Beynimizin Oluşturduğu Duygusal İllüzyon: Placebo ve Nocebo Etkisi

Beynimizin Oluşturduğu Duygusal İllüzyon: Placebo ve Nocebo Etkisi

119
0
PAYLAŞ

Mutlaka “iyi düşün iyi olsun” sözünü bir yerlerde duymuşuzdur. Bunun zıttı olarak “Bir şeyi kırk defa söylersen gerçek olur” gibi bir söz de vardır.

“placebo ve nocebo” etkileri bakın beynimizde ne işler çeviriyor.

Beynimizin neler yapabileceği hakkında hala birçok soru mevcut. Hala sırlarını çözmeye çalıştığımız bu karmaşık yapı, organlarımızın çalıştığına emin olmanın yanı sıra biz farkında olmadan hayati fonksiyonlarımızı yerine getiriyor. İnsan beyni ise bizi hayvanlardan ayıran düşünme yeteneğini sunuyor.

Genellikle psikoloji ile ilişkili alanlarda doktorlar, danışanlarına sahte haplar vererek bu hapların onları iyileştireceğini söylerler. Danışanlar buna inandıkları için, asında hiç bir işlevi olmayan haplarla iyileşirler. İyileşmelerinin sebebi, iyiye olan inançlarıdır, buna da “placebo etkisi” denir. Düşüncelerimizin sağlığımız üzerinde nasıl olumlu bir etkisi olduğunu açık bir şekilde kanıtlıyor, öyle değil mi? Her şeyin olduğu gibi bu durumun da istenmeyen etkilere neden olacak tersi mevcut.

Placebo etkisinin tam tersi olan “Nocebo etkisi”, çoğu zaman insanları şu soruya yöneltiyor: Düşünmek bizim için kötü müdür? Hepimiz böyle bir soruya kolaylıkla “hayır” cevabını veririz. Bu fazlasıyla doğal bir cevaptır, ancak asıl cevap nasıl düşündüğümüzde yatar.

Kanser teşhisine rağmen, farklı bir nedenle ölen hastalar:
Latince’den gelen bu kelime “zarar vermeliyim” anlamına geliyor. 1961 yılında Walter Kennedy tarafından kullanılan sözcük, zararlı olduğuna gerçekten inandığımız şeylerin bize gerçekten zarar verebileceğinin kanıtı niteliğinde. Düşüncelerimiz sonucunda yalnızca psikolojik değil; aynı zamanda fiziksel zararlara uğrarız.

Bu zamana kadar nocebo ile ilgili fazla test yapılmadı, ancak yine de nocebo etkisini daha iyi anlamamıza yardımcı olacak birkaç örnek bulunuyor. Bunlardan en belirgin olanı, 1992 yılında Southern Medical Journal’da yer alan bir vaka raporu. 1973 yılında yaşanan bir vakayı konu alan rapor, kanser teşhisi konulan bir hastaya odaklanıyor. Önünde sadece birkaç aylık ömrü kaldığı söylenen hasta, verilen süre içerisinde gerçekten de hayatını kaybediyor. Tuhaf olan şey, hayatın verilen sürede ölmesi değil, otopsiyle tespit edilen ölüm sebebinin kanser olmaması. Doktoru Clifton Meador, açıklamasında “Patolojik olarak ölüm sebebini bilemiyoruz. Kanser yerine ölüm beklentisi onu öldürmüş olabileceği ihtimalini araştırıyoruz.” açıklamasıyla rapora katkı sağlıyor.

Belirgin örneklerden bir diğeri ise 1998 yılının Kasım ayında yaşandı. ABD, Tennessee’de bulunan bir lisedeki öğretmen, gaz benzeri bir koku aldığını söyledi; baş ağrısı, mide bulantısı ve halsizlik gibi yan etkiler yaşamaya başladı. Okulda bulunan diğer insanlar arasında bu yan etkiler yayılmaya başlayınca okul boşaltıldı, birçok kişi aynı rahatsızlıktan şikâyetçi olarak hastaneye başvurdu. Toplamda 80 öğrenci ile birlikte 19 personel hastaneye gittiler, 38’i o geceyi hastanede geçirdiler. Araştırmalar sonucunda, okul ve çevresinde hiçbir zehirli maddeye rastlanmamıştı. Rahatsızlık sonucu hastaneye gelenlere yapılan testler negatif sonuçlar verdiler.

Şimdi “Bu nasıl mümkün oluyor?” diye düşünebilirsiniz. Gelin anlatalım:

İki grup insanı, iki ayrı odaya yerleştirdiğinizi düşünün. Ardından 1. gruba “Saat 19.00 ila 21.00 arasında yapılan telefon aramalarının, baş ağrılarına sebep olur” uyarısında bulunun. Hatta sahte bir araştırma hazırladığınızı, gerçekten baş ağrısı olacağına dair sahte raporlar sunduğunuzu düşünün. Deneyin etkisini güçlendirmek için 1. gurubun bulunduğu odaya, telefonla konuşunca “baş ağrıma numarası” yapacak bir casus da yerleştirebilirsiniz.

Her iki grubu da saat 19.00 ila 21.00 saatleri arasında telefonla arayın. Aramaları yaptığınızda, sahte raporlar sunmadığınız, konudan bihaber olan 2. grubun üyeleri, herhangi bir baş ağrısı yaşamayacaklardır. Sahte araştırma raporları sunduğunuz 1. grubun üyeleri ise o saatler arasında başlarının ağrıdığını hissedecek, hatta belki de bu durumdan dolayı telefonda sizinle konuşmak istemeyeceklerdir.

Bugün bazı astım krizlerinin ve alerjilerin, nocebo etkisiyle bağlantılı olduğu bilinmektedir. Peki böyle durumlarda ne yapmak gerekiyor?

Eğer bu şekilde astım krizi geçiren ya da gerçekten nocebo etkisi altındaki birini görürseniz, onlara internette ‘Nocebo Etkisi’ ile ilgili bir yazı okuduğunuzu, aslında yaşadıkları şeylerin yalnızca psikolojik bir etkiden ibaret olduğunu söylemeniz büyük bir hata olacaktır. Nitekim bunu söylediğiniz kişi, sizi dinlerken gerçek bir astım hastasıdır. Durumun kaynağı biyolojik ya da psikolojik olsun, bu yaklaşım hatalıdır. Nocebo etkisi dersi vermeden önce, içinde bulunan durumdan tıbbi yöntemlerle çıkmak gerekir.

Kaynak:newscientist.com

BİR CEVAP BIRAK