Büklüm büklüm…

Büklüm büklüm…

332
0
PAYLAŞ

Öyle anlar vardır ki, kendini sıkışmış, sanki boğuluyormuş gibi hissederken, içinden bir sesin kulağına “umut hep var” diye fısıldadığını duyarsın. Duyarsın duymasına da, çoğu kez, bilincinin o hep gerçekçi, risk almaktan korkan, mevcut düzenini değiştirmemek için direnen tarafına yenik düşersin. Böylece karanlık daha da büyür, nefesin daha bir yetmez olur. İçinden çıkmak istedikçe daha da içine çekildiğin bir çukur olur hayatın. Bilincinin böyle yapmasının nedeni, hayatı hiç de bu şekilde yaşaman değildir oysa, o sadece senin doğduğun andan itibaren deneyimlediklerini, duyduklarını, gördüklerini kaydetmiş, yaşarken hissettiğin duyguların ile keskinleşmiş inançlarını oluşturmuştur. Bilincin seni korumak için faaliyettedir, senin ona öğrettiğin şekilde davranıyordur.

Yaşamımızda, olumlu bakış açısının gücü burada devreye girer. Geçmiş deneyimlerimizi ne kadar olumlu duygular ile kayıt edersek, ilişki içerisinde olduğumuz kişiler ile aramızdaki bağı oluşturan temel duygunun sevgi ve saygı olmasına ne kadar özen gösterirsek, karşımızdakini, yargılamadan, ön yargı barındırmadan olduğu gibi görüp, ne kadar güzel anılar biriktirirsek, bilincimiz, o oranda bize yardım edecektir.

İyi güzel de, tüm bunlar şu an ve sonrasında yapmaya başlayabileceğimiz bir farkındalık, ya geçmişi ne yapacağız? diye sorduğunuzu duyuyorum.

Kendimize döneceğiz, neyi niçin yaşadığımızı sorgularken, tüm iyi ve kötü yanlarımızın bizi biz yapan değerlerimiz olduğu gerçeğini kabulleneceğiz. Tekâmül ile kendimize sarılacak, önce kendimizi takdir edip seveceğiz. Böylece daha önce bizi kıran, üzen herkesi ve her şeyi affetmek mümkün olacak. Hiç kimsenin mükemmel olmadığını ve herkesin nasıl da mükemmel varlıklar olduğunu keşfedeceğiz. Başımıza gelen tüm zorluklara, olaylara takılmadan, bahane üretmeden, kimseyi suçlamadan, olay karşısındaki duygumuza yoğunlaşarak, bu duygu ile daha iyi ne yapabilirim diye soracağız. Olayın niye olduğuna değil, sonuçlarının nasıl kendimiz için olumlu sonuçlar doğurabileceğini düşüneceğiz. Aslında eskiler bazı özdeyişlerde bu durumu çok güzel anlatmış. ‘’Her şer de bir hayır vardır’’ ya da ‘’Bir kapı kapanmadan, başka bir kapı açılmaz’’ cümlelerini eminim kaç defa duymuşsunuzdur.

Hayat bizlere, geri dönüp hatalarımızı düzeltme şansı vermiyor belki, ama tekrar etmememiz için pek çok fırsat sunuyor. Hayallerimiz ve isteklerimizi bize sunma konusunda da çok cömert olduğu söylenemez kabul, ama onlara ulaşmak için gerekli tüm kaynakların içimizde saklı olduğunu pek çok olay ile bize gösteriyor. Bu işaretleri iyi görmek, doğru okumak gerekiyor.

Biliyorum zor, çok zor… Ama işte tam da orası aydınlanmanın başlayacağı yer. Gelişmenin ve değişmenin verdiği o müthiş hâl… Kuşlar kadar hafif, gökyüzü kadar sonsuz ve özgür….

Bu aralar dilimde bir şarkı var, kendimi alakasız zamanlarda bile söylerken bulduğum. Sözü onunla bitirmek istedim.

“ne söylesen ne beklesen
yaradandan ya da kaderinden
ele geçmez istediğin
uğruna savaş vermediysen

sanki seni boğar gibi
sanki yeniden doğar gibi
sanki zaman zaman ölür gibi
acısını, çilesini çekmediysen

hani büklüm büklüm boynunda
hani paramparça ruhunda
hani soran gözlerle kapında
bekleyen dargın anıların gibi”

Sevgi, umut ve barış ile…

Buket Özbek
Yaşam ve Öğrenci Koçu
NLP Master