Çalar Saat…

Çalar Saat…

202
0
PAYLAŞ

Güneş doğuyor. 

Çalar saatin sesiyle uyanıyorsun. 

Dünden farklı bir gün değil.

Sürprizi az, renkleri belli. 

Yarın da öyle olacak yüksek ihtimal. 

Yarın, sen de öyle olacaksın. 

Yıkıyorsun yüzünü, bakıyorsun aynaya. 

Gözlerinin feri sönmüş mü ne? 

Nefes alıyor musun? 

Ya sen, ne istiyorsun? 

Niye uyandın bugün? 

Kim için giyiniyorsun? 

Senden beklenenler var. 

Ya sen, kendinden ne bekliyorsun? 

Herkes mutluysa mutlusun ancak. 

Herkes rahatsa, huzurluysa huzurlusun sen de. 

Fedakârsın, kendini adamışsın. 

Sana biçilen bir kader var; sana dikilen bir elbise.

İçinde sıkışsan da, daralsan da, renkleri sana uymasa da, o sensin.

Nasıl bir duygu, söyler misin? 

Öyle bir almışlar ki hayatlarının merkezine seni; ansızın çekiliversen, devrilecek sanıyorsun o kumdan kule. 

Bu illüzyon içinde, kendini öylesine güçlü, varlığını o kadar anlamlı zannediyorsun.

Peki ya yalnız kaldığında olup biten ne o zaman?

Nedir bu büyük boşluk, neden bu kabına sığamazlık?

Madem başladık, devam edelim. 

Biri sana “güzelsin” derse eğer, güzel görüyorsun kendini ancak.

“Zekisin” derse, “iyisin” derse bir anlamı var.

Ya sen, aynaya baktığında ne diyorsun kendine?

Nasıl birisin sen?

Gerçekte kimsin?

Nasıl giyinirsin, nasıl mutlu olursun, neye gülersin?

Ne çıkarır içindeki gerçek seni ortaya?

Bu hayat kimin?

Bu hayat SENİN.

Onunla ne yapmak isterdin?

Güneş doğuyor yine, bak..

Yarın nasıl olacak?

Senden beklenenler kadar, senin beklediklerin de var artık.

Kur çalar saati şimdi.

İlk fırsatta uyanmak için.

Yaşadığın hayat, kimin seçimi?

Senin mi yoksa başkasının mı?

Peki ya o ateş nedir, yakan içini?

Yanıtlamaya cesaretin var mı?