Danışan Olmak…

Danışan Olmak…

117
0
PAYLAŞ

Koçluk nedir sorusuna madde madde cevaplar vermeyeceğim sana bugün. Koçluk yolcuğuna aynı zamanda bir Danışan olarak yaşadığım AN’ları anlatacağım. Çünkü Koçluk, Danışanın yolcuğunu anlayarak, AN’da kalarak başlar. Danışan olmak ise daha önce planlamadığın, rotasını bilmediğin bir yolculuktur. İşte tam da bu yüzden sana Koçluk sırasında yaşayacağın deneyimi kendi yaşanmışlığımın özeti olan kendi yolculuğumu, Danışan olduğum süreci anlatmak istiyorum.

Bir ürün veya hizmet almadan önce arama motoruna ürün veya hizmetin adını yazıp kullanıcı yorumlarını okuduğun oldu mu? Benim sıkça yaptığım bir şeydir. Çünkü ürün veya hizmetin en samimi referansları kullanıcılar ve hizmetten fayda sağlayanlardır. Arama motorunda danışan olmak ile ilgili henüz bir paylaşım var mı bilmiyorum ama ben bulamamıştım.

Danışan olmanın ne demek olduğunu, o yolculukta neler yaşadığımı paylaşmama izin verir misin? Çünkü biz koçlar aynı zamanda kendimizden başka koçların danışanlarıyız. Çünkü biliyoruz; mekanda, bir insanın yanında ve an’da kaldığında nasıl hissettiğin o durum veya kişiyle olan bağını da belirliyor. Bunun için sana bugün koçluğun ne olduğunu değil danışan olduğunda neler olduğunu anlatmak istiyorum. Kendi deneyimimden yola çıkarak, kendi yolumu nasıl belirlediğimi ve daha bir çok şeyi anlatmak. Yani dediğim gibi bir tür kullanıcı yorumu.

Bu yol öyle bir yol ki, bütün sorular sende, bütün cevaplar içinde. Fakat ne soruları sormuşsun, ne cevabı bulmuşsun, ne de çıkışı görmüşsün. Güçlü çok güçlü sorular Koç’un tarafından sana yönlendirildiğinde anlıyorsun o sisin içindesin. Soruları duymaya, cevapları vermeye korkmadığın sürece SEN varsın yolun sonunda. İster en dikenli patikalardan geçsin yolun, isterse yangın yeri olsun cevapların bil ki aydınlığa ulaşmış bir sen için her şey. Yola; yapmak istediklerin, yaptıkların ve belki de asla yapamam dediklerin, hayallerin, amaçların yada imkansızlıkların ve hatta belirsizliklerin ile bir bir yüzleşerek başlıyorsun. Koçlar buna gündem diyor. İster seni yapmak istediklerinden alıkoyan isteklerin olsun, ister ‘bu gün ne yesem?’ şeklinde en basit sorular, ister artık mutsuz olduğun işin, ilişkin, dostluğun veya ulaşamam dediğin hedeflerin. Değiştirmek istediklerin, aman kalsın dediklerin, göz önünde olduğunu düşündüğün ama halının altına süpürgeyle ittiğin her ne varsa yaşamında, beyninde, hayalinde, gerçekliğinde bir bir yüzleşiyorsun.

Adım adım öğreniyorsun. Yol’a çıktığın sen yol’da bulduğun senden farklı. Yolun sonundaki sen bambaşka. Yola çıktıklarımı yolda bulduklarıma seve seve değiştiğim bir deneyim oldu benim için.

Başka neler mi oldu? Ya da neler mi yaşadım?

Ben kimim? Sorusuna sen kimsin? diye sorulduğunda dilim kurudu, boğazım düğümlendi. Fark ettim. Çünkü sen de fark edeceksin ki en basit sorularda kaybeder insan kendini. Ve BULUNMA isteğini. Ben kimim sorusuna sosyal statülerimden, kimliklerimden arta kalan beni bulmak için ta içime, en derine kadar gitti gözlerim. Değerlerimi, kimliğimle buluşturan yolda acı da çektim, kahkahalarla güldüm de.

Ben yola ben kimimle başlamadım. Çünkü bildiğimi sanıyordum ve bildiğimi sandığım benin böylesine derinde olduğunu hiç fark etmedim. Şimdi en güçlü değerlerimle yaptığım her işte, aldığım her kararda, yaşadığım her bir yaşanmışlıkta olduğumu biliyorum. Ve yine biliyorum ki bundan sonra da her bir seçimimi belirleyecek olan yine onlar. Seçimlerimizden ibaretiz, ve seçmediklerimizden.

