Büyümek ne demek?

Büyümek ne demek?

107
0
PAYLAŞ

Nil bu sene ilkokula başladı. Bize öğretmişler ya 1. sınıf çok önemlidir, nasıl başlarsa öyle gider diye, sanki yeniden okul hayatına adım atar gibi beni de bir heyecan bastı. Sonra kaygılar ve korkular izledi heyecanı… Bazen çocuklarımıza vermek istediğimiz mesajlar için defalarca kurduğumuz cümleler veya yönlendirdiğimiz sorular, belki de aslında o mesajın gerçeğini kendi içimizde kabul etmek içindir. Bazen, büyüdüğünü gözümüzle görüp içimizde hissetsek bile “acaba” lardan kaçamayabilir aklımız. O zaman da beynimiz olanı göz ardı eder ve kontrolü sağlamak için harekete geçer. Bizim kız bu çok önemli duruma uyum sağlayabildi mi, arkadaşlarıyla anlaşabiliyor mu, öğretmenini sevdi mi, sınıfta mutlu mu, dersi takip edebiliyor mu, yemeğini yedi mi, servisini bulabildi mi gibi her gün yenisi eklenen soruların karşısında buldum bir anda kendimi. Nil her okuldan geldiğinde, gününün nasıl geçtiğini önce ifadesinden sonra sorularıma verdiği cevaplardan anlamaya çalıştım. Ardından da okul hayatı ve ilişkilerle ilgili mesajlarla sürdürdüm konuşmalarımızı. Farkında değildim ama “an”ı kaçırıp ya geçmiş ya da gelecekte sürdürdük ilişkimizi.

İkinci haftanın sonunda servisten inen Nil, daha ben ağzımı bile açmadan, şöyle bir özet geçme gereği duydu: “Anne, okulumu çok seviyorum, hatta hafta sonu okul olsa yine gitmek isterim. Tüm eşyalarıma sahip çıkıyorum ve koruyorum. Tenefüslerde anaokulu sınıfımdaki arkadaşlarımla daha çok oynuyorum, çünkü onlarla aynı sınıfta olmadığım için arkadaşlarımı özlüyorum. Yeni sınıfımdaki arkadaşlarımı da eskileriyle tanıştırıyorum. Bugün ipi çevirerek üzerinden atlama oyununu ben kurdum ve 4 arkadaşım oyunuma katıldığı için mutlu oldum. Öğretmenimi seviyorum ve komik buluyorum. En çok drama dersinde eğleniyorum. Eşofman giymeyi sevmediğim için beden dersini de pek sevmiyorum. Öğretmenimin getirdiği en az 3 çeşit yemeği yeme kuralına hep uyuyorum. Doymazsam bir tabak daha istiyorum. Beni merak etme, servise tek başıma gidebiliyorum hatta bir arkadaşıma da kendi servisini bulması için yardım ediyorum. Yabancılarla konuşmuyorum ve yola çıkmadan kaldırımdan yürüyorum. Ama bugün seninle konuşacağım çok önemli bir sorunum var.”

Sanırım bu özet, standart soruları bir daha dile getirmeksizin geçmemi, yeni gündeme odaklanmamı isteyen bir araç niteliğindeydi. Kafamdaki soruların cevabını almanın verdiği memnuniyetle gülümseyerek ona sarıldım ve sorunun ne olduğunu merakla sordum.

Geçen sene arkadaşlarından bazılarının süt dişlerinin düştüğünü gözlemleyen Nil, bugün de sınıfta bir arkadaşının yeni çıkan dişini görmüş. Sorunu ise henüz yerinde sapasağlam duran süt dişleriymiş. Sorularıma alışkın olan kızım, onu bölmeme izin vermeden hemen ekledi: “Sorun şu: Dişim düştüğü zaman büyümeye başlayacağım, yenisi çıktığında tam büyümüş olacağım. Acaba vücudum büyümek istemiyor mu anne, neden hiçbir dişim sallanmıyor?” Bu sorunun ardından ona büyümenin ne demek olduğunu sordum.

Nil: “ Büyümek büyümektir.”

Ilgın: “ Nasıl anlarsın büyüdüğünü?”

N:“Boyum uzar, doğum günüm olur, üst kattaki sınıfa geçerim, saçım da uzar, daha zor boyamaları yapabilirim.”

I: ” Bir de dişin düşer ve yenisi çıkar. Bunu da en başta söylemiştin. Peki bu anlattıkların sende oluyor mu?”

N: “Evet oluyor aslında, boyum bu sene çok uzadı, sınıfta kızlarda 5. sıradayım. Ama dişim düşmedi daha.”

I: “Doğru söylüyorsun Nil, daha düşmemiş. Dişin düşerse ne olur?”

N: “Mutlu olurum, güldüğüm zaman komik görünür insanları da güldürürüm. Arkadaşlarım diliyle yeni diş çıkıp çıkmadığını kontrol ediyor, ben de ederim. Hem de büyümüş olurum. Dişim düşer değil mi anne?”

I: “Sence?”

N: “Bence kesin düşer. Zaten anneannem erken düşmesi iyi değil demişti. Büyümeye hazırlık için vaktim var hala.” Dedi ve bana rahatlamış bir şekilde sarıldı.

Bu konuşmadan yaklaşık 3 hafta sonra Nil’in dişi sallanmaya başladı ve 1. Haftanın sonunda da düştü. Bu onun için çok önemliydi. Her gittiği yerde düşen dişinin açtığı boşluğu gösterdi. “Dişim önce sallandı, sonra biraz kanayarak düştü. Ama yeni dişin çıkması için düşmesi gerekiyordu, bu büyümenin kuralı” dedi herkese.

Onun bu sözü, beni geçmişe götürdü. Büyümek gerçekten de sancılı bir süreç. Bir doğası var, süresi ve evrimi var. Her zaman öngörülemiyor, sürprizlerle dolu. Atılan adımların büyümeyi baltalayabileceği gibi hızlandırması da olası. Şirketimi ilk kurduğumda hayallerim ışığında piyasanın bilmediğim toprağında bulduğum yere tohumları diktim. Bazı tohumlar hiç tutmadı, bazıları zamanla kurudu, bazı yerlere daha çok ekmek gerekti. Bunun yanında var olanları sulamak, yenileri için yer aramak ve beklemek de gerekti. Fazlasıyla umutsuz anlar oldu. Yeniden umutlanmak için filizlenenlerin farkında olmak gerektiğini bazen unuttum.. Rasgele ekili tohumların büyümesi ve sağlamlaşması için bazılarından vazgeçmek gerektiği öğrendim. Sonuçta, büyümek her zaman bir şeyin aynı yerde olgunlaşması, gelişmesi anlamına gelmemeli. Bazen cılız olandan vazgeçip daha güçlünün geleceğini bilerek beklemek anlamına da gelir. Bu süreçte kritik olan bence en önemli 2 şey; her iki durumda da heyecandan vazgeçmemek ve beynimizdeki sabotajcılara takılı kalmamaktır.

Ilgın Aybakar

BİR CEVAP BIRAK