CORONA GÜNLERİNDE İNSAN

CORONA GÜNLERİNDE İNSAN

571
0
PAYLAŞ

Başa gelmeyince anlaşılmaz denir ya hani, bir süredir Dünya’da olan corona virüsü ülkemizde de görününce, hepimiz farklı duygu ve davranışlar ile Dünya’nın geri kalanındaki insanların durumunu anlar hale geldik. Hepimizin içinden geçirdiği düşünceler ya da söylediği sözler, daha önce bir yerlerde birileri tarafından söylendi veya şu anda söyleniyor. Bu yazı da biraz bu nedenle, içimizden geçenleri kağıda dökmek için yazıldı. Daha resmi ifade ile söylersek yani sözleşmelerde falan kullanılan şu meşhur “işbu…” kalıbı ile; durum tam da şudur: “İşbu yazı ile yazar, kendisinin ve çevresindeki kişilerin duygu, düşünce ve davranışlarının bir özetini yapmayı ve çok büyük ölçüde de yazarak içini ferahlatmayı amaçlamıştır, hepsi bu!” Hadi bakalım, amaç belli ise başlayabiliriz. 😊

Son günlerde sanki siyah ve beyaz misali iki uca savuruyor bu corona virüsü insanları. Bazen de “ben o konuda biraz griyim aslında” diyesi geliyor insanın, ama nafile. Endişeliler, endişesizler, endişesiz görünme derdindeki endişeliler ile endişeli görüneyim diyen endişesizler arasında bir yerlerdeyiz hepimiz.

Kimimiz “eyvah ne yapacağız” derken, kimimiz “bize bir şey olmaz” diyor.

Kimimiz “bunlar hep X’in işi”” derken, kimimiz doğanın insana olan işaretine dikkat çekiyor.

Kimimiz “amaaan, bulunur bir çaresi, bak gör çok yakın bugün yarın” derken, kimimiz “insanın aciz kaldığı durumlar” diyerek düşüncelere dalıyor.

Kimimiz zaten ziyadesi ile tedbirli olan bünyesine stok yapma ihtiyacını ekleyip, “acaba yeter mi ki” diyerek birim öğünde tüketilebilecek makarna, ton balığı, un stokunun kaç gün gideceğini hesaplıyor. Kimimiz ise zaten gereken kadar ürünü olan evindeki eksilen malzemelere, inadına bakmamayı tercih ediyor.

Günlerdir görmediği yakınını görüp, tokalaşmadı, sarılıp öpmedi diye kırılanlar olurken; “hassasiyetimle dalga geçti” diye alınanlar oluyor.

Kimimiz etrafından “evhamlı” damgası yerken, kimimiz “vurdumduymaz” olarak adlandırılıyor.

“Ben A doktorunu dinledim, dikkat edelim dedi” diyenler ile “Ben B doktorunu dinledim büyütmeyin dedi” diyenler, doktor CV’lerinin karşılaştırılması müsabakasının daimi oyuncuları arasında bulunuyor.

Whatsapp grupları ve sosyal medya hesapları, hastalığın yayılış hızını gösteren veriler, hangi yaş aralığında nasıl etki gösterdiğini anlatan grafikler, falanca hastalık ile karşılaştırmalı oranların paylaşıldığı mecralar halinde.

Kimimiz gireceği kapıyı açık bulunca ya da asansörde bineceği katın düğmesine basılmış görünce kendisine piyangodan büyük ikramiye çıkmış gibi şanslı hissetmeye başladı. Kimimiz ise demir kapının kolunu daha bir şevkle tutup, “ne olacak canım” diye umursamaz halde.

Bazılarımız için her gün kullanmak zorunda olduğu toplu taşıma araçları, girmek zorunda olduğu mecburi kalabalık alanlar korku filmi etkisi yaratıyor.

Maskeler, kolonyalar, eldivenler, kağıt mendiller, dezenfektanlar konusunda “korurdu korumazdı”, “filtreli filtresiz”, “70 derece 80 derece” gibi teknik detaylar konuşulurken, bazılarımızın boğazını bir el sıkıyor sanki, “benimki korur mu acaba? Ya korumazsa?” sorusuna eşlik eden bir el. Bazılarımızın ise adeta başından dumanlar çıkıyor o anda, “aman ne abarttılar canım” diyor.

