Bir öğrencinin ifadesiyle “TEOG is coming… Hiçbir dram böylesine sarsıcı olmadı!”

Bir öğrencinin ifadesiyle “TEOG is coming… Hiçbir dram böylesine sarsıcı olmadı!”

1144
0
PAYLAŞ

Bu hafta ortaokul son sınıf öğrencileri için hayli stresli ve zorlayıcı olan Teog  sınavı var. Çevremde bu sınav için hazırlanan çocukları ve onların ailelerini gözlemliyorum.  Hepsi birbirinden heyecanlı ve stresli bir şekilde sınav gününü bekliyor. Aileler çoğu zaman şartlarını zorlayarak çocuklarını kurslara gönderiyor, özel  ders aldırıyor ve karşılığında da çocuklarının yüksek bir başarı göstermesini hedefliyor.

Şaşırtıcı olan kısım ise  bu hedeflerin genellikle “ailelerin hedefi” olduğu… Çocukları da iyi bir okula girmeyi hedefliyor olabilir diye düşünebilirsiniz . Öğrencilerle yaptığım görüşmelerde  ailelerinin fikirlerini kendi fikirleri gibi benimseyerek benzer yorumlarda bulunduklarını görüyorum. Çoğu zaman öğrenciler kendi isteklerinin, yeteneklerinin, geleceğe dair beklentilerinin farkında değiller. Aslında çocukları hayat başarısına götürecek olan tam da bunlar…

Çocukların akademik başarısı önemlidir ama hayat başarısı için yeterli değildir.  Sınav ile ilgili konuları öğrenirken ana odak ders içeriğidir, sistem bu içeriğin neden önemli olduğu hakkında düşünmelerini istemez. Ders içeriği genelde ezberlenir, sınav süresince bunlar kağıda aktarılır ve bir süre sonra da unutulur. Çevremize baktığımızda akademik olarak başarılı olan birçok insanın iş ve sosyal yaşamda başarısız olabildiğini görüyoruz. Burada sosyal iletişim becerileri, yaratıcı problem çözme, takım çalışmasına yatkın olma, girişkenlik gibi kavramlar ön plana çıkıyor. Bunların çoğu da ders dışı aktivitelerden besleniyor.

“Teog senesi” olarak adlandırılan benim ise survivor yarışlarına benzettiğim bu dönemde çoğu aile çocuklarını spor ve sanat  gibi zaman kaybı olarak gördüğü aktivitelerden alıyor, arkadaşları ile geçirdikleri zamanı kısıtlıyor.

Teog sınavına girdikten sonra asosyallik problemi yaşamaya başlayan bir öğrenci  ile yaptığımız sohbette geçirdiği süreci şu şekilde ifade etti  “Teog senesine kadar sitedeki arkadaşlarımızla dışarı çıkıp oyun oynuyor, bisiklete biniyor, akşam kapı önünde sohbet ediyorduk. Sınav senesi herkes ders çalıştığı için birbirimizle görüşememeye başladık. Ben bu süreç içerisinde sadece soru çözdüm ve boş zamanlarımda internete girdim. Tüm sene bu şekilde geçti, sonraki sene ise artık içimden kimse ile görüşmek gelmiyordu. Annem şimdi beni dışarıya çıkarmaya çalışıyor ama ben  internette geçirdiğim zamandan memnunum .”

Bu senede ailelerin çocuklarıyla olan iletişimi tüm sene boyunca kaç soru çözdüğü kaç puan aldığı yönünde ilerliyor. Çocuklar arkadaşları ile kıyaslanıyor. Aileler bu kıyaslamaları yaparak , çocukları için harcadıkları emekleri her fırsatta dile getirerek çocukların motivasyon kazanacağına inanıyor.  Ne yazık ki burada tam tersi bir süreç işliyor. Buna akademik başarı hedefi yüksek okullar da eklenince çocuğun üzerindeki baskı daha da büyüyor.

Geçen hafta öğrenci koçluğu yaptığım genç bir ergen Türkiye’nin en başarılı okullarından birinde,  en başarılı öğrencilerin bulunduğu özel sınıfta  “ Teog senesi”nde yaşananları şu şekilde ifade etti.  “Arkadaşlarımdan çoğu geçen sene psikolojik tedavi gördü. Büyük bir bölümü tek yanlışta bile kendilerini suçluyorlardı. Hatta çoğunun gece yatarken daraldıkları için soğuk havalarda bile pencereleri açık yattığını biliyorum. Deneme sınavları açıklandığında ağlayan arkadaşlarım oluyordu”

Başarı hikayelerinin arkasında yatan sınav gerçeğinin çocuklarımızda yarattığı travmatik etki ne kadar da acı…

Tüm bu yaşanan acı tecrübelerle birlikte Türkiye’de bir sınav gerçeği olduğunu hepimiz biliyoruz . Öğrenciler ve aileler istemeseler de bununla yüzleşmek zorunda kalıyorlar. Peki bu sürecin çocuklara zarar vermeden daha sağlıklı bir şekilde geçirilmesi konusunda  aileler olarak bizler neler yapmalıyız?

Öncelikle sonuç odaklı değil süreç odaklı olmalıyız. Çocuğun süreçteki çalışmalarını takdir etmek, sonuç ne olursa olsun ona değer vereceğimizi söylemek onun kendini güvende hissetmesine neden olacaktır.   Çocuk kendi  ihtiyaçlarını bilen, kendisine her daim koşulsuz sevgisini gösteren ve güvenen bir aile ortamında “ben sadece sınavı kazanınca değerli olacağım” fikrinden kurtularak “elimden gelenin en iyisini yapmak benim için yeterlidir”  diye düşünecektir.

Çocuğun sınav ile ilgili kendinin hedef koyması önemlidir.  Hayatı boyunca devam edecek olan bu yolculukta sorumluluğun kendisine ait olduğunu bilmelidir. Yapacağı ve istediği ne varsa başkalarını memnun etmek için değil kendisi için olmalıdır. Koşulsuz kabul edilen bir ortamda çocuk da kendi hataları ile var olacağını bilecek ve kendini olduğu gibi kabul etme cesaretini gösterecektir. Yaşam başarısını yakalayan insanlara baktığımızda, yaptıkları hatalardan ders çıkararak kendilerini ne yönde geliştireceklerini keşfettiklerini görürüz. Çocuğumuzla bu konularda sohbet etmek iyi bir fikir olabilir.

Çocuğun keyif aldığı ve kendini başarılı hissettiği alanlarda onu desteklemeliyiz. Mutlaka her çocuğun yetenekli olduğu bir ilgi alanı vardır. (spor, resim, müzik vb.) Özellikle sınav sürecinde stres ve kaygı düzeyi yükselen çocuk bu alanlarda rahatlayarak motivasyonunu arttırabilir. Bunun yanında çocuğun sosyal ortamlarda arkadaşları ile görüşerek zaman geçirmesi de oldukça önemlidir.

Sonuç olarak çocuklarımızın sadece akademik başarısına değil; sosyal, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarına da odaklanmalı, bu zorlu süreçte her zaman yanında olarak “ÇOCUĞUMUZU KOŞULSUZ SEVDİĞİMİZİ “hissettirmeliyiz.

Banu Evren / Öğrenci ve Aile Koçu

BİR CEVAP BIRAK