BİR YOL AÇ…

BİR YOL AÇ…

434
1
PAYLAŞ

Toplumda birkaç yıldır sayısı artan ve artık inanılmaz boyutlara ulaşan istismar haberleri, son birkaç gündür yaşanan yeni olaylar ile sosyal medya da gündem oldu. Ekran karartmalar, açılan postlar, tepki mesajları hayli yoğun.

Öncelikle yaşanan hadiseler karşısında irkilmemek, sarsılmamak mümkün değil. İstismar etkileyen ve etkilenen olarak, inanılmaz boyutlara ulaşmış durumda.

Durum bu olunca, toplumsal olarak korkunç bir bilinçaltı birikimi oluşuyor. Daha da kötüsü bilinçaltına verilen bu mesajlar algısal bir gerçeklik ile çocuklarımıza aktarılacak. İşte beni asıl endişeye sevk eden meselelerden birisi de bu.

Bununla alakalı yaşadığım bir ruh halini paylaşıp, esas üzerinde durmak istediğim mevzuya dönmek istiyorum.

Bir haber sitesinde karşıma çıkan öğretmen haberi, haberin başlığı resim, bende nasıl oldu ise bir uzaklaşma ve kaygı hali oluşturdu. Öyle ki haberi okumadan geçmek istedim. Oysaki haber içeriğinde engelli öğrencisini her gün evinden alıp, kucağında taşıyarak okula getiren bir öğretmenin fedakâr hali anlatılıyordu. Peki, ne olmuştu da zihnini temiz tutmaya çalıştığını zanneden ben böyle bir zihin oyununa gelmiştim. Haberin başlığı, veriliş şekli belki? Bilemiyorum. Sizlere sorayım. Yetişkin birey, engelli çocuk, kucak. Bu ifadelerin son dönemde çağrıştırdığı anlamlar ne ifade ediyor.

Değinmek istediğim ilk mevzu bu, istemsiz de olsa bir toplumsal hafıza oluşturuluyor ve şimdiye kadar kıymetli olan ifadeler, değerler bir bir sarsıntıya uğruyor. Zihni berrak tutmak, olumlu da kalmak… Temiz toplum, şüphesiz temiz bir hafıza birikiminden gelir. Bu nedenle, bu birikimin çocuklarımıza bırakacağımız en önemli miras olduğuna inanıyorum.

Diğer bir mesele ise; sosyal medya da oluşan “hassasiyet ve paylaşımlar” çığ gibi büyürken, acaba akşam ya da yarın tepkiler ne olacak, kararan ekranlarda yine gezmeler, tozmalar, tbtler yerini alacak hissiyatı. Bu durumu yadırgamıyorum, insan olmanın gereği olabilir. Anlamaya çalıştığım ise nasıl oluyor da bir rüzgâr gibi esen tepki, sel gibi büyüyüp, devasa dalgalara dönüşüyor. Sonrasında da, o deniz hiç kabarmamış gibi aniden sakinleşiyor. Herkes pembe sandalında balık tutmaya devam ediyor. Az önce iğrendikleri deniz o deniz değilmiş gibi… Bunu ben bilemem, sosyal medya uzmanları, iletişim uzmanları, toplum bilimciler ne güne duruyor?

İnsanın içini acıtan ise, etkin bir çalışma, süreklilik arz eden bir bilinç hali, çözüm arayışının olmayışı. Bu anlamda Kitap Koala uygulaması Türkiye de çok önemli bir ilk olma özelliği taşıyor. Ekranlara çıkıp nefret konuşabiliriz, lanetler yağdırabiliriz falan falan. Oysa Kitap Koala’nın yaptığı, hayvan istismarı sorununa dikkat çekerken, insanı nefrete değil merhamete, kine değil sevgiye uyandırıyor. Izdırabı emek ile harmanlamaya dair olan davet, çok ciddi bir sosyal adım.

İkincisi ise bu mel’un hadiselerin, caniliklerin altına yazılan yorumlar. Probleme bakış açısı da bir o kadar kan dondurucu geliyor bana. Hadiseler yeterince iç kaldırıcı ve insanlık dışı. Ama ürkütücü olan insanların tepkilerini ifade etme şekli. Çok özür dileyerek, okuyabildiğim birkaç yoruma örnek vereceğim. “ Önce hadım edilsin sonra idam edilsin ama canlı yayında yapılsın.” “keselim, parçalayıp, yakalım.” Aman Allah’ım diyorum. Üstelik çok radikal değişik tipler değil, anneler, babalar. Bizler ne zaman bu canice ifadeleri bu kadar kanıksadık, ne kadar canımız yanarsa yansın bir çırpıda çıkıyor ağızdan. İlkel beyinden gelen sinyaller ile toplum yönlendiriliyor.

Oysaki durup da düşünüyorum, bu haberleri ilk duyduğumdan beri. Ne oldu da bu kadar hızlı yozlaştık? Öz baba, dayı, amca, insan, hayvan vs. insanın yaradılışta fıtratında olmayan halleri konuşuyoruz. Kur’an hayvandan daha aşağı der bu insan türüne. Çünkü hayvan olamaz, hayvan kıymetlidir.

Peki, öyle ise problem nerede, nasıl başladı bu cinnet? Öyle ya belli ki birileri bir yerlerde rüzgar ekmiş, fırtına hasadı bize düşmüş. Nefreti nefret ile cinneti cinnet ile çözmek ne zamandan beri insanî bir erdem haline geldi.

Aşağılık bir ruhun işlediği cinayeti, sözüm ona “Kurtarıcı” vasfı ile “Kesip, âleme ibret edelim” diyerek, tekrar edince sen aynı eylem ile nasıl kahraman olacaksın?

Sorular, sorular… Çok kıymetli bir iştir soru sormak, bilinci devreye sokar. Çözüme, iyiye, sevgiye gerçek insanî değerlere yol açar. Böyle olmamalı; yangını, çamuru gören eline bir avuç köz, bir kova pislik alarak koşmamalı hadiselerin üzerine.

“Ne yapsaydım?” “Ne yapabilirim ki; bu sorunu temelinden halledebilirim?”diyerek, insani bir duruş ile akıl ve vicdan ışığında sevgi ile çözmeli sorunları, kurutmalı bataklıkları.

Bunca şey aklıma, Matrix filmini getirdi. Zion’da kurtulma savaşı veren sözde özgür insanların, tepki gösterirken bile sistemi besleyişleri. Savaşan Neo’nun sisteme veri tabanı oluştururken, âşık olan Neo’nun sistemin hafızasını alt üst etmesi meselesi…

Bir yol aç, aydınlıktan, bilgelikten, insanlıktan yana olsun… Sorunu değil, çözümü beslesin… Teşekkürler Kitap Koala, Teşekkürler üstad Umut Kısa. Yol açanlarınız bol olsun…

Abuhayat DÖŞER

Kitap Koala Sokak Hayvanlarına Destek Olmak İçin Kurulmuştur. Lütfen Ziyaret Ediniz!

1 YORUM

Comments are closed.