BENİM SOYUNMAYA CESARETİM VAR! YA SİZİN?

BENİM SOYUNMAYA CESARETİM VAR! YA SİZİN?

165
0
PAYLAŞ

Bu sabah yaşadıklarımı yazmadan duramadım. Bunu herkesin bilmesi lazımdı.. Kim için ne kadar anlamlı olur bilinmez ve fakat bir yerlerde dokunacağı birileri varsa dokunmalı..

Konuyu sağlıklı aktarabilmem için size biraz kendimden biraz da bu sabahki deneyimimi paylaştığım arkadaşımdan bahsetmem lazım. Benim körü körüne inançlarım, dogmalarım yoktur. Zihin, beden ve ruh bütünlüğüne inanırım. Her konuyu da tarafsızca anlamaya çalışırım. Burçlardan anlayanlar için aslan burcuyum ve söylenene göre burcumun tüm özelliklerini taşıyorum. Demek istiyorum ki kendimi pek beğenirim. Dünyanın en güzel insanı olduğum için değil, kendimi beğenmek bana iyi geldiği için.. Sahnede olmayı, insanların dikkatini çekmeyi severim. Böylece kendimi değerli hissederim. Egom yüksektir ve dengeleme çalışmalarım her gün devam eder. Egom öyle yüksektir ki, ömrüm bana ilgisi olan erkeklerin zaaflarını yöneterek geçti. Çok zevk alırdım bu oyundan ve bunun onların zaaflarıyla ilgili olduğunu düşünürdüm. Ta ki bunun aslında benim zaaflarımla ilgili bir durum olduğunu anlayana kadar.. Bu sabah beni uyandıran arkadaşım da erkek, 15 yıllık bir evlilik bitirmiş, büyük çapta bir iflastan çıkmış, çok iyi kalpli fakat bu kadar yenilgiden sonra büyük korkuların kalbinde taht kurduğu bir imparatorluk. Sınırları çok geniş. Hatta neredeyse yok. Gücü yetse herkese yetsin.. Öyle fedakar.. Ama bu fedakârlık dürtüsünün altında en büyük korkusu yatıyor. Kaybetmek! Sevdiklerini, hadi daha dürüst olalım onların sevgisini kaybetmemek için ne fedakârlıklar yapar belli değil. Bunun da farkında.. Rahatsız.. Ama kaybetme korkusu çok korkunç. Onu uyandırmak yerine gölgesinde sessizce oturup sevdiklerini hoş tutmak için fedakârlık yapmak daha kolay..

Biz bu arkadaşımla uzun suren bir dostluk sonunda birbirimize olan duygularımızın dostluktan öteye geçtiğini düşündük. Ben değerli olmalıyım ya akışta kalmak yerine “Bu bir ilişki mi değil mi? Adını koyalım” dedim hemen. Tabi bu egomun her zaman yaptığı şeydi. Burada asıl alt mesaj “Biz birlikteysek bunu cümle alem duysun, ben sahneden yayın yapayım, bakın ne kadar değer veriliyorum” diye bağırayım da bağırayım, egom şiştikçe şişsin. O ise 15 yıllık evliliğinde aldığı sorumlulukları almaktan korkuyor, bir ilişkiye hazır değil. Ama artık benim egom beslenmezse büyük arıza çıkacak, beni kaybetme korkusu ağır basıyor, hemen fedakârlık yapıyor ve hazır olmadığını kabul etmek yerine “Peki” diyor.  İki hafta sonra ayrılıyoruz.. O bir ilişkiye hazır değil bense reddedilmeye. Benim ego yerle bir, bir erkeğin benimle bir ilişki yaşamaktan nasıl şüphe edebildiğini anlayamıyorum. Yönetemiyorum zaafını, pardon zaafımı! Egom alttan bağırıyor, sanki bu kendisi ile ilgili bir durummuş gibi “Sana değer vermeyen bu adama gününü göstermelisin, vazgeç ondan! Seni kaybedince değerini anlasın!”  Tabi ben bunu planlarken onun kaybetme korkusunun farkında değilim, o da benim bir erkek tarafından değerli kılınmaya yönelik hastalıklı bağımlılığımın.. Ve biz bu halde dost kalmaya devam ederken dün gece kavga eder buluyoruz birbirimizi.. Bir yandan öfkeliyiz, bir yandan şaşkınız. Çünkü çok seviyoruz birbirimizi.. Biliyoruz.. Fakat öyleyse neden yanıyor canımız?

Sonunda alıyoruz sevgimizi koltuğumuzun altına ve soyunmaya karar veriyoruz. Doğru duydunuz. Çırılçıplak kalana kadar üzerimizdeki tüm giysileri çıkarıyoruz. Egomuzu, endişelerimizi, neyi kaybetmekten korkup neye sahip olmak istediğimizi.. Bir bir anlatıyoruz.. Birimiz anlatırken diğerimiz dinliyor.. Cevap vermek için değil, değiştirmek için değil.. Duymak ve diğerini anlamak için.. Görmek için en saf halini.. En doğal halimizle diğerine bir tehdit oluşturmadığımız için rahatlıyoruz. Giysilerimizin sadece karşı taraftakine kendi korkularını yansıttığını fark ediyoruz. Ve ikimizin de tek derdinin aslında onlardan kaçmak olduğunu.. Herkes kendi gündemi ile alıyor diğerinden gelen mesajları.. Bu sabah biz bunu canlı deneyimledik. Açıkça.. Farkındalıkla.. Ve bu bir seçimdi..

Bilmiyorum eşzamanlılık diye bir şey duydunuz mu hiç? İşte tam bir eşzamanlılık içinde düğümlenip çözülüyoruz biz, çoğu zaman farkında olmasak da.. Gerçekte herkesin yaptığı kendi korkularından kaçmak oluyor. Ama bunun farkında olmadığımızdan duruma anlam veremiyoruz. Zannediyoruz ki karsımızdaki kişi bizim canımızı bilerek yakıyor, buna kastediyor. O zaman da öfkelenip suçlamayı ve hatta birbirimizden vazgeçmeyi seçiyoruz. Ve bu yolda ne dostlar, ne sevgililer harcıyoruz..

Belki bu başlangıç için kimsenin karşısında olmak zorunda değildir.. Ama en azından evinizdeki aynanın karsısına geçip kendi gözünüze bakarak soyunmayı bir deneyin.. Siz soyunduğunuzda biri çıkıp da “Kral çıplaaak!” diye bağırırsa kral egonuzu bir kenara bırakıp o bağırana sarılın ve teşekkür edin. Çünkü o sizi en iyi görebilendir…