Bunları yapmıyorsanız korkmayın, beyinsiz değilsiniz!

Bunları yapmıyorsanız korkmayın, beyinsiz değilsiniz!

187
0
PAYLAŞ

1- Merak ettiklerinizi bir bilene sorun

Araştırma ile zaman kaybetmeyin. Ekşi sözlük, Wikipedia ve Google gibi internet kaynaklarından da yararlanabilirsiniz tabi, ama en doğru yöntem sormak ve beş dakika sonra unutmaktır. Bu sizi meraklı ve ilgili göstermeye yetecektir. Unutmayın; bilip bilmemeniz önemli değil. Her konuda fikir beyan etmekten asla çekinmeyin. Bilmiyorum kelimesi ağzınızdan asla çıkmamalı. İnsanlara, hiçbir işinize yaramayacak sorular sormaktan da asla çekinmeyin. 
 

2- Dini inançlarınızı atanızın babanızın söylediklerine göre şekillendirin.

Bu konuda binlerce yıldır yazılanları okumanız gerekmez. Zaten anlaşılmayacak bir şey de yok. Televizyon da bu konuda eşsiz bir bilgi kaynağıdır. Özellikle uydu kanallarında sürekli konuşan birçok vaiz bulabilirsiniz bu konuda. Üstelik okumayı teşvik etmeyerek büyük insanlık hizmeti de vermekteler. Babanızın fikirleriyle çelişen konuşmalar yapanlarla bütün iletişiminizi kesin.
 

3- Okunması tavsiye edilen kitapların sayfasını dahi açmayın. 

Filminin çekilmesini beklemeniz yeterli. Daha önce filme alınmış eserleri seyretmeniz eser ve karakterleri hakkında bir fikir verir size. Sonuçta beğenmeme hakkınız her zaman saklı kalır. Böylece hayal kurmak zorunda kalmazsınız. Kendinize ait bir fikrin gelişmesi gibi sakıncalı durumlardan uzak kalırsınız.
 

4- Özgüvenin kimseyi takmamak olduğunu unutmayın ve ayrıca mücadele de zorluklardan kaçınmaktır.

 

5- Eleştiri yaparken analı avratlı küfür kullanmaktan çekinmeyin. 

Sizi eleştirenlere kin ve nefret besleyin. Hakkınızda konuşulanları zinhar unutmayın. Zaten arkanızdan konuşmayan insanoğlu yok gibi bir şey. 
 

6- Size ilham verecek, yüzünüzü güldürecek her türlü faaliyetten uzak durun. Bilim sizin ihtiyaçlarınızı gidermek için var.

Bir resme uzun uzun bakmayın. Heykellerden uzak durun. Şiir okumayın. İnternet sitelerindeki fazla zor olmayan anketlerle hangi bilim insanı olduğunuzu anlamak bilimle ilişkinizde yeterli bir seviyedir. Telefon, sizin hakkınızda konuşulanları öğrenmeniz için icat edilmiştir. Çekim yasasını ezberlemeniz çarpım tablosunu ezberlemenizden daha kolaydır.
 

7- Bir türlü gerçekleşmeyen istekleriniz ve yolunda gitmeyen durumlar için suçlayacak birini bulun. 

Anneniz babanız olur, komşular olur, çevre olur. En olmadı mahalle bakkalını suçlayın. Unutmayın herkes düşmanınız ve arkanızdan iş çeviriyor. Etrafınız büyü işleriyle uğraşan cadılarla kaynıyor. Dinsizler, imansızlar.
 

8- Kibrinizi geliştirmek için asil bir birey olduğunuzu her yerde çekinmeden vurgulayın.

Bir takım nedenlerden dolayı bir arada yaşamak zorunda kaldığınız aşağı tabaka insanlarını kafanıza takmayın. Siz istediğinizi yapabilen bir birey olduğunuz için onların sizi kıskanmaktan başka yapabilecekleri bir şey yok. Yazık onlara.
Ayrıca iyi bir insan olduğunuzu unutanlara hatırlatmak için her sabah ‘hayırlı cumalar’ temalı paylaşımlarda bulunun.
 

9- Ve son olarak eylemlerinizin ve söylemlerinizin altında yatan en avam halinizi herkesten gizleyebildiğinize dair inancınızı her durumda koruyun.

Hepsini yaptınız mı? Tebrikler. Artık bu hayattan istediğinizi alabilirsiniz.
 

Achilles Valentin

“Uyumsuz Bir Zihnin Not Defteri” ve “Yedinci Halka” kitaplarının yazarı

Achiller Valentin Kimdir? İnsan gördüğünü söyler genellikle. “Kendini anlat” dediklerinde tıkanmamız bundandır. Göremeyiz kendimizi, yemek yerken, yürürken, severken, konuşurken. Yine de 42 yıldır bu bedenin içinde olmanın verdiği deneyimle birkaç cümle dökülebilir kendi hakkımızda. Uzun yıllardır yeryüzünü işgal eden, spor yapar yapmaz sigarasına sarılan, yemek için değil, yaşamak için yiyen, iş hayatıyla yıldızı barışmamış, güzelliği gözlerde arayan bir erkek kişisiyim. Aslında göründüğüm gibi olduğumu sanıyorum. Deli olduğunun bilincinde bir erişkinim. Çiğ süt emmemişim; -annem öyle anlatırdı- bu yüzden çoğu zaman anlamam neye yol açtığını; söylediklerimin, hareketlerimin. Öyle kocaman bir yüreğim yok. Küçücüktür kalbim, yumruğum kadardır ki; ellerim de küçüktür benim. Yazmaya babamın Almanya’dan getirdiği daktilo ile oynamak için başladım. Salonun tam ortasına, yere yerleştirirdim daktiloyu. Hemen önünde bağdaş kurup otururdum. Daktiloya taktığım kağıda küçük hikayeler sığdırmak bir oyundu öncesinde. Orta birinci sınıfta Türkçe öğretmeninin verdiği dönem ödevini de bu hikayelerden birini kullanarak tamamladım. Daktilo ile yazmak yasaktı ödevi. Öykümü güzel yazan, sınıfın en güzel kızına el yazısı ile yazdırdım. Türkçe öğretmeni not olarak 10 üzerinden 5 verdi ödevime. Altına da bir not yazmış; “Nerden çaldın, kimden esinlendin? Bu 5’i de yazının güzelliği için verdim.” Bütün itirazlarımı sınıf önünde aşağılayarak savuşturdu öğretmenim. Yazmaya son vermedim bu olaydan sonra ve fakat neredeyse 25 sene kimseye göstermedim, kendime yazdım. Sonra bir şey oldu ve önce bloglarımla, 2014 yılında da kitabımla (Yedinci Halka) açtım yazdıklarımı dünyaya. Çok ve çeşitli okurum, okuduğum kadar yazamam, bir ara oynamışlığım da var. Benimki oyunculuk sevdasından ziyade, sahnenin boş olduğunu görüp kendimi atmamdan. Evlenmedim, boşanmadım, çocuğum var mı, bilmiyorum. Bir takım hayallerim var; henüz nasıl gerçekleştireceğimi bilmediğim. Hayatı öğrenmeye çabalıyorum. Zira en derinden biliyorum ki; yaşamak zor bir şey olmamalı.