Bilgi Sahibi Olmak mı; Bilge Olmak mı?

Bilgi Sahibi Olmak mı; Bilge Olmak mı?

230
0
PAYLAŞ

Yaklaşık yirmi üç yıldır aktif çalışma hayatı içerisindeyim. Talihim (!) varmış ki hep kurumsal şirketlerde görev yaptım. Bu zaman zarfında, özellikle de son on sekiz yıl içerisinde, ‘liderlik’, ‘her yönetici bir İK yöneticisidir’, ‘stresle başa çıkma’, ‘zaman yönetimi’, gibi adları hayli albenili ve sona erdiğinde kendimi ‘aydınlanmış’ hissettiğim bir dizi eğitim aldım.

Aynı şirketin farklı bölümlerinden veya aynı grupta yer alan farklı şirketlerden çalışanlarla, büyük bir otelin çok amaçlı salonlarından birinde, kare veya dikdörtgen şeklinde oluşturulmuş bir yerleşim düzeninde oturarak katıldığım eğitimleri anımsıyorum. Özgeçmişleri bir zamanlar farklı şirketlerde ‘tepe kademe yönetici’ olarak görev yaptıklarını haykıran; verdikleri eğitim konusunda uzman kişi olduklarını okuyanın gözüne sokan kıymetli eğitimcilerin hayranlık uyandıran aktarımları biz katılımcılara yol gösterirdi. Bu öyle bir yoldu ki, eğitim salonundan çıkmamızın üzerinden bir hafta dahi geçmeden önce taşlı bir patikaya döner, sonra yabani otların arasında belirsizleşir ve en nihayetinde de kaybolur giderdi. Hele tavandaki projeksiyon makinesinden perdeye yansıtılan o güzelim Powerpoint sunumlar ve YouTube’dan alıntı videolar yok muydu? Eğitime çeşni katardı. Çevreyle dost oldukları için kâğıt sarfını önlemek adına dört veya altı sunum sayfasını bir A4 sayfasına sığdırdıkları eğitim dokümantasyonunu da göz ardı etmemek gerek.

Bu kadar yakınmam, büyük umutlarla gittiğim bu eğitimlerin o dönem bende kalıcı hiçbir etki bırakmamış olmasındandır. Ne oluyordu da anlatılanları öğrenmek ve anlamak adına dikkatimi bu kadar verdiğim eğitimlerin etkileri kısa bir süre sonra erozyona uğruyordu? Öğrendiklerimi günlük hayatıma ve işime yansıtamadan yitiriyor olmama anlam veremiyordum. Aynı iş yerinde çalıştığım insanlarda da aynı durumu gözlemliyordum. Bu arada, yönetim edebiyatında isim yapmış guruların kitaplarını okuyor; anlattıklarının izlerini iş yaşamımda görmeye çalışıyordum. Okuyor, okuyor, okuyordum… Ne yazık ki, okuduklarım yolumu aydınlatmıyordu. Okuduklarımın beni neden doyuramadığına anlam veremiyordum.

Yıllar geçti…

Geçtiğimiz yıl, ‘koç olma’ yolunda ilk adımlarımı atmaya başladığımda, duygu dünyamda adını ilk başlarda koyamadığım bir değişim fark etmeye başladım. Bunda, o güne kadar öğrenmiş olduğumu ve bildiğimi sandığım pek çok şeyi sorgulamaya ve arkamda bırakmaya hazır olmamın da etkisi büyüktü sanırım. Yolda ilerledikçe, Delphi’deki Apollon Tapınağı’nda yazan “Kendini bil” ifadesinin ne anlama geldiğini daha fazla düşünmeye başladım. Kendimi gerçekten biliyor muydum; yoksa başkalarının olmamı beklediği, görmeyi arzu ettiği kişi olmaya mı çalışıyordum? Üstlenmiş olduğum rollerimle yaşamaya çalışıyor olmam da ayrı bir çaba gerektiriyordu.

Koçluk, henüz öğrenme yolculuğunda olmama rağmen okuduklarımı, işittiklerimi, gözlemlediklerimi, deneyimlediklerimi farklı bakış açılarıyla değerlendirmeme ve anlamlandırmama imkân sağlıyor. Tek ve en doğru olanı yaşamaya mecbur olmadığımı, olasılıklar dünyasının sunmakta olduğu farklı seçenekleri tercih etme hakkım olduğunu anlıyorum. Daha da önemlisi, yaptığım her tercihin sorumluluğunu üstlenecek olanın yine ben olduğum gerçeğini kabul ediyorum. Bu sorumluluğu üstleniyor olmam, yapacağım tercihler konusunda daha titiz düşünmeye ve davranmaya yönlendiriyor beni. Duygularımın farkında olarak, ama duygusallık sergilemeden yoluma devam etmemi sağlıyor. Kendimi bilmeyi öğrenmeye ve deneyimlemeye başlamamla birlikte yaptıklarımı anlamlandırmaya başladığımın ayırdına vardım. Elbette ki her yaptığıma bir anlam yükleme çabası değil; benim için anlam taşıyan eylemleri hayata geçirmekti bu. ‘Bilmek’ durumundan ‘olmak’ durumuna atılan adımlardı bunlar.

Bir Çin atasözü, “Duyduğumu unuturum, gördüğümü hatırlarım, yaptığımı anlarım” der.

“Duyduğumu unuturum, gördüğümü hatırlarım, yaptığımı anlarım”

Yolculuğum bu sözü doğrularcasına başlamıştı. Bu sözün aydınlığıyla da devam ediyor. Bilgi öğrenilebilir; ama bilgiden faydalanabilmek onu hayata yansıtmayı gerektiriyor. Bilgelik bu noktadan sonra başlıyor. Bilgelik ancak yaşanır ve inşa edilir. Bilgelik bir başkasına anlatılamaz ve öğretilemez. Daha da ötesi, bilgelik varılacak bir nokta değildir. Yaşam boyu sürecek bir ‘olma hâlidir’.

Bazıları ‘koçluk yapar’; ‘bilge’ kişiler ‘koç olur’.

Ünal Elbeyli