniyor. Bir yıl sonra bir erkek çocukları oluyor. David Robert Jones.  Yani David Bowie

Bowie’nin çevresinde psikolojik sorun ender rastlanan bir şey değil. O nasıl delirmediğini anlatırken “Ben psikolojik aşırılıklarımı şarkılarıma koydum. O yüzden belki de delirmeden kalabildim”

Belki her şey bir plakla başlıyor. 1956’da babasının ona hediye ettiği Little Richard plağı “Tutti Frutti”. Bowie’yi mutluluktan uçuyor. O ana kadar böyle bir şey duymamış. “Ben de insanları böyle şaşırtmalıyım” diyor. “Onlara şu ana kadar görüp duymadıkları bir şey izleteceğim.” Bowie için bundan sonra plakçıları gezip en yeni müzikleri dinleme devri başlamıştır. Davie Jones and the King Bees isimli grupta şarkıcı ve saksofoncudur. Kariyeri ufaktan başlamaktadır.

Bowie grup insanı değildi. Uyum sağlayamıyordu. Farklı bir yerlerde kendi başına farklı bir şeyler yapması gerekiyordu. 60’ların başında daha 16-17 yaşında kendi hakkında öğrendiği ilk şeylerden biri buydu. Menajer Ken Pitt’le tanışması bu döneme denk geliyor.

Pitt, Bowie’nin menajeri oldu. Hatta onun evinde yaşamaya ikna etti. Bowie böylece annesinin bitmeyen ve ona zarar veren dırdırından, ağabeysinin delilik nöbetlerinden kurtulacaktı.

Pitt ona artık David Jones olarak anılamayacağını adını değiştirmesi gerektiğini söyledi. Hem o dönem Davy Jones diye bir şarkıcı olduğundan hem de onun yeni bir kimliğe ihtiyaç olduğunu fark ettiğinden. Bowie adı Jim Bowie isimli karakterden geliyor. 19. yy’da yaşayan Amerikalı öncü kaşif, köle tüccarı ve arsa spekülatörü ve kahraman. Neden bu ismi seçti? Çünkü o sırada televizyonda bir dizisi vardı. Ve bu uçlarda gezinen, iyiyle kötünün içiçe geçtiği karakter ona anlamlı gelmişti.

İlk albümü David Bowie 1967’de yayımlandı. Pek ses getirmediyse de onu dansçı ve mim sanatçısı Lindsay Kemp ile tanıştırdı. Ondan sahnede nasıl durması gerektiğini, ışık kullanımını öğrendi. Kabuki tiyatrosundan absürd tiyatroya işin kültürüne vakıf oldu. Sevgili oldular aynı zamanda. Bowie kimilerine göre makyajından giyimine hep Kemp’i taklit etti. Bu hikaye hüzünlü bitti. Bowie onu dansçısıyla aldattı. Kemp bıçakla göğüslerini kesti ve o akşamki gösterisine kanlar içinde çıktı. Sonuç? Ölen yok ama psikolojik yıkım. Bowie arkasında ilerleyen yıllarda da enkazlar bırakarak yoluna devam etti.

Hayatındaki diğer önemli kadın Angela Barnett oldu. İlk karısı ve ilk çocuğunun annesi. Ama o da payını alacaktı. Angela koyu Katolik bir ailedendi ve babası ona 18 yaşına kadar bakire kalacağına söz verdirtmişti. O da lisede bir kızla birlikte olarak bu sözünü tuttu.
Bowie ile bir konserde tanıştılar. Birbirleri için yaratılmış gibi duruyorlardı. O gece birlikte oldular. Ve ilişkileri başladı. Ama hiçbir zaman normal olmadı. Olamazdı. Çünkü Bowie’den bahsediyoruz. Herkesle kadın erkek ayırt etmeden sevişen bir adam. Cinselliği hep ön planda. Böyle biriyle kim düzenli bir ilişki yaşamak ister ki? Evlendiler. Oğulları oldu. Şu anda yönetmenlik yapan Duncan Zowie Haywood Jones.

