Bir sabahı diğerinden ayıranlar

Bir sabahı diğerinden ayıranlar

176
3
PAYLAŞ

Bu sabahı diğerlerinden ayıran bir şey vardı…

Ve içimden bir ses bu sabah bana DUR diyordu..

-DUR!

– Olmaz kalkıp işe gitmem lazım.

-Dur yahu dur, 5 dk bile olsa bir dur.. İhtiyacın var..

-Duramıyoruuum!

Tek eliyle kamyonu kim durdurabilir bilmecesi vardı ya hani eskiden, cevabı hepimiz biliriz.. Bir süredir içimdeki bu yokuş aşağı kendini salmış kamyonu durdurmaya kimin gücü yeter diye düşünürken.. Artık cevabın bana ilkokulda öğretilen olmadığını anladım. Artık benim cevaplarım bana öğretilenlerde değildi.. Cevaplarım dönüşüyordu.. Dönüşmek zorundaydı, çünkü sorunlarım dönüşüyordu.

Peki bana ne oluyordu? Biraz analitik olacak ama yaşam haritam genişliyordu sanırım paydada… Fakat pay aynı kalınca sonuçta hayattan tatmin oranımı küçültüyordu.  Formül basitti: “Tatmin = ben / hayat”. Yani gerçekten basit bir formül değil mi? Örneğin, dün lüks bir arabam yokken bugün var ise ve ben kendi içimde o lüksü sindiremediysem, bu konfor artışı hayatıma girdikten sonra bir takım dengeleri bozacaktır. Üniversitede ailesi kendilerine           “üst sınıf” tabir ettiğimiz son model araba alan bazı arkadaşlarım vardı. Ve zaman zaman hepsinin de diğerlerinin kendileri ile arabaları yüzünden iyi geçindiği hissi ile mutsuz olduklarını gördüm. Bir şekilde erken gelen bu konfor, bunu içsel bütünlüklerine yansıtamadıkları için sosyal ilişkilerine güvensizlik olarak yansıyordu. Ve hayatta neyin onları tatmin etmediğini anlayamıyorlardı.

İste fark ettim ki aynı durum bu sabah benim içinde çalışıyordu. Hayatımdaki  “şeylerin” anlamları değiştikçe, bu ya bende ya da hayatımda doğrudan bir etki yapıyor. Bende yaptığı etki kadar hayatımın çapını genişletemezsem, ya da hayatımdaki doğrudan etkiyi kendi içsel durumuma yansıtamazsam bu direk hayattan tatmin olma durumuma etki ediyor. Bu da tabii ki iç huzuruma.

İşte bu gidişata bir DUR demek istedi “ben” bu sabah. Neden bu sabah? Çünkü bu sabahın dün akşamında diğer sabahlarınkinden farklı bir şey oldu.  Ben Türkiye’nin en iyi koçlarından birinden dün akşam seans aldım. Nedir bunun anlamı?  Bir insan neden yaşam koçuna gider ki? Hem de bu işin eğitimini bile almışsa. Ama biliyoruz ki direksiyondaki bir yön tayin edemedikçe aracın ne olduğunun nereye gittiğinin bir önemi yoktur. Ve hayatınızın direksiyonunda sizden başka kimse yoktur. İşte aldığım koçluklar ile geldiğim nokta budur. Çünkü bir koçla çalışırken durmanız gereken noktayı siz belirlersiniz ve bilirsiniz ki aslında sizin sınırlarınız olması gerektiği gibidir. Kendi hayatınızda başkalarının koymadığı sınırlarda dolaşabiliyor olmanın keyfine varırsınız. Gideceğiniz yönü tayin edebilmenin, karşınızdaki insanın sizi yargılamamasının, sizi olduğunuz gibi kabul etmesinin.. Yani başa dönecek olursam hayatınız genişlerken iç benliğiniz de genişler. Bunun verdiği o muhteşem tatmin duygusuyla çıkarsınız kapıdan. Ve işte oturur bunu başkalarına da bulaştırmak istersiniz. Ve bu gerçekten mutluluktur.

Fakat ne acıdır ki Türkiye’de yaşam koçları ile ilgili çoğu kişinin hiçbiri elle tutulur kaynağa dayanmayan birçok fikri vardır. Tabii ki benim şu an yaptığım gibi onlar da konu hakkındaki fikir ve duygularını bulaştırmak isterler. Benim bir avantajım koçluk eğitimlerime başlamadan önce koçlukla ilgili gerçekten hiçbir fikrim olmamasıydı belki. Evet, evet! Hatta çok şanslıydım çünkü bu doğal olarak beni önyargısız kılıyordu. Şimdi bazen hayatıma bakıp önyargılarımın beni kim bilir hangi alanlarda farkına bile varmadan nelerden mahrum ettiğini çok merak ediyorum.  Şimdi ister istemez insanların yaşam koçluğu ile ilgili önyargılarının onları aslında nelerden mahrum ettiğini gözlemliyorum..  

Hayatlarımız sorumluluklar, hedefler, başarılar, kazançlar, kayıplar, hayal kırıklıkları, sevgililer, çocuklar, torunlar, ev, araba, iş, para vs derken her geçen gün genişliyor.. Bunların varlığı ile olmasa yokluğu ile genişliyor. Peki ya siz? Bütün bunlar olurken size ne oluyor? Bir “DUR”up düşünmek ister misiniz? 

3 YORUMLAR

  1. Hayatta durmak, en azından “mola vermek” isteyipte veremeyenler de var. Bir yola girmişsen, durması ya da dönmesi zor…sanırım frene yavaş yavaş basılabilir…ya da önemli olan farkındalık mıdır? ne dersin 🙂

  2. Farkındalık çok önemlidir derim 🙂 Durmak ya da frene yavaşça basmak seçimdir ve kişi kendisi için hangisinin en iyisi olduğunu sadece kendisi bilir. Nacizane fikrim bazen durmanın faydası olabileceğidir. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim 🙂

  3. Hande merhaba . Bu sabah bahsettiğin yazıyı şimdi okudum. 10 numara 5 yıldız , tebrik ederim .
    Kesinlikle devamı gelmeli , hatta düzenli yazmalısın .Belki ben de yazarım burada .Hatta konu bile buldum 🙂
    Durmak ya da frene basmaktan bahsedince bu aralar moda olduğu gibi benim aklıma işe bir yıl ara verip dünya turuna
    çıkmak geldi açıkçası .Çalışmaya devam ederken frene basmak da şu an yaptığın gibi farklı hobiler edinmek olabilir.
    insan böylece hayatın tek düzeliğinden kurtululur .Bu arada benim facebook adresim https://www.facebook.com/mustafa.ozlen
    ekleyebilirsin .İyi akşamlar

Comments are closed.