Birçok insanın yıllar sonra duyacağı pişmanlıklar

Birçok insanın yıllar sonra duyacağı pişmanlıklar

231
0
PAYLAŞ

70’li 80’li yaşlarda nerede olacağımızı, ne yapıyor olacağımızı ve nasıl hissediyor olacağımızı pek fazla düşünmeyiz. Günlük rutinde hayatımıza devam ederken daha çok yakın geleceği planlarız ve hayal ederiz. Tamamen gelecek odaklı yaşamak doğru olmasa da, bazen hayal gücümüzü kullanarak sahip olduğumuz anın değerini daha iyi anlayabilir, “şimdi”nin tadını daha güzel çıkarabiliriz.

Bundan yıllar sonra, sabahları alarma gerek kalmadan erkenden uyanacağınız, kahvaltınızı gün doğumuna denk getireceğiniz, her dakikanızı değerlendirerek yaşadığınız zamanlara gidelim… O kahvaltı masasında otururken bu günler aklınıza geldiğinde, pişmanlıklarınız ve “keşke”leriniz neler olurdu?

İşte birçoğumuzun geriye dönüp baktığında duyacağı pişmanlıklar:

Doğru insanlarla yeterince zaman geçirmemek
Teknolojinin istediğimiz herkesle, her an konuşmamıza fırsat sağladığı bir devirde yaşıyoruz. Ancak artık tek bir tuşa basıp sevdiklerimizi aramaya bile tahammülümüz yok. Sevdiklerimize yeterince zaman ayırmıyoruz, “denk gelirsek” görüşüyoruz. Onlar için ayrıca yol katetmeye gerek duymuyoruz. Oysa ki hayatın zorlayıcı olduğu dönemlerde en çok ihtiyacımız olanlar, bize en iyi gelenler onlar. Ancak hayatta ne zaman ne olacağını hiçbirimiz bilmiyoruz. Bu yüzden sevdikleriniz için yarattığınız her an, sizin için altın değerinde. Fark edin…

Sevdiklerinize onları sevdiğinizi göstermemek
Çoğu zaman sevdiğimiz kişilere onları sevdiğimizi söyleme gereği duymayız. Daha da ötesi kimi zaman onları ne kadar sevdiğimizi unutabiliyoruz. Hayatımızda “zaten” var olmaları, hislerimizi unutmamıza neden olabiliyor. Bazen de “o” kelimelerin ağzımızdan çıkması bizim için dünyanın en zor şeyi haline gelebiliyor. Oysa ki kelimelerin ne kadar sihirli olduğunu hepimiz biliyoruz. Hele ki bunlar sevgi sözcükleriyse…

Öz değerinizi başkalarının düşüncelerine göre şekillendirmek
Devir iletişim devri, artık insanlar her an her saniye birbirlerinin ne yaptığından haberdar. Bu çembere dahil olmamak elde değil. Durum böyle olunca insanların hakkımızda ne düşündüğü bizi daha fazla ilgilendirmeye, hatta olduğumuz kişiyi şekillendirmeye başladı. Artık bir sonraki adımımızı atmadan önce, insanların ne düşüneceğini öngörmeye çalışıyoruz, içimizden geldiği gibi hareket edemiyoruz. Peki yıllar sonra dönüp baktığınızda kendiniz gibi mi yaşamış olmak istersiniz, yoksa “insanların olmanızı istediği kişi” gibi yaşamış olmayı mı?

Başkalarını memnun etmeye çalışıp sizin için önemli olanları geri planda tutmak
Arkadaşlar, aile, iş arkadaşları ve “kıramam” dediğiniz diğer insanlar… Zamanınızın birçoğunu başka insanları memnun etmek için harcadığınızın farkında mısınız? Çevremizdeki insanların kalbini kırmamak için onca çaba harcamakla meşgulken, harcadığımız zamanı kendimiz için ne kadar güzel kullanabileceğimizi unutuyoruz. Günün sonunda kafamızı yastığa koyduğumuzda yaşadığımız günden “tatmin” olmuyoruz. Kendi isteklerinizi geri planda tutmak günün sonunda dahi böyle hissettiriyorken, yıllar sonra yaşayacağınız pişmanlığı hayal etmek belki bu davranışınızı değiştirmek için güzel bir adım atmanızı sağlar, ne dersiniz?