Bowie’nin yavaş yavaş adını duyrumaya başladığı yıllarda, 1969’da, babası zatürreeden öldü. Annesi “Ben bakarım” diye son ana kadar tıbbi müdahaleden uzak tutmuştu onu. Babasının ölmek istediği bile söylenir kurtulmak için. Kardeşi aynı yıl akıl hastanesine yattı. Bowie’nin ilk hit’i İngiltere’de bir numara olan “Space Oddity” bu dönemde çıktı. Başarı gelmişti ama trajedi devam ediyordu.
1974’te meşhur Amerika turnesine başladı. Bu onun için pek çok açıdan, özellikle de müzikal açıdan önemli bir aşama oldu. Müziğini ve sahne şovunu revize etti. John Lennon ile tanıştı ve onunla birlikte daha sonra 1975’teki Young Americans albümünde yer alacak “Fame”i besteledi. Bu onun ABD’deki ilk büyük hit’i oldu.

Led Zeppelin gitaristi Jimmy Page’in onu lanetlediğine inandı. Page kara büyüyle ilgileniyordu ve okültist Alistair Crowley’nin evini satın almıştı. Bowie’nin kokain ve muhtelif uyuşturucularla fazlaca haşır neşir olmaya başladığı bu dönem onun için karanlık bir dönemdi. Daha sonraları röportajlarında o dönem şeytanın evindeki havuzda yaşadığını düşündüğünü söyleyecek kadar ileri götürmüştü bu garip takıntılarını.

1976’da Berlin’e taşındı. Iggy Pop en yakın arkadaşıydı. Burada hayatını alkol ve uyuşturuculara adadı. Adolf Hitler’in hayatını okudu ve onun ilk rock star olduğunu söyleyecek kadar ileri gitti. “Bence Mick Jagger’dan farkı yok” demişti Playboy dergisine. Daha sonra o günler ve o düşünceler için tamamen delirmiştim. Aklım neredeydi bilmiyorum” diyecekti.

İlerleyen yıllarda ailevi açıdan zor günler geçirdi. Karısı Angela mutsuzdu. İntihara kalkıştı. Onun hakkında basında pek çok olumsuz açıklama yaptı ama Bowie bir şekilde çalkantılı rock’n roll hayatını geride bırakmış, şaşırtıcı biçimde iyi bir baba olmaya çalışmış, Duncan’ı bütün bu travmatik olayların dışında tutmayı başarmıştı.

80’lerde “Let’s Dance” ile yarattığı etki bittiğinde ve 90’lara gelindiğinde artık iyice olgun bir müzisyen görünümündeydi. Çılgınlıklardan ve trajediden uzak durmaya çalışıyordu.
1992’de Etiyopya asıllı model model Iman ile evlendiğinde 80’leri atlatmış ama depresyonu atlatamamış bir haldeydi. Daha sonra verdiği pek çok röportajda Iman olmasa intihar edebileceğini söyledi. Hayatını Iman’a borçlu olduğunu defalarca anlattı.

2000’lerin ise en önemli albümü “Heathen” oldu. Bowie ölüm teması üzerine odaklanıyor ve hayatındaki en önemli şeyin İman’dan olan kızı Alexandra Zahra Jones olduğunu söylüyordu. “Zaman daralıyor, artık tek düşündüğüm ne kadar zamanım var ve bu zamanda neler yapabilirim” diyordu. 2000’de doğan Zahra o zaman iki yaşındaydı.

Bowie’nin son albümü “Black Star” şarkıcı ölmeden, doğum günü olan 8 Ocak tarihinde piyasaya sürüldü. Peki Black Star ne anlama geliyor.. Türkçesi “Siyah Yıldız” olan Black Star antik Yahudi inanışına göre “Plüton”u simgeliyor. Zaten şarkıya çekiken klipte de uzay figürlerini görmek mümkün.