Can sıkıntısının psikolojik nedenleri

Can sıkıntısının psikolojik nedenleri

37
0
PAYLAŞ

Hepimiz zaman zaman hayatın ne kadar monoton olduğunu, hiçbir şeyden zevk alamadığımızı, farklı hiçbir şeyin olmadığını düşünüp sıkılabiliyoruz. Oldukça uzun bir süredir hayatımızda olan pandemi kısıtlamalarının can sıkıntımız üzerinde önemli bir rolünün olduğu oldukça açık. Ancak pandemi kavramı henüz hayatınıza girmeden önce de yaptığınız işlerden, dinlediğiniz derslerden, izlediğiniz filmlerden, kısacası her şeyden sıkıldığınızı hissettiğiniz zamanlar mutlaka olmuştur.

Hayatın rutin akışı ve monotonluğu içinde her seferinde farklı ve heyecan verici bir şeyler bulmak, yaşamın canlılığını ve renkliliğini hissetmek her zaman mümkün olmayabiliyor. Özellikle de seçeneklerimizin oldukça sınırlı ve pek çok özgürlüğümüzün kısıtlama altında olduğu şu dönemde…

Araştırmalar, sıkılmanın önemli ölçüde dikkati ve farkındalığı yoğunlaştıramamaktan kaynaklandığını ve bir şeye dikkatimizi tamamen veremememizin sıkılma hissini beslediğini gösteriyor. Neden sıkıldığımızın nedenlerini ararken karşı karşıya kaldığımız asıl problemse, yaşadığımız sıkıntının nedenlerini kendi içimizde değil kontrol edemediğimiz dışsal faktörlerde aramamız. 

Can sıkıntısı kimi zaman yaratıcılığımızın ortaya çıkması için muhteşem fırsatlar sunabilirken, bazen de anksiyete, depresyon, öfke, sosyal becerilerden yoksun kalma, kilo alma ve hatta erken ölüm gibi riskleri de içinde barındırabiliyor. Can sıkıntısının ve sıkılmanın doğasını anlayabilmek ve olası riskleri ya da fırsatları öngörebilmek için önce sıkılmamıza sebep olan psikolojik faktörleri çok iyi analiz edebilmemiz gerekiyor.

Neden sıkılıyoruz?

Can sıkıntısı denildiğinde hemen hemen hepimizin aklına ilk gelen şey yapacak hiçbir şey olmamasının verdiği sıkışmışlık ve çaresizlik hisleri. Can sıkıntısı herhangi bir görevi, sorumluluğu ya da aktiviteyi gerçekleştirmeye çalışırken, yoğun bir ilgi eksikliğine ve odaklanmada zorluk yaşamamıza sebep olan, hoşnut olmadığımız duyguların eşlik ettiği bir durum olarak tanımlanıyor. Varoluşçu psikoloji yaklaşımlarındaysa can sıkıntısı, yaşamın anlamsızlığından kaynaklanan, ne yaparsak yapalım tam olarak doyuramayacağımız bir özlem duygusu olarak adlandırılıyor.

Can sıkıntısı dünya üstündeki tüm insanların hayatında en az bir kez deneyimlediği, evrensel bir his. Yapılan araştırmalar yetişkin bireylerin %30-90 arasında değişen bir oranda, yaşamlarının bir noktasında can sıkıntısıyla mücadele ettiklerini gösteriyor. Genç nüfus için bu oranlar %98’e kadar yükselirken, erkeklerin kadınlara kıyasla daha fazla sıkıldıkları da araştırma sonuçları arasında yer alıyor. Ayrıca pek çok çalışma, eğitim seviyesinin can sıkıntısıyla güçlü bir ilişkisinin olduğunu, eğitimsiz bireylerin eğitim alanlara göre daha fazla sıkıldığını gösteriyor.

