Çocukluğumuza Sarılmak…

Çocukluğumuza Sarılmak…

234
0
PAYLAŞ

Yıllar önceydi, kendisine özel sayfasında güzel hikayeler yazıp paylaşan bir arkadaşım, bir gün şu soruyu sordu: ‘’Size hayatınızın şimdiye kadar olan herhangi bir gününü tekrar yaşama şansı verilse hangi günü seçerdiniz? Bunu anlatan bir yazıyı paylaşır mısınız?’’

Paylaşılan tüm yazıları tek tek okumuştum. Bu gün aklımda kalan şey; yazıların büyük çoğunluğunun, kişilerin çocukluk yıllarına ait bir günü tekrar yaşamayı seçmek istemeleriydi.

Sonra hemen birkaç gün önce yaşadığım bir olay geldi aklıma. Bir mühendislik ofisindeydim, birbirinden farklı ülkelerden gelmiş pek çok mühendisin ortak bir proje için çalıştıkları bir ofis ortamı. Mühendislerden bir tanesi ellili yaşlarında, kucağında bir çikolata kutusu ile gelmişti, tıpkı küçük bir çocuk muzipliğinde gülümseme ile, kendisine bakanlara:

“Neden bakıyorsunuz? Canım istedi aldım ve hepsini yemeyi düşünüyorum. Çocukluğumda çok isterdim ama alamazdım, ailem izin vermezdi, artık istediğim kadar alabilirim ve yiyebilirim” demişti.

Küçüklüğümden beri bir alışkanlığım var, bazı anları o anda dondurarak hafızama kayıt ediyorum ve o anda fonda mutlaka bir şarkı, bir şiir ya da görsel süsler yer alıyor. İşte bu kucağında çikolata ile muzipçe gülümseyen mühendisin sözleri bittiğinde, hafızamda bir anda konfetiler patladı, ofisin çatısı uçarak havalandı ve ardından uçan rengarenk balonlar gökyüzüne doğru açıldı. Ofiste çalışan herkes ve ben, onu ellerimiz acıyana kadar alkışladık…

Bir düşünün çocukluğunuzda yarım kalanlar takip ediyor mu büyüklüğünüzü? Yeniden o çocukluğunuzdaki coşkuya kapılıp gidivermek geliyor mu hiç içinizden?

Pencereden yağan yağmuru izlerken, su birikintilerine çığlık çığlığa bastığınız tüm elbiselerinizi çamura buladığınız günü özlediğiniz oluyor mu?

Uzun ve yorucu bir toplantı sonrasında cebinizdeki bilyeleri çıkarıp, uzanıp yere oynamayı hayal ettiniz mi hiç?

Ya iş yerinin veya evin tavanında toparlanıp bekleyen bir salıncak olsa, canınız isteyince indirip sallansanız uzun, uzun?

Neden hep çocukluk yıllarına özlem var ya da o dönemlerden kalan üzüntüler yüreklerde en ağır yükle taşınıyor?

Çocukluğun içinde yargılamadan ve dolayısıyla yargılanmadan yaşamak ihtiyacı var, özgürlük var yani aslında sadece samimiyet var da ondan. O yüzden o dönemlere ait duygular ya çok büyük mutlulukla ya da derin üzüntülerle tanımlanıp yerleşiyor kalplere.

Kendini güvende hissetmek duygusu çocukken en temel ihtiyaçlardan bir tanesi diye düşünüyorum. Öyle ki; samimiyeti, açık ve net olmayı da bu güvende hissetmenin gücü belirliyor. Kendini güvende hissedebilmek için aslında kurşun geçirmez kapılar, çelik kasalar da yok, sadece güçlü bağlar var; korkunca sakinleştiren sesler, mutlu olunca alkışlayan eller, sarılınca sımsıkı saran kollar var. Düş kurabilmek, düşleri ifade edebilmek, bu düşleri gerçek kılabilmek için hedef koyabilmek var. Aslında içinde özgürce var olabilmeyi sağlayan, doğal bir şekilde hayatın akışında “Koşulsuz Sevilmek” ihtiyacı var.

Ne zaman bir araya gelsem ergenlik döneminde olan genç arkadaşlarımla, o kocaman görünen kaygıların; sınav kaygısı, arkadaş kaygısı, gelecek kaygısı… Her birinin, asıl kocaman olan hayatlarının içinde küçücük birer nokta olduğunu fark ettiklerinde, nasıl sakinleştiklerini gözlemliyorum. İşte o zaman fark ediyorum ki, kendini güvende hissetmeye başlayan kişi, tüm kaygılarıyla baş edebilecek güce de sahip olduğunu düşünmeye başlıyor.

Hangi yaşta olursa olsun herkes biliyor ki; çocuk seslerinde saklı henüz kaybedilmemiş masumiyet . Gerekirse 50 yaşında, 70 yaşında ya da 13 yaşında o sesleri duymak için çocukluğumuza sarılmak ihtiyacı var. Sarılmak, belki üzüntüleri iyileştirmek için, belki mutlulukları hatırlamak için. Sarılmak; fark etmek, anlamak ve “şimdi”yi daha iyi yaşayabilmek için…

Ahu Demirdamar
İnsan Kaynakları Danışmanı,
Eğitmen, Öğrenci Koçu

BİR CEVAP BIRAK