En çok dinleyenin, anlayanın hissedenin ben olduğumu sanırdım. Dinlediğimi sanırken duyduklarımı, hiç bilmeden anlaştığımı sandığım o kısır konuşmalarda tüm çabanın sussun ve sıra bana geldiğinde anlatmaya başlayayım arzusunu fark etmedim. Ta ki o AHA anına kadar. Ama öğrendim sen de öğreneceksin. Şaşkınlık duyguları arasında bu gerçekle de yüzleşeceksin.

Öğrendikçe kendine giden yolda yeni çukurlarını, hiç bilmediğin yönlerini keşfedeceksin. İnsanları sevdiğimi ve kabul ettiğimi düşünürken aslında nasıl da inkâr ettiğimi, küçümsediğimi gördüğümde yaşadığım şok bu gün gibi. Bunu itiraf ederken hala utanıyorum. Ama iyi ki fark ettim.

Herkesi kucaklayan bir benliğim olduğunu düşünürken kendim dışında OK olmayan insanların varlığını “bir ilişkinin varlığında ya da aslında yokluğunda canın yanarak öğreneceksin. Canımı yakan bir vedanın gerekliliğini, canımı yakan bir vedanın gecikmişliğini fark ettiğimde öğrendim.

Ama daha güzel, daha gerçek bir şeyi öğrendim. Nasıl bir ilişkide, nasıl bir insanla mutlu olacağımı ve hangi değerlerim beslenirse ilişkide ben olacağımı. Bu yüzden şimdi kendim olabildiğim bir ilişkide varlığımı hissederken, mutlu ederken de mutluluğu yaşıyorum. Ha bir de kriz anlarını kavga, gerilim bunları artık bilinçli bir şekilde yönetebiliyorum. Bu nasıl keyifli bilemezsin.

En büyük bağ nedir insan hayatında? İçinde büyüdüğü ailedir; yani anne ve baba. İlişkilerimizin temeli. Peki sana yetişkin olduğunda bile onları diyaloglarının bile içinde taşıdığını söylesem? Evet.

İçindeki yetişkin, çocuk ve ebeveyn ile tanışacaksın sonra. Konuşanın, ağlayanın, suçlayanın, bastırılanın, bağıranın duyulmadığı o mağaradan gün ışığına çıkaracaksın. Ve bunu bilmek iş hayatım, sosyal ve aile hayatım da bir çok ilişkimi çok daha farklı bir bilince taşıdı.

Mutsuz olduğum ve gerçekten üretmediğim, tükendiğim işimden geçtiğimiz aylarda istifa ettim. Ki bu konfor alanının terk etmek benim için imkansız iken şimdi hayallerime giden yolda adım atacak ve emek verecek kadar cesurum. Adanmışlığının başarı getirdiğini biliyorum çünkü.

Danışan olmak öyle bir yol ki kendin olarak, kendine dönerek, kendini severek, kabul ederek, fark ederek, öğrenmenin doruğuna çıkacaksın.

Çünkü bil ki her şey dönüşür, başkalaşır, farklılaşır. Bu yol da en büyük değişimlerin başlangıcı olacak.

Kaç insan taşınır bir bedende? Kaç hayat barındırır biricik hayatın senin?

Bir hayatımız var. Tek bir tane. Benim amacım doyumda ve farkında bir hayat yaşamak. Şimdi ne zaman bir gündemim olsa dost sohbetlerinin olumlayan dokusundan ziyade ki onların da tadı bir başkadır, danışan kimliğimle cevap arayan halde buluyorum kendimi.

Danışan olmanın tadına eğitimler sırasında küçük uygulamalarla vardım. O yüzden bu yazıyı çift taraflı giyilen bir monta da benzetebilirsin. Koç şapkası ile sandalyede oturmanın keyfi kadar, danışan olmanın da keyfini anlatan bir yazı bu. Ama daha çok danışan olmanın keyfi. Bu keyifli danışan yolculuğumu paylaşmama izin verdiğin için teşekkür ederim.

Yeni yılın son gününü koçluk alarak, ilk gününü ise danışan olarak geçireceğimi söylemiş miydim?

Gündemimi paylaşmak için şimdiden sabırsızlanıyorum.
Tuba YEŞILBAŞ

BİR CEVAP BIRAK