Can sıkıntısı yalnızlık hissi, öfke, üzüntü ve endişe gibi pek çok olumsuz durumun da belirleyicisi olabiliyor. Ünlü filozof Kierkegaard ‘Can sıkıntısı öylesine motive edici bir güçtür ki, insanlar sıkılmanın verdiği acıyı bastırmak için her türlü şeyi yapabilirler.’ diyerek sıkıntının ‘tüm kötülüklerin kaynağı’ olduğunu belirtiyor.

Kierkegaard’ın sıkıntıyı karamsar bir bakış açısıyla ele alsa da, sıkıntıyla ilgili yapılan araştırmalar sıkıntının sağladığı motivasyonun ve itici gücün fayda sağlayacak şekilde yönetilebileceğini gösteriyor. Can sıkıntısını daha anlayabilmek için gelin can sıkıntısının nedenlerini biraz daha detaylı inceleyelim:

Zihinsel monotonluk

Can sıkıntısının ortaya çıkması aslında zihinsel yorgunlukla çok benzer bir süreci izliyor. Sürekli olarak aynı detaylara ve ayrıntılara uzun süre dikkat vermeyi gerektiren bir proje ya da durakta dakikalarca otobüs beklemek gibi günlük yaşamda gerçekleştirdiğimiz pek çok basit aktivite bize can sıkıntısı olarak geri dönebiliyor. Aynı deneyim üzerinde, hiç değişmeyen süreçleri ve adımları izleyerek ilerlediğimizde; yani odaklandığımız şey tahmin edilebilir olduğunda ve tekrar ettiğinde, ilgilendiğimiz şey her ne olursa olsun uyaran eksikliği çekiyoruz ve can sıkıntısı yaşamamız kaçınılmaz hale geliyor.

Akış ve uyum eksikliği

Zorlayıcı olsa da yeteneklerimizle ve becerilerimizle yakından eşleşen deneyimlerle meşgul olmamız, ‘doğru yerde, doğru zamanda’ olarak da adlandırabileceğimiz uyum ve ahenk durumu, herhangi bir şeyden sıkılıp sıkılmayacağımızı belirleyen en önemli psikolojik süreçlerin başında geliyor. Sahip olduğumuz yetkinlikler karşımıza çıkan deneyimlerin zorluk düzeyini karşılayabilecek seviyede ve uygunlukta olduğunda hedeflerimiz daha net olduğu ve daha hızlı sonuç alabildiğimiz için sıkılmadan odaklanabiliyoruz. Ancak bu uyumu ve akışı yakalayamadığımız durumlarda, yani deneyimlediğimiz şey çok kolay ya da çok zor olduğunda kolaylıkla sıkılabiliyoruz.

Yenilik ihtiyacı

Etrafınızdaki diğer insanları gözlemlediğinizde bazılarının sıkılma olasılığın diğerlerine göre daha fazla olduğunu kolaylıkla görebilirsiniz. İnsanların ne zaman ve hangi durumlarda sıkılabileceği konusundaki bu farklılık yaşamında yeniliklere ne kadar yer açabildiğiyle yakından ilgili. Hayatında yeniliği, heyecanı ve çeşitliliği daha az deneyimleyebilen kişilerin sıkılma olasılığı diğerlerine göre daha fazla olabiliyor. Dışa dönük kişilik özellikleri gösteren kişilerin can sıkıntılarını gidermek için sürekli yenilik arayışlarına girmeleri ve risk almaktan çekinmemeleri de bu ihtiyaçla açıklanıyor.

Odaklanma problemleri

Can sıkıntısıyla ilgili yapılmış olan araştırmalar, sıkıntının büyük ölçüde dikkat problemleriyle ilişkili olabileceğini gösteriyor. Sıkıldığımızı hissettiğimiz durumlar ve deneyimler genelde ilgimizi çekmeyen ve dikkatimizi veremediğimiz şeylerden oluşuyor. Bununla birlikte, tam olarak dikkatimizi veremediğimiz şeylerin ilgimizi çekip çekmediğini anlamamız da mümkün değil. Dikkatle ilgili kronik problemleri olanlar (Dikkat Eklikliği ve Hiperaktivite bozukluğu gibi) sıkılmaya daha eğilimli olabiliyorlar.

