Çocuklarımızı Ne Kadar Tanıyoruz?

Çocuklarımızı Ne Kadar Tanıyoruz?

116
0
PAYLAŞ

Eğitim ana hatları ile kişiyi yetenek, beceri, ilgi ve istekleri düzeyinde ve doğrultusunda en iyi şekilde yetiştirmek olarak tanımlanabilir. Bireyi tanımadan beceri ve yetenekleri bilmeden ilgi ve meraklarını tespit etmeden verilecek her eğitim birey için pek bir anlam ifade etmeyecektir. Pdr,Psikolog, Öğrenci Koçu v.b. bir çok farklı meslek uzmanlığı son yıllarda eğitimde yaşadığımız sorunlardan kaynaklı olarak artmış olsa da yinede bir şeyler eksik. Temel sorun okul, aile ve öğrenci ilişkisinde yaşanan aksaklıklar, iletişim problemleri, müfredat, sistem gibi görülüp yapılacak tüm iyileştirme planları bu kavramlar üzerinde geliştirilmeye çalışılsa da asıl sorun çok daha farklı.
Sorunu daha net tespit edebilmek için öncelikle şu noktanın altını çizmekte fayda olacağını düşünüyorum. Ailelerimizin tek isteği çocuklarının iyi bir eğitim alması.
İyi bir eğitim ama nasıl?
İyi bir eğitim için öncelikle şu soruyu kendimize sormalıyız.
Okulumuz çocuğumuzu tanıyor mu?
Büyük bir çoğunluğumuz soruyu evet dediğini tahmin ediyorum arada cılız bir kaç hayır olsa da bu kadar kalabalık evetler içerisinde onlarda kaybolup gider.
Şimdi soruyu bir adım daha ileriye götürüp bizler yani anne ve babalar çocuklarımızı tanıyor muyuz diye çerçeveyi bir parça daha açalım. Evet doğduğu ilk andan itibaren büyümelerinin tüm aşamalarına şahitlik ettiğimiz çocuklarımızı tanıyor muyuz?
Bu ne biçim bir soru benden daha iyi kim tanıyabilir ki demeden önce isterseniz bir parça soluklanıp diğer ihtimale hep birlikte şans verelim. Varsayalım ki aslında düşündüğümüz kadar çocuğumuzu tanımıyor olabilir miyiz önermesi üzerine biraz kafa yormaya var mısınız?
Olmaz öyle şeyler reddedişini bir kenara bırakıp varsayalım ki o bizim masum prenseslerimiz ve prenslerimiz aslında bizim onları gördüğümüzden farklı insanlar olsun. Üzerlerine sarmaladığımız peri tozlarının parıltısından gözlerimizi alıp kontrol sahamızdan dışarı çıktıklarında bambaşka insanlar oluveriyorlar sa önermesine beraber bir kaç kova kum taşıyarak kumsal kalemizin inşasına başlayalım. Kelimeleri ağızlarından zorlukla aldığımız bu minik yürekler bizlerden uzaklaşıp kendi kumsallarına adım attıkları andan itibaren gemi boşalmış yağız taylar misali dört nala onlar için kurguladığımız gelecek planından çıkıp ormanlık yolda kaybolup gözden uzaklaşıp kendi gerçekliklerinde kayboluyorlarsa. Bizim her dediğimizi koşulsuz veya bir parça koşulla yapan, kabullenen bu minik devler aslında hiçbir zaman bizim inançlarımızı taşımıyor, söylediklerimize inanmıyor ilk fırsatları olduğunda kendi inançlarını üzerlerine geçiriveriyorlarsa. Abartma dediğinizi duyar gibiyim, evet bir parça abartmak işime gelir. Sahne ne kadar dramatik olursa söylemek istediklerim o kadar net biçimde gözlerinizin önünde canlanabilir. İnsanlık tarihinin duvarlarında şöyle bir alıntı vardır. ‘Çok müdahale tepki doğurur’
Çocuğumuzun hangi yanını geliştirmek istiyorsanız ona vurgu yapmak kaçınılmaz en bilindik ebeveyn davranışlarının başında gelir. Fakat bu davranış genelde ters teper. Çünkü çok müdahale edilen yan gelişimi her zaman istenilen ölçüde olmaz aksine tepki gelişir. İnsan yaradılışının sistemi tepkisellik üzerine kuruludur. Mesela görüşmesini istemediğiniz insanlarla çocuklarınız arkadaşlık ettiğinde ve siz buna karşı geldiğinizde çocuklar otomatik olarak bir tepkisel psikolojiyle sarmalanırlar. Tecrübeli olanlarımız bilir genellikle sonuç alıcı yaklaşım öncelikle anlamak için caba harcamak, tanımaya çalışmak, destek vermek sonra nasıl olması gerektiğini anlatarak iletişimde kalıp çözüm paydaşı olmaktır. Yine tecrübeli anne ve babalarımız bilir ki şiddetli tepkilerle aynı oranda karşılık bulur.
Aileler öncelikle şu soruyu kendilerine sormalıdırlar.
Çocuğumuzu tanıyor muyuz, nelerden hoşlanır, neye merak duyar, gelecek planımızda onun bu karakteristik özelliklerinin ne kadarı gelecek mühendisliği projemize dahil edilmiştir.
Lütfen şunu kabullenelim, bizim doğrularımız üzerine inşa ettiğimiz dünyamızda çocuklarımız mutlu olmak zorunda değil, çocuklarımızın bizim yaşam tecrübemizden biriken anılarda mutlu olup onlar için kurguladığımız oyun alanında kalması bir çoğumuz için ideal olabilir ama bizlerle birlikte aynı hayalleri çocuklarımızın da görmesini beklemek planlarımızın onlar tarafından kabul görmesini beklememiz bunun için onları baskılayarak pasifize etmemiz sadece öz güven sorunlu bireyler geliştirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Kendi ayakların üzerinde durabilen bir gelecek için öncelikle çocuğunuzu tanıyarak işe başlamalı kendi iç sesimizi bir parça kısıp çocuğumuzun iç sesine kulak vermeliyiz. Unutmamalıyız ki çocuklar haz duygusu merkezli kararlar alırlar onlar sevmedikleri hiç bir konuda başarılı olmayacaklardır.

BİR CEVAP BIRAK