Cüretkâr Sorular

Cüretkâr Sorular

289
0
PAYLAŞ

“En çok özgür olduğun an, her şeyini kaybettiğinde başlar. Ancak bilge bir zihin, bunu anlamak için o anı beklemez” der Umut Kısa, Ahuna kitabında.

Daha dün, neredeyse aynı kelimelerle, bir arkadaşımla sohbet esnasında telaffuz etmiştik benzeri bir cümleyi. Gözlerimi kapatıp şöyle geriye doğru baktığımda aklıma gelen en eski “her şeyini kaybetme” anı ise çok yakın bir arkadaşımın işten çıkarıldığı gündür. Kurumsal hayata başlayalı çok uzun zaman olmamıştı ki birdenbire işsiz kalmıştı. Aslında o gün ben de yine çok benzer kelimelerle bu manada bir şeyler söylemiştim ona.

Uzun süre kurumsal hayatta kalsa nasıl akıntıya kendini kaptıracağını, oluşturacağı konfor alanını bir daha terk edemeyeceğini ve benzeri birçok şeyi anlatmış, şimdi dibe vurduğunu, koca denizde yüzmek zorunda olduğu için hepimizden iyi yüzme öğreneceğini bol bol öğütlemiştim ona. Tabii bu ‘bilgece’ öğütlerimin onun hayatına ne kadar nüfuzunun olduğu ayrı bir tartışma konusu. Hem de bence bu tartışma koçluğun danışanda katma değeri çok daha temelden ve sorumluluğu danışana yükleyerek nasıl daha özümsenmiş bir şekilde üretebildiğini gösterecek bir tartışma olurdu. Fakat buranın konusu olmazdı.

Ben burada farklı bir noktayı tartışmak istiyorum aslında. Bu öğütleri veren henüz kısa bir süredir çalışma hayatında olan bendim. Hatta biraz daha zorlasam daha üniversite hayatımda da böyle bilge yaklaşımlarım olmuştur. Daha geride üniversite tercihlerinde de arkadaşlarıma mantıklı, analitik yorumlar yapmış ve yön(!) vermişimdir. Sevgilisinden ayrılmalı mı ayrılmamalı mı, o iş teklifini kabul etmeli mi etmemeli mi gibi birçok farklı konuda başka insanlar yerine onlarca fikrim olmuştur. Olmaya da devam ediyor sanırım. İnsanız ama sonuçta değil mi?

Peki ama başka insanların soru işaretlerine bu kadar cüretkâr yaklaşabilen ben, neden iş kendi sorularıma geldiğinde aynı cesareti göstermemişim? Acaba kaç olayda, o her şeyi kaybetme anını beklemeden doğru kararı verebilmişimdir? Yoksa, bu kadar bilgeyken iş kendi söküğüme gelince mi takılıp kalmışım? Yazının devamında bu soruları da yanıtlamayacağım. Açıkcası çok işime de gelmiyor. Zaten benim derdim büyüteçi kendi üstüme tutmak değil ki. Bu nedenle şimdi büyüteçi kendi üzerimden usulca şu an okuyucum her kimse onun üzerine yerleştiriyorum. Devam etmeden önce bir ufak not, yazının geri kalanı bir kalem ve kağıt gerektirecektir.

Peki, özgür olmakla başlamıştık. Yine oraya dönelim. Hayatta özgür olmak senin için önemli mi? Eğer öyleyse şu anda tam anlamıyla özgür olduğunu hissediyor musun?

Öncelikle, bu soruya hiçbir olumsuz cevabın yoksa ne mutlu sana! Bu noktadan sonrasını okumana da çok gerek yok aslında. Ancak, cevabın kısmen veya tamamen olumsuz, menfiyse o zaman özgürlüğünü kısıtladığını düşündüğün şeyleri listeleyebilir misin? Bu herhangi bir şey olabilir. İşin, ilişkilerin, ailen, patronun, oturduğun semt, kilon, komşun veya araban (ya da olmayan araban) dahi olabilir. Hatta belki de henüz farkında olmadığın bir şeyler olabilir mi?

Sana ikinci sorum: Ne yapıyor da bu şey/şeyler senin özgürlüğünü kısıtlıyor? Zamanına mı el koyuyor, seni belli bir alanda olmaya mı zorluyor yoksa tam tersi sürekli hareket halinde olmak ve yeni insanlarla iletişim kurmak zorunda mı bırakıyor? İstediğin kıyafeti giymene mi engel oluyor yoksa ikili ilişkilerinde öz güvenini mi zedeliyor? Listenin ikinci sütununda bunlar olsun. Yani nasıl senin özgürlüğünü kısıtlıyorlar?

Üçüncü sütuna geçelim. Bu şeyler ne kadar zamandır özgürlüğünü elinden alıyorlar? Ya da daha doğrusu bu kısıtlama/kısıtlanma halinden sen ne kadar zamandır şikayet ediyorsun? Belki listenin en tepesinde işin ve kariyer yolun var. Sekiz senedir çalışıyorsun ve her bi’ yılında da kendini bir yerinden prangalanmış mı hissettin? Yoksa bir kırılma noktası mı var? Aldığın/alamadığın bir terfi, değiştirdiğin bir şirket veya yeni atanan yöneticinle mi prangalar girdi hayatına? Komşun mu var listede? En başından beri yıldızınız barışmamış mıydı yoksa sen ona ait yere arabanı park ettiğinden beri mi didişip duruyorsunuz?

Peki, bir cüretkâr sorum daha var. Listedenki o şey nasıl oluyor da hala listende var olmaya devam ediyor? Örneğin, komşuysa sorun olan nasıl oluyor da hala komşun olmaya bir şekilde devam ediyor? Kilolarınsa sorun nasıl oluyor da onca şey başaran sen üç beş kilodan hala kurtulamadın? Yani demek istediğim hala özgürlüğünden ödün verme pahasına bile olsa hayatında duruyorsa sana sağladığı bir şeyler de olabilir mi yazdığın o maddenin? Örneğin, üç beş kiloyu hayatında tutmak belki de en stresli anında özgürce tatlı yeme özgürlüğü sağlıyordur sana? Listenin üçüncü sütununda o şey hayatında olmasa ne kaybedersin veya varlığıyla sana ne kazandırıyorsa onu yazabilir misin?

Yavaş yavaş son soruma geliyorum. Seni zincirlediğini düşündüğün her bir halkayı tek tek ortaya çıkardın. Her bir halkayı sana göre artıları ve eksileri tanıdın. Özgürlüğünü elinden aldığını düşündüğün zincirin artık senin ellerinde. Şimdi asıl sorum, elindeki bu zincirle ne yapmak istiyorsun? Zincirin bazı halkaları kendi kendine ortadan kayboldu mu? Bazıları hâlâ bileğinden sana yapışmış durumda mı? İlk cümlemize geri dönelim. Özgür olacağın an her şeyini kaybettiğinde mi başlayacak yoksa o anı beklemeden yapabileceğin ve yapmak isteyeceğin bir şeyler var mı? Son sütun tamamen senin hayal gücüne kalıyor…

TDK, Cüretkâr için iki anlam öneriyor. İkinci anlamı “Saygısız”. Bu yazıda tercih edileni ise kelimenin birinci anlamı olan “Yürekli, Cesurca”dır.

Oğuz GENCER

Kitap Koala Sokak Hayvanlarına Destek Olmak İçin Kurulmuştur. Lütfen Ziyaret Ediniz!