Duygusal farkındalık eksikliği

Sıkıntıya neden olan psikolojik faktörlerden bir diğeri de öz-farkındalığın az olması. Bu konuda yapılan araştırmalar, özellikle duygularını tanımak ve tanımlamak konusunda zorluk çeken, öz farkındalığı gelişmemiş insanların can sıkıntısına daha yatkın olabileceğini gösteriyor.

Sıkıldığını söyleyen birine ne yapmak istediğini sorduğunuzda çoğunlukla kendini ifade edemediğini, içinde bulunduğu durumu tanımlayamadığını ve büyük olasılıkla da kendini nasıl hissettiğini söyleyemediğini göreceksiniz. Kendisini neyin mutlu edeceğini bilememek, can sıkıntısı olarak tanımladığı kompleks duyguları birbirinden ayırt edememek ve bu duyguları tanımlayamamak çok daha derin varoluşsal sancıları beraberinde getirebilir. Ne aradığınızı bilmemek, dış dünyayla ilişki kurmak için gerekli olabilecek, en uygun hedefleri seçme kapasitesinden yoksun olduğunuz anlamına gelebilir.

İçsel kaynakları doğru şekilde kullanamamak

Sıkılma hissiyle yapıcı bir şekilde baş edebilmek için kendi içsel kaynaklarındansa dışsal uyarıcılara yönelmek de can sıkıntısının ortaya çıkmasının ya da daha da artmasının en önemli sebeplerinden biri olarak görülüyor. Birey, içindeki boşluk hissini gidermenin yolunu dış dünyaya bağladığında ve dış dünya bu beklentilere yeterince iyi cevap veremediğinde hayal kırıklığının eşlik ettiği bir sıkılma hissi deneyimlenebiliyor. Bunun yerine kişi kendi kendini eğlendirebildiğinde, kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılayabildiğinde ve içindeki boşluğu doldurmak için gerekli olan içsel kaynaklarını keşfettiğinde sıkılmadan yaşamına devam edebiliyor.

Bağımsız ve özgür hareket edememek

Bu maddenin aslında pek de bir açıklamaya ihtiyacı olmadığını düşünüyoruz. Zira pandemi döneminde hayatlarımıza giren kısıtlamalar ve özgürce hareket edememek hemen hemen hepimizin sıkıntısının en birincil kaynağı. İnsan, doğası gereği kapana kısılmış gibi hissettiğinde, özgürlüğüne ket vurulduğunda ve bağımsızca hareket edemediğinde sıkılan bir varlık. Kendi iradesiyle hareket etme özgürlüğünü elde eden yetişkin bir birey için bu iradeyi engelleyebilecek her türlü zorluk can sıkıntısını beraberinde getiriyor. Kendi özgür irademizi yeni keşfettiğimiz ancak yapmak istediklerimiz üzerinde henüz kontrol sahibi olamadığımız ergenlik dönemi tam da bu nedenle hepimizin can sıkıntısının zirve yaptığı dönem olarak biliniyor.

Her ne kadar can sıkıntısının psikolojimizle olan bağlantısı ve can sıkıntısıyla bağdaştırılan duygular olumsuz kavramlarmış gibi algılansa da, sıkıntı muhteşem itici gücü sayesinde faydalı bir deneyime de dönüştürülebiliyor. Harekete geçmek için eşsiz bir katalizör görevi gören can sıkıntısı, derinlemesine düşünmek ve yaptığımız şeylerin ne kadarının zaman kaybı olduğunu ne kadarının bizim için değerli olduğunu anlamamıza aracı olabilir. 

Kaynak: PsychologyToday