Bazılarımızda dirseğinin düğmeye basmadaki yetkinliğini, kolunun ya da ayağının el değmeden kapı açma akrobasisi sırasında çalışan kaslarını fark etmenin haklı gururu var. Parfüm diye bir konu mevzu bahis değil, çünkü çoğumuz çeşit çeşit kolonya kokuyoruz.

Eş zamanlı olarak veli grupları ve sosyal medya hesaplarında okul tatilinin “sosyal izolasyon” için olduğunu hatırlatanlar ile, “tatilde ne yapsak” diyenlerin müsabakası tur atlayarak devam ediyor.

Anne-babasını düşünenler, eşini çocuğunu düşünenler, kendini düşünenler, hiçbirini düşünmeyenler şeklinde çeşitli alt kümeler oluşuyor. Şifalı otlar, faydalı vitaminler, doğru bilinen yanlışlar, yanlış bilinen doğrular, bilimsel ve siprituel tüm bilgiler havada uçuşmakta. Tüm bunlara ilaveten de her birimiz kendi uzmanlık alanımızdan bağımsız olarak birer doktor, sağlık personeli, ekonomist, siyaset bilimci, lojistikçi gibiyiz. Düşünmekten içi şişenler, yok bir şey demekten ağzı dili kuruyanlar, bir ona bir diğerine bakıp başı dönenler… ve buraya yazılamayan daha niceleri… evet hepsi biziz.

Buraya kadar okumaya devam ettiysen eğer, muhtemelen yukarıdakilerden en az bir tanesine “aynı ben” demişsindir sevgili okuyucu. Dediysen bil ki yalnız değilsin. Çünkü İNSAN’sın. Korkuların, duyguların, hayallerin, değerlerin ile sadece etten kemikten ibaret değilsin. Ve dünya üzerinde yaşayan yaklaşık 7,7 milyar insandan seninle aynı ifadelere “aynı ben” diyecek önemli sayıda başka kişi ile bir aradasın, adını bilmesen de yüzünü görmesen de aynı coğrafyayı paylaşmasan da…

Sadece bir dur ve nefes al. Derin bir nefes al. Unutma ki herkesin aklı, düşüncesi kendisini bağlar. Ne de olsa atalarımız demiş, “akılları pazara çıkarmışlar, herkes kendi aklını almış” diye. Bu dünyada “stokta kalmadı” sözünü duyamayacağımız az sayıdaki şeyin başında geliyor kendi aklımız. Çünkü gidip onu raftan alacak olan tek kişi var, kendimiz!

Bu nedenle kendi aklımızı severken, her bir kişinin de en az bizim kadar kendi aklını sevdiğini unutmamalıyız!

Bunun yanında unutmamak da gerek, “akıllı insan, başkalarının hatalarından ders alan kişidir”. Ve bu ders kapsamında son günlerde her zamankinden daha fazla uymamız gereken kurallar var. Tıpkı temel eğitimde anlatılan “kırmızı yanınca dur”, “yeşil yanınca geç” gibi. Bu temel bilgiler, ilgili resmi birimlerce her mecrada aktarılıyor, iletişimi yapılıyor ve bu kurallara uymak esas. Toplum içinde yaşayan birey olarak hepimizin sorumluluğu. Aralarda “ben kırmızıda geçtim hep, bir şey olmuyor” diyenler ile ben “kırmızıda durdum yine de şu oldu” diyenler çıkacaktır. Hayat bu yapacak bir şey yok…

Ve son olarak yine unutmamak gerek ki, rahmetli anneannemin dediği gibi her gecenin bir sabahı var. Kış bitip bahar geldiğinde yukarıdaki anlatılanlara uyan her bir kişi diğeri ile sohbet edip, çay kahve içiyor olacak. O nedenle birbirine saygıyı koruyarak biraz sükûnet, biraz anlayış, biraz sorumluluk

Sağlıklı günler dileğiyle…

Işıl Bük