Bırak Geçmiş Geçmişte Kalsın

Bırak Geçmiş Geçmişte Kalsın

67
0
PAYLAŞ

“Anda olmak …”

“Ânı yaşamak …”

“Geçmişte yaşıyorsan üzüntü; gelecekte yaşıyorsan endişe duyarsın.”

Özellikle kişisel gelişimle ilgili söyleşilerde ve kitaplarda sık karşılaştığımız söylemlerdir. Duyduğumuzda kulağımıza hoş gelir, kendimizi iyi hissettirir, “ne kadar da doğru” dedirtir. İçselleştirmek, yaşamımızın özüne yerleştirmek ve refleks hâline getirmek söz konusu olduğunda ise çok da başarılı olamadığımızı görürüz.

Bizi bu kadar etkilemesine rağmen duygu dünyamıza odaklan(a)madığımız için derinlerde kalmaya devam eden ve bir sebepten dolayı tetiklendiğinde yüzeye çıkan “şimdide kalamama” durumunun bir nedeni geçmişimize demirlemiş olmamız. Daha doğrusu geçmiş deneyimlerimizin duygu dünyamıza attığı çengellerden kurtulmak için yeterince çaba sarf etmememiz.

Bunu gerçekleştirmek ne kadar kolay?

Analitik psikolojinin babası C.G. Jung, insanlığın sahip bulunduğu kolektif bilinçdışı sayesinde insanoğlunun sergilediği davranışların ezel ebet bir karaktere sahip olduğunu savunur. Örneğin, gök gürültüsünün fizik bilimiyle açıklanabilen atmosferik bir olay olduğunu bilmemize rağmen duyduğumuzda irkiliriz. Ya da bilinmezi veya potansiyel bir tehlikeyi barındırdığına inandığımızdan, karanlıktan korkarız. Bunlar eski çağlarda avcı toplayıcı topluluklar hâlinde mağaralarda yaşamış atalarımızdan bizlere miras kalan fiziksel dürtüler.

Düşüncelerimizi, davranışlarımızı, değerlerimizi şekillendiren duygu dünyamız ister istemez geçmiş deneyimlerimizden kök bulur. Yapmış olduklarımız ile yapamadıklarımız biz farkına varmaksızın bugünümüzü ve yarınımızı şekillendirir, bir sanatçının taşı yontarak heykele dönüştürmesi gibi. Bununla birlikte yaşanmamışlıklarımız yaşanmışlıklarımızı; uzağına düştüğümüz erimlerimiz ulaştığımız noktaları gölgeler ve hattâ unutturur bizlere. Olumsuzluklar heykelin malzemesi olan taş misali olanca ağırlığıyla varlığını hissettirir duygularımızda.

Ne gariptir ki olumsuzluklar çoğunlukla daha ağır basar olumlu olandan. Hüzün baskındır sevince. Hatalarımızı sık anımsarız da doğru yaptıklarımızı kolayca sileriz hafızamızdan. Sanki iyi, doğru, güzel olan bizim asli görevimizmiş, yapmakla yükümlüymüşüz de bunlar için kendi kendimizi ödüllendirmek gereksizmiş gibi. Oysa her şeyden önce yaptıklarımızla var olmuyor muyuz?

Kendimize aşağıdaki soruları veya benzerlerini ne kadar sık soruyoruz?

“Sınavda bu soruyu nasıl da yapamadım?”

“Nasıl oldu da şu an çalışmakta olduğum işe girme hatasında bulundum?”

“Bu gol de kaçar mıydı? Ne biçim şut çektim.”

“Bu gol de yenir miydi?”

“Bu insanla hayatımı birleştirme hatasına nasıl düştüm ben?”

Hatalarımızdan ders almak başka bir şey, hatalarımızla yaşamayı alışkanlık hâline getirmek başka…

Geçmişle ilgili bir şeyler söylemek ihtiyacı duyduğumda Amerikalı ünlü müzik insanı Johnny Cash’in şu sözü aklıma gelir.

“Geçmişin üzerine kapıyı kapatın. Hatalarınızı unutmaya çalışmayın ancak onların üzerine yaşamayı bırakın. Onun enerjinizi, zamanınızı veya yerinizi almasına izin vermeyin”

Ünal Elbeyli