Belirsizliklerin sizi üzmesine izin vermek
İnsanoğlu belirsizlikten ve olacakları bilememekten hiçbir zaman hoşlanmadı. Bu yüzden geleceğe dair planlar yaptı, tahminler yürüttü, hayaller kurdu ve o hayallerin gerçekleşmesi için çalıştı. Gelecek hakkında tahminler yapmak, olacakları merak etmek kadar normal ve doğal bir şey yok. Ancak belirsizliklere gereğinden fazla takılmak, çok fazla zaman kaybına neden olur. Belirsizlikler sizi olduğunuz yere sabitler, ne geriye, ne ileriye gidebilir ne de olduğunuz yerde mutlu olursunuz. Eğer yıllar sonra kaybettiğiniz zamana üzülmek istemiyorsanız anın güzelliğinde yaşamaya başlamalısınız!

Fırsatlar yerine hatalara odaklanmak
Gelelim bir diğer “zaman kaybı” etkenine. Evet, hayat boyu pek çok yenilgiye maruz kalırız. Hatta kimi zaman bu yenilgiler hayatımıza adeta bir kara bulut gibi çöker, bizi dibe çeker. Ne var ki hatalar geçmişte kalmış ve değiştirilemez birer anıya dönüşmüşken, o sırada karşınıza çıkan fırsatlar ellerinizden kayar gider. Sonra yaşadığınız en büyük pişmanlıklardan biri karşınıza çıkan “o” fırsatı görememiş olmak olur. Geçmişi olduğu yerde rahat bırakın, siz ellerinizi geleceğe doğru uzatın ve en önemlisi yeni hatalar yapmaktan korkmayın.

Fazla beklemek ve bir türlü adım atmamak
Birçoğumuz güzel planlar yapıyoruz, güzel fikirler buluyoruz, güzel hayaller kuruyoruz ama bir türlü onları hayata geçiremiyoruz. “Doğru zaman”ı beklediğimizi söyleriz ancak o zamanın gelmediğini ve gelmeyeceğini içten içe biliriz. Peki neden beklemeye devam ederiz?

Başarısızlık ancak atılan bir adımın ya da gösterilen aksiyonun arkasından gelir. Bulunduğumuz yerde durduğumuzda, ne başarılı ne de başarısız oluruz. Dolayısıyla çoğu zaman hayatımıza yeni bir “yenilgi” eklememek adına, adım atmaktan çekiniriz. Ne var ki başarısızlık kadar mucizelerin de atılan adımlar sonucu hayatımızda belirdiğini unutmamak gerek.

Hayatın tadını çıkarmak için fazla meşgul olmak
Evet, hayat döngüsü, ihtiyaçlar ve modern yaşantı, bizi belli bir döngünün içine girmeye zorlar. Karnımızı doyurmak için yemek yememiz gerekir, yemek yiyebilmek için de para kazanmak… İş hayatı, yaşantımızın çoğunu kapsıyor olsa da bu, bize kalan anların tadını çıkarmamızın önünde bir engel olmamalı. Bisiklete binmek size keyif veriyorsa işe giderken bisiklet kullanın, dans etmeyi seviyorsanız hafta sonlarını beklemeyin, hafta içleri dans edebileceğiniz bir kursa yazılın. Yemek yemeyi seviyorsanız daha çok tarif deneyin. Ve düşmekten, kirlenmekten, hata yapmaktan korkmayın. Meşguliyet kadar “korku” da, sizi keyif aldığınız şeyleri yapmaktan alıkoyan etkenlerden biri.

Yeterince gülmemek
Hayat, asık bir suratla yaşamak için çok kısa. Gün geçtikçe içimizdeki çocuktan daha fazla uzaklaşıyoruz ve bu bizi hayatı daha “ciddi” yaşamaya sürüklüyor. Sonra bir bakmışız çekilen fotoğrafların çoğunda yüzümüzde anlamsız bir ifade…

Daha fazla gülün, toplu taşımada gülün, arkadaşlarınızla gülün, anne babanızla gülün, iş yerinde gülün, ironilere gülün, hüzünlere gülün, mutluluklara gülün, sebepsiz yere gülün, sadece gülün!

Kalbinizin sesini yeterince dinlememek
Bazen bir şey yaparız ve kalbimizin derinliklerinde bir yerlerde yaptığımız şeyin bizi mutlu hissetmediğini biliriz. Kendimiz gibi davranmamışızdır. Huzurlu hissetmeyiz. Bazen de aklımızın bir köşesinde sürekli kendini bize duyurmaya çalışan o düşünceyi, sebepsiz yere sustururuz, duymazlıktan geliriz, erteleriz. Peki neden? Sahip olduğumuz tek şey “şu an” ise neyi bekliyoruz gerçekten?

Kaynaklar:forbes.com

BİR CEVAP BIRAK