Bipolar Liderler

Bipolar Liderler

365
0
PAYLAŞ

Nassir Ghaemi uzun mesailer harcadığı çalışmaları sonucunda, ‘Birinci Sınıf Delilik’ isimli kitabında çok tartışılacak bir tez ortaya atıyor: Depresyon, bipolar bozukluk gibi sorunlar, kriz zamanlarında en iyi liderleri ortaya çıkarıyor.

İlk bakışta zihinlerde “Nasıl yani?” sorusu yankı bulsa da Ghaemi, bu tezini oldukça mantıklı temellere oturtuyor. Ghaemi’ye göre, erken yaşlardan itibaren sosyal ve psikolojik problemlerle boğuşan insanlar, bu problemlere karşı bir direnç/esneklik kazanırlar. Buna da Çelikleşme Etkisi denir. Yani Ghaemi, Nietzshce’nin “Seni öldürmeyen şey güçlendirir” sözünü hipotetik değil, bilimsel; teorik değil, ampirik yönden kanıtlamaya kalkışmış ve başarılı da olmuş. Bilindik birkaç kişinin üstünde özellikle durduğu tezinde Ghaemi, liderlerin özel hayatlarına doğru nitel bir araştırma yolculuğuna çıkıyor ve bu isimlerle ilgili kayda değer psikolojik rahatsızlık izleri buluyor. Bunlar arasında oldukça ilginizi çekeceğini düşündüğüm liderler de var ama onlara geçmeden önce tezimizi biraz daha açalım.

“Anormal’in bir sorun olması gerekmez, ‘normal’ de yapısı gereği yararlı değildir” diyen Ghaemi, öncelikle akıl hastalığının ne olup olmadığını bilmemizin bu konuya yaklaşımımız açısından önemli olduğunu belirterek şu şekilde not düşüyor: “Akıl hastalığı kişinin sadece hasta, gerçeklikten tamamen kopmuş, psikotik olduğu anlamına gelmez.” Gerçekten de en yaygın zihinsel bozukluklar olarak gösterebileceğimiz depresyon ve mani, genellikle düşünmeyle ilgili hiçbir etki yaratmaz, daha çok anormal ruh haliyle ilgilidir. Bu ruh halleri de sürekli değildir. Yani manik depresif bir kişi sürekli manik ya da depresif değildir, hatta genelde sağlıklıdır. Söz konusu kişilerin durumu, aslında mani ya da depresyona duyarlı olmalarıdır. Bu gibi ruh hallerine belli aralıklarla yoğun bir şekilde maruz kalan bireylerin ayaklarına bağlanmış ağırlıklarla yaşamaya alışmaları, kişileri çelikleşme etkisi ile güçlendirip söz konusu problematik ruh hali epizotlarından arta kalan zamanlarda yaşadıkları hadiseleri insan üstü bir direnç ve kararlılıkla ele almalarına sebep olabilir ve nihayetinde bu da kriz zamanı liderliğinde oldukça kritik bir nitelik olarak kişiye değer katabilir. Ünlü bir benzetmeyle, konuyu sadece liderlik vasıfları kazanmak açısından çıkarıp hayatın içine de dahil edebiliriz: yay ne kadar gerilirse ok da o kadar ileri fırlar. Ancak Ghaemi, bir yanlış anlaşılmanın da önüne geçmek adına, psikolojik sorunları olan liderlerin her zaman iyi liderlik yapamayacaklarının altını da çizmeyi ihmal etmiyor. Psikolojik sorunları olan liderleri kriz zamanlarında, olmayan liderleri ise normal zamanlarda seçersek bir sorun yaşamayız kendisinin bilimsel verilerine göre. Şimdi tezimizi destekleyen, kanıt niteliğindeki isimlerden bazılarını ve mustarip oldukları problemlere gelelim.

1-Winston Churchill: Churchill’i hepimiz 1.Dünya Savaşı sırasındaki hamleleri ve söylemleriyle tanırız ancak pek azımız kendisinin ne gibi ruhsal sıkıntılardan muzdarip olduğunu biliriz. Ulaşılan kayıtlardan ve mektuplardan Churchill’in ağır ve tekrarlayan depresif epizotlardan şikayetçi olduğu biliniyor. Ghaemi ise bu durumun kendisinin Almanya’nın oluşturduğu tehdidi gerçekçi biçimde değerlendirme yeteneğini arttırdığını savunuyor. Raporlar Churchill’in depresif olmadığı zamanlardaysa hipomanik (orta düzeyde manik) olduğunu gösteriyor. Bu durumda Churchill, günümüzde yaşıyor olsaydı kendisi tipik bir akıl hastalığı öyküsüne konu olabilecekti diyebiliriz. Ancak Ghaemi’ye göre, içinde bulunduğu koşullarda muzdarip olduğu ağır depresif epizotlar, kendisine bu krizleri ele almasında yardımcı olacak çelikliği sağlamış olabilir.

2-Abraham Lincoln: Meşhur “Dere geçerken at değiştirilmez” sözünün sahibi, Birleşik Devletler’de köleliğin yasaklanması kanununu meclisten geçiren, eski başkan Lincoln de ağır depresyondan şikayetçiydi. Ghaemi, depresyonun Lincoln’ün de siyasi gerçekçiliğini güçlendirdiğini savunuyor. Her ne kadar tarihçiler Lincoln’ün depresyonunun bir akıl hastalığı olup olmadığı konusunda bir fikir birliğine varamasalar da kendisinin çok ağır depresif epizotlar geçirdiği çoğu tarihçi tarafından onaylanır. Bu epizotların bilinen belirtileri Lincoln’ün evlilik teklifinin reddedilmesiyle başlar. Akabinde meclisteki oylamaları kaçırmaya başlayan Lincoln, sonraki haftalarda meclis oturumlarına da katılmaz olmuştur. Ağır depresyon vakalarının en tehlikeli yanı, intihara meyilli olmalarıdır. Lincoln ile ilgili az bilinen gerçeklerden biriyse kendisinin takma isimle intihar üzerine bir şiir yayımlaması ve hatta 1835’te aşık olduğu genç bir kadının ölümünden sonra  intihara kalkışmasıdır. İç Savaş başlarken daha da kasvetli bir ruh haline bürünür ve sonrasında 1862’de 11 yaşındaki oğlu Willie’yi tifodan kaybedince belki de son ağır depresyonunu geçirir. Lincoln’ün bir arkadaşı, kendisi hakkında, “Doktorlar onun hayat boyu tam bir lunatik olmanın bir adım yakınında olduğunu söylüyorlar. Bazen işini ihmal eden tam bir deli oluyor ve aynı kişi gibi görünmüyor” der. Ayrıca kendisinin hipokondrizmden de muzdarip olduğu söylenenler arasındadır. Ghaemi, bu gibi zorlu dönemleri atlatan Lincoln’ün köleliğin en yaygın olduğu bir dönemde kaldırılmasını meclise sunup geçmesini sağlayacak kadar güçlenmesini sağlamış olabileceğinin altını çiziyor.

3-Mahatma Gandhi: Ağır depresyondan muzdarip, tarihe damgasını vurmuş bir diğer lider ise Gandhi. Kendisini Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesinde oynadığı baskın rolden herkes tanır ancak depresyonlu kişiliğini pek az kişi bilir. Gandhi, en az 3 ağır depresif epizot geçirmiştir. Hatta erken yaşlarda intihara bile kalkıştığı, otobiyografisinde bizzat kendisi tarafından açıkça belirtilmiştir. Distimik bir kişiliği, kronik hafif depresyonlu ve anksiyeteli anormal bir kişiliğe sahipti. Hayatının son iki yılındaysa çok ağır bir depresif epizottan geçmekte olduğu çevresindekilerce söylenir. Hatta yardımcısı, büyük liderin kendisinin de son zamanlarda bu konuda epey açık sözlü olduğunu ve onu yanına alıp sürekli yaşadığı bu ıstıraptan kurtarması için sürekli tanrıya yakardığını belirtir.

4-Martin Luther King: İçinde yaşadığı koşullar ve önderi olduğu oluşum gereğince King’in depresyonunun Gandhi’ye kıyasla deşifre edilmesi daha zordur. Fakat yine de Gandhi’nin depresyonuna ürkütücü şekilde paraleldir. King, arkasında Gandhi gibi açık bir otobiyografi de bırakmamıştır. Hatta kendisinden kalan mektuplar da bilim insanlarının incelemelerine açık değildir. Ancak “Bulguların yokluğu, yokluğun bulgusu değildir” diyen Ghaemi, Times dergisinde 1963’de yayımlanan “Yılın Adamı” isimli makalede King’in 2 kez intihar girişiminde bulunduğunu yazdığını fark eder. King’in sorunlu bir ruh haline sahip olduğunu gösteren tek kanıt bu değildir tabii. Önderin bulunduğu oluşum gereği, sürekli yürüyüşlere, protestolara katılması ve siyahi haklarını kazanmak için yaptığı meşhur konuşmalar, kendisini ölüm tehditlerinin de hedefi haline getirir. Bunun sonucunda da yakın çevresine sık sık kendisini baskı altında hissettiğini ve belki de artık emekliye ayrılma zamanı geldiğini söylemeye başlar. Özellikle hayatının son 2 senesi ağır bir depresyonla geçer. Doktoru Poussaint’nin doğrudan gözlemlerinden ve tarihsel kayıtlardan anlaşıldığı üzere, King’in temel bir distimik kişiliği olmadığı sonucuna varılabilir. Kronik olarak depresyon da değildi ancak Gandhi gibi en az üç çok ciddi depresif epizoda maruz kalmıştı.

5- John F. Kennedy: Psikolojik sorunlarına değindiğimiz liderler arasında hakkında en çok kanıt ve belge bulunanı tartışmasız Beyaz Saray’ın gülen yüzü olarak da bilinen Kennedy’dir. Amerika’nın en genç başkanı olan Kennedy, otuzlu yaşlara kadar hayatını dahi sürdüremeyecek durumdaydı. Hipertimik (yüksek enerjili, çekici, hipercinsel ve isyankar) bir kişiliğe sahipti. Okul çağında isyankar bir çetesi dahi vardı. Hatta bir keresinde, bu çetedeki vukuatları sebebiyle okuldan atılmanın eşiğine kadar gelmiş olsa da baba Kennedy’nin nüfuzunu kullanmasıyla paçayı sıyırabilmişti. Kennedy’nin bu hipertimik kişiliği başkanlığı esnasında da oldukça baskındı. Choate Kennedy, okul yıllarıyla ilgili bir kitap hazırlamayı planladığında başkan alaycı bir tavırla şöyle demişti: “Bunun karnelere vb. özellikle faydası olacağını sanmıyorum. Başkan olmak için çok çalışmaları ve okulda başarılı olmaları gerektiğini düşünen öğrenciler üzerinde ters etki yaratabilir.” Okul müdürü St. John, Kennedy 17 yaşındayken kendisinin psikolojik değerlendirmesini yaptırmış, IQ’sunu 119 olarak tespit etmiş ve hakkında şu sonuca varmıştı: “Çok yetenekli bir çocuk fakat psikolojik açıdan bakmak gerekirse kesinlikle çıkmaz bir durumda.” Kennedy, hayatını hep hastalıklarla mücadele ederek geçirdi. Suikaste kurban gitmeden önce de birçok kez ölümün eşiğine gelmişti. Kennedy, ömrü boyunca geçirdiği çok ağır ölümcül hastalıklardan her seferinde sıyrılıp ayağa kalkmayı başarmış ve neticede çelikleşerek olaylara karşı insanüstü bir esneklik kazanmıştı. Başkanın hipertimik kişiliği epizodik değil, sürekliydi. Aile üyelerinde bipolar bozukluk olması da hipertimik kişiliğini destekler. Kennedy, hayatı boyunca kazandığı bu esnekliği liderlik yıllarında da pek etkili kullanmış, büyük krizlerin üstesinden kendine has esprili tarzıyla gelmeyi başarmış ve Amerikan tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır.

 

BİR CEVAP BIRAK