Bütün bunları burada niye anlattım?

Bütün bunları burada niye anlattım?

158
0
PAYLAŞ

’91 senesinde Ege Ünv. Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun olurken en büyük idealim, o herkesin korktuğu dişçi koltuğunda hastalarımın rahat ve güvenle oturması, kalkarken de korkularını yenmiş ve şifalanmış olmalarıydı. Ben kendim o koltuktan ne kadar da korkmuştum çünkü… Yıllarca bir koşuşturma içinde geçti meslek hayatım. Hastalarımı şifalandırmak bana da iyi geliyordu. O koltuğa karşı olan korkularını yenmek için ise epey sabır gerekiyordu. Zaman zaman, üniversite son sınıfta almış olduğum hipnoz eğitimi ve sonrasındaki nefes terapisi eğitimi sayesinde öğrendiklerimi hastalarımı rahatlatmak için kullanıyordum dişçi koltuğunda. Gerçekten de işe yarıyordu.

Fakat, ne kadar fazla insan vardı diş sıkmaktan muzdarip… Ve ne kadar fazla insan vardı panik atağı olan, fobileri olan… Bundan 5 yıl kadar önce yaşadığım rahatsızlığım sırasında gluten alerjim saptandığında, insanların modern hayatta yediği-içtiği gıdalardan nasıl olumsuz etkilendiğini, hastalandığını farkettim. Bizzat kendimin hastalanmam ise bütüncül/fonksiyonel tıp konusunda daha fazla öğrenmeye yönlendirdi beni. Ta ki artık biraz da kendime, evime, aileme vakit ayırmam şart olana kadar sürdü bu koşuşturma. 1.5 yıl önce verdiğim bir kararla çok sevdiğim kliniğimi devrettim. Sonra zaten pandemi ile tanıştık; derken pandeminin en büyük nimeti girdi hayatıma: online dersler.

İşte benim “Homeopati” ile tanışmam bu sayede oldu. Hep duyduğum ama derin ilgilenecek kadar vaktimin olmadığı bir tedavi şekli. Yeni de değildi üstelik. Yaklaşık 200 yıl önce Alman doktor Samuel Hahnemann’ın bulduğu ve uyguladığı bir yöntem idi. Hahnemann o dönem daha da yetersiz olan klasik tıp tedavi modelinin hastalara yarardan ziyade zarar verdiğini görünce araştırmalara başlıyor. Aynı zamanda kimya, ecza, tıbbi tarih ve dilbilim konularında uzmanlaşan çok yönlü bir insan kendisi. Çalışmaları esnasında sıtma tedavisinde kullanılan “kinin” maddesinin sağlıklı insanlara verildiğinde aynı sıtma  hastalığının belirtilerine benzer belirtilere neden olduğunu gözlemliyor. Bu bilgiden yola çıkarak gerek bitki, gerek mineral, hatta birçok hayvan zehirinden elde edilen maddeyi ezerek, özütünü çıkardıktan ve içinde tek bir molekül bile “madde” kalmayacak kadar seyrelttikten sonra bunları (remedyleri) sağlıklı insanlar üzerinde deniyor. Bu remedylerin oluşturduğu her bir hastalık belirtisini not ediyor. Asıl olay ise, bu maddelerin aynı kininin sıtmayı iyileştirmesinde olduğu gibi, hasta insanlarda benzer belirtiler oluştuğunda, benzer remedyi vererek hastalığın iyileştiğini görmesi. Ve buna da Homeopati diyor; yani benzerin benzeri iyileştirmesi. Homeos (benzer) ve pathos (hastalık) kelimelerinin birleşmesi ile oluşmuş.

Hahnemann’a göre, sağlıklı bir insanda organizmasını canlı bir dinamizmde tutan manevi bir yaşam gücü vardır. Klasik tıpta buna bağışıklık da deniyor. Manevi yaşam gücü bozulduğunda o kişi hastalanır. Doğada bulunan yüzlerce hatta binlerce çeşit maddeden elde edilen remedylerde o maddenin kendisi kalmayacak kadar seyreltilmiş olmakla birlikte “enerjisel bilgisi” mevcuttur. Homeopatinin çalışma mekanizması, maddenin seyreltilmiş enerjisel özütünün minik şeker topçuklarına emdirilmesi ile hazırlanan remedylerin, ağıza (dil altına) konulduğunda o enerjinin çalışmaya başlaması ve yavaş ve nazik bir biçimde hasta kişinin bozulmuş yaşam enerjisini düzeltmesidir. Minik remedy topçuklarının içinde “madde” dahi olmadığı, sadece enerjisel çalıştığı için klasik tıp ilaçlarında olduğu gibi yan etki oluşturmaz. Asla toksik etki görülmez.

Homeopatiyi, ben de ilk olarak çok sevgili doktorum, aynı zamanda cerrahi uzmanı olan Dr. Emel Güler’den aldığım “Akut Homeopati Eğitimi” ile tanıdım ve adeta aşık oldum. Henüz eğitim yeni bitmiş ve ısmarladığım remedy kitim elime yeni ulaşmışken, 10 yaşındaki kızımın incecik bacağının üstüne cipin ağır kapısı kapanıp sıkıştırdığında, eyvah dedim; kesin kırıldı bacak! Çok şükür kırılmamıştı ancak epey ezildiği aşikardı. Canı da çok yanmıştı haklı olarak. Hemen travmalarda kullanılan en “baba” remedy olan Arnica’ya gitti elim. Normalde arnica kremimiz var böyle durumlarda sürdüğümüz ama bu sefer doktorum ve hocam Emel Hanım’ın anlattıklarına güvendim ve kızımın dilinin altına bir minik topcuk Arnica verdim. Bacakta ne bir morarma, ne bir şişme, ne de ağrı oluşmadı. İzi bile gözükmedi. Bu mucizevi iyileşme hali beni Homeopati’ye daha da aşık etti. Sonra günbegün birçok başka mucizeye daha tanık olduk 2 çocuklu ve hareketin eksik olmadığı evimizde.

Bütün bunları burada niye anlattım? 30 yıllık diş hekimliği hayatımı bir kenara koyarak tekrar öğrenci oldum da ondan. Şimdi en birincil amacım Homeopati’yi derinlemesine öğrenmek ve hastalarıma bu şekilde şifa verebilmek. Çünkü etkisi o kadar büyük ve mucizevi ki… Her geçen gün daha fazla sayıda insanın kronik hastalıklarla boğuştuğu, diş sıkmaktan uyuyamadığı ve hatta güncel yepyeni virüslerimiz sayesinde hastalanma korkusu yaşadığı bu olağandışı dönemde herkesin bundan haberdar olması ve faydalanmasının önemli olduğunu düşünüyorum.

Dt. Özlem S. Utku