BİLİŞSEL UYUMSUZLUĞA DİRENMEK

BİLİŞSEL UYUMSUZLUĞA DİRENMEK

212
0
PAYLAŞ

Sigara içen bir hekim size ne düşündürür? Veya çok kilolu bir beden eğitimi öğretmeni gördüğünüzde ne hissedersiniz?

Bilişsel uyumsuzluk, birbiriyle uyumsuz iki farklı bilişe -bunlar inanç, görüş veya yaklaşım olabilir- aynı anda sahip olmaktır. “Hayvanları çok seviyorum” ile “Kemerim timsah derisi” cümleleri aynı kişi tarafından söylendiğinde ortaya çıkan çelişkili durumu buna örnek gösterebiliriz.

Bilişsel uyumsuzluğun farkındalığı insanı büyük bir çıkmaza götürür. Bu yüzden bilişsel anlamda uyumsuz olmayı reddetmek, öyle değilmiş gibi davranmak için çeşitli oyunlar ve savunma mekanizmaları geliştiririz.

Örneğin mutsuz olduğumuz halde bir ilişkiyi sürdürürüz çünkü o ilişkiye yıllarımızı vermişizdir. Ailemiz ve dostlarımız bize “Onunla mutlu olamazsın, sana göre değil.” uyarıları yaptığında bizim onları dinlemeyip onca emek ve zaman harcadığımız bu ilişkiyi bir çırpıda bitirmemiz kolay değildir. “Onlar haklıymış, mutsuzum” ile “Gençliğimi verdim bu ilişkiye” arasındaki bilişsel uyumsuzluk bizi mutsuz değilmiş gibi davranmaya zorlar ve ilişkiyi ısrarla savunmamıza neden olur.

Yine bu nedenle aslında bıktığımız işte çalışmaya devam etmemizi haklı çıkaracak her türlü nedeni buluruz. Bu nedenle oy verdiğimiz partinin yanlışlarını görmemekte direniriz. Bu nedenle tuttuğumuz takımın en büyük olduğuna ve sürekli hakkının yendiğine inanırız.

Aksi halde bilişsel uyumsuzluk çıkmazına girip doğrularımızı sorgulamamız, inançlarımızı gözden geçirmemiz, emek verdiklerimizi baştan değerlendirmemiz gerekir. Dün savunduğunu bugün reddetmek suç, farklı düşünmeye başlamak ayıpmış gibi gelir.

Mesela bir ürün satın alacaksak en kötü seçenek, o ürünü yeni almış birinden fikir istemektir. Bilişsel uyumsuzluk yaşamak istemeyen o kişi, bizi o ürünü almanın en akıllıca şey olduğuna ikna etmeye çalışacaktır. İnsanlar eğer yaptıkları bir şeyden geriye dönmeleri mümkün değilse verdikleri kararın doğruluğuna daha çok emin olmaktadırlar.

Psikolog Lee Ross, bir sosyal deney yapar. İsrailli müzakereciler tarafından hazırlanmış barış önerilerini alıp bunları Filistinlilerin önerisiymiş gibi İsrail vatandaşlarına sunar. Çoğu İsrail vatandaşı, bu önerileri “kabul edilemez” bulur. Eğer karşı taraftan geldiği zaman, kendi önerileriniz bile size cazip gelmiyorsa gerçekten karşı tarafın hazırladığı önerilerin cazip gelme ihtimali ne olabilir ki?

Kendileri bir olumsuzluk yaşayan bireyler, bu olumsuzlukların ne gibi kötü etkiler yarattığını bizzat yaşayıp gördükleri için, başkalarının da bu durumlara maruz kalmamasını savunmaları gerekmez mi rasyonel olarak?

Oysa çocukluğunda babasından dayak yiyen kişi, dayağa karşı olacağı yerde yeni nesil ana babaların fazla yumuşak olmasından yakınır.

“İki sene ne eziyetlerle askerlik yaptık biz.” diyen adam, gençlerin makul süreli askerlik yapmasını değil kendi çektiklerinin benzerini yaşamasını savunur hararetle.

Kişi, kendi öğrencilik hayatında hep daha özgür ve rahat bir öğrenci olmak istediğini unutmuştur. “Şuna bak, böyle uzun saçla okula geliyor yeni nesil. Şimdikiler de öğrenci mi! Bizim hocalar okul kapısında makasla keserdi saçlarımızı!” der, marifetmiş gibi.

Bilişsel uyumsuzluğa karşı geliştirdiğimiz en popüler reflekslerden biri de hatalar üzerinedir. Bir hatayı yapmasına ramak kalmış, şeytana uymaktan son anda vazgeçmiş insanlar; o hatayı yapan insanlara karşı en çok öfkeyi duyup ilk taşı atanlardır.

Bilişsel uyumsuzluklarımızı görmezden gelmek, adeta otobanda yanlış yöne gidip bunu umursamamaktır. Yanındakinin uyarısına aldırmamak, yol boyunca karşılaşılan “U dönüşü yasaktır” tabelalarına bakıp içini rahatlatmak, karşı yöndeki arabaların sürücülerine küfretmektir.

Değerlerimizle çelişmeyen bir hayat için önce bilişsel uyumsuzluklarımızı fark edip kabullenmek, sonra da ilk sapaktan geri dönmek gerekir. En azından “köprüden önce son çıkış”ı kaçırmadan…

Umut Esen
Profesyonel Koç

BİR CEVAP BIRAK