BEYNİNDEN VURULMUŞ “OLMAYAN” BİRİ VAR MI ?

BEYNİNDEN VURULMUŞ “OLMAYAN” BİRİ VAR MI ?

144
0
PAYLAŞ

“Beynimden vurulmuşa döndüm.” dediğiniz oldu mu hiç? Biri size “öyle bir şey” söylemiştir, birini  “öyle biriyle” görmüşsünüzdür ya da biri size “öyle bir bakmıştır” ya hani.. Hiç bir şey olmamış  gibidir de yine de her şey bitmiştir o an sanki. Şairin dediği gibi: “Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi….”

İşte böyle hissettiğiniz o anda “beyin” dediğimiz o “en saf” organımız,  dış dünyada oluşan durum ile kurguyu ayırt edemediğinden, kendisinin “gerçekten” vurulmuş olduğunu sanabilir. O vurulduğu nokta her neresiyse tam da orası ile ilgili pek çok acı, ağrı, hissizlik, uyuşma yaşanabilir bedende. Bu yara görünür olmadığından, “yok” hükmündedir çoğu zaman. Çok ateş yapıp su yüzüne çıktığında ise “deli” teşhisini koyuverirler size, acınıza, ağrınıza hiç bakmadan…

Şimdi bu gözle etrafıma baktığımda, beyninden bir ya da birkaç kez vurulmuş insanlarla dolu bir dünyada yaşadığımızı  görebiliyorum aslında.  O hasarlı beyinlerimizle anlamaya çalışıyoruz her şeyi en baştan.  Beynimizin o “vurulan” noktasına dokunduğunda bir kişi, bir olay, bir söz, bir görüntü tekrar tekrar acıyor açılan yaramız.  Acıyı ya kalbimizde, ya başımızda ya da midemizde hissediyoruz çoğu zaman. Beyin kendisi “acı ve ağrı” hisseden bir organ olmadığından, o “vurulan” noktanın vücutta çalıştırmakla sorumlu olduğu bölge her neresi ise, ağrı da oraya saplanıp kalıyor. Sonra gelsin, doktorlar, tahliller, tetkikler ilaçlar … Sahi “beyninden vurulmuş” gibi hisseden birinin yarasını gösterebilen bir “görüntüleme cihazı” olsa fena mı olurdu yani?  O söz, o bakış, o davranış her nereye hasar verdiyse beynimizde, tespit edilip, tedavi edilebilseydi insanlık için ne değişirdi?

Tahminim o ki; fiziksel rahatsızlıklar hızla azalırdı öncelikle. O baş ağrıları, kalp sıkışmaları, mide sancıları biterdi yavaş yavaş. Suç oranları da hızla düşerdi muhtemelen. Kimse kimseye bile bile zarar vermezdi artık. Şairler, yazarlar da olmazdı belki. İçli şarkılar, çılgın besteler, hüzünlü güfteler..Beyinlerimizde hasar bırakan o “ilk” vurulmuşluklar olmasaydı, “sevgiyi, aşkı anlatmayı, aramayı, sormayı, istemeyi bırakıp “daha çok” severdik sanki…
Peki bu “beyin katilleri” ne ne ceza vermeli şimdi? Ama cezadan önce iyi bir tahkikat gerekmez mi, adalet gereği?
Kasıt var mı, yok mu sormalı önce? Sonra “beynimiz” o anda orada ne yapıyordu?  Tetiği çekenlere karşı “ağır bir tahrik” işlemiş miydi  acaba? Yani “gel beni vur” demeye getirmiş miydi? Tetiği çeken silahta “hangi beynin” parmak izleri vardı peki? Araştırmalar gösteriyor ki, “duyduğu söz” , “gördüğü görüntü” ve “algıladığı davranış” ile ilgili tek sorumlu % 100 oranında “kendi beynimiz”. Yani yıllarca bizi “beynimizden vurulmuşa” çeviren o tetikteki parmak izi, kendimize aitmiş.
Suçluyu bulduğumuza göre, şimdi ceza zamanı. Size bunca acıyı, ağrıyı çektiren o “saf” masum organınıza kıyabilecek misiniz peki? Tek amacı da sizi korumaktı üstelik…Belki de daha fazla acıya maruz kalmayın diye size karşı bu tetiği o çekti. “O” sözü, “o” bakışı”, “o” davranışı öylesine büyüttü ki gözünüzde, bir daha başkaları gelip de aynı sahneyi oynamasın karşınızda istedi…
Şimdi siz o sahnenin gölgesi bile canlansa, gözünüzde, kulağınızda, teninizde yeniden yeniden yaşıyorsunuz aynı cinayeti değil mi?
Peki buna bir son vermeye ne dersiniz artık ? NLP (Neuro- Linguistic Programming) bunun icin bir çözüm olabilir.
 
 
  


Yaşam Koçluğu Eğitimleri ve Mutlaka Bilinmesi Gerekenler

Çocuğunuzun hangi meslekte mutlu olacağı belirlenebiliyor

 

BİR CEVAP